banner913
banner932
banner1012

“SOS annem, en büyük şansım”

1 buçuk yaşındayken geldiği SOS Çocukköyü’nün sağladığı imkanlar sayesinde bugün üniversiteye devam eden Gülçin Uludağ, elinden tutan, kucaklayan SOS annesini en büyük şansı olarak görüyor. Uludağ “Olmasaydı bugünlere gelemezdim… Her şeyi annemden öğrendim… Tüm başarılarımı ona borçluyum” diyor

banner974
“SOS annem, en büyük şansım”

banner971
Annesini kaybetmesinin ardından 1 buçuk yaşındayken geldiği SOS Çocukköyü’nün ona sağladığı imkanlar sayesinde bugün üniversiteye devam eden Gülçin Uludağ, “anne” diye ağlayarak gittiği evde elinden tutan, kucaklayan SOS annesini en büyük şansı olarak görüyor. 
Uludağ’ın “O olmasaydı bugünlere gelemezdim… Her şeyi annemden öğrendim… Tüm başarılarımı ona borçluyum” dediği Hülya Çeribaşı ise, 21 yıldır çalıştığı SOS Çocukköyü 4 numaralı evde bugüne kadar 19 çocuğa annelik yaptı. Baktığı bütün çocukları biyolojik çocuklarından ayrı tutmayan, düğünlerinde tebrik kabul eden Çeribaşı, SOS Çocukköyü’nü görmeye gittiğinde bir çocuğunun “annem olur musun” demesiyle başladığı işe, sağlığı elverdiği sürece devam etmekte kararlı…
138 ülkede hizmet veren SOS Çocukköyü, 1991 yılından bu yana KKTC de hizmetlerini sürdürüyor. 
Biyolojik aile bakımını kaybetmiş çocukların, gençlerin toplumla entegre şekilde yetişmesi amacıyla aile tipi bakım hizmeti vermek misyonuyla kurulan SOS Çocukköyü Derneği, Aile Güçlendirme Programıyla da çocuk terkini önleme riskini ortadan kaldırmak için çalışmalar yapıyor. 
TAK muhabirinin, SOS Çocukköyü Derneği’nin bu yıl Kurban Bayramı nedeniyle “Yanımda Sen Olunca” mottosuyla düzenlediği bağış kampanyası hakkında görüştüğü SOS Çocukköyü 4 numaralı evin annesi Hülya Çeribaşı ve kızı Gülçin Uludağ, yüreklere dokunan hayat hikayelerini anlattı. 
1 buçuk yaşındayken “SOS Çocukköyü 4 numaralı eve” giden ve şu anda Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Psikoloji Bölümü 2. sınıf öğrencisi Gülçin Uludağ, SOS Çocukköyü’nün kendisine güvenli bir yaşam sunduğunu, “O olmasaydı bugünlere gelemezdim… En büyük şansım” dediği annesi Hülya Çeribaşı’nın hayatına yön verdiğini unutamıyor.
Hülya annesinin verdiği sevgiyi hiç kimseden almadığını söyleyen Uludağ, her şeyi annesinden öğrendiğini, tüm başarılarını annesine borçlu olduğunu gözyaşlarıyla anlatıyor. 
“SOS’e geldiğimde Hülya anne gibi bir annem olmasaydı, bence bugünlere gelemezdim…” diyen Uludağ, herkesten güzel giyinip, bir aile çocuğu gibi kreşe, okula gittiğini ve diğer insanlardan, çocuklardan hiç ayrı kalmadığını söylüyor. 
El bebek, gül bebek büyütüldüğünü, Hülya annesinin öz çocuklarından ayırt etmeden kendisine emek verdiğini anlatan Gülçin Uludağ, “Ben SOS’tenim dediğimde kimse bana inanmazdı. Annem her zaman yanımdaydı, herkes annemi öz annem zannederdi, bana kimse inanmazdı. Diğer çocukların anneleri ne yaparsa benim annem de yapardı. Başka çocuklara anneleri doğum günü yapardı, benim annem de bana kocaman pasta yaptırıp, doğum günümü kutlardık” dedi. 
Uludağ, 16 yaşına kadar kaldığı SOS Çocukköyü 4 numaralı evden hiç gitmek, annesinden hiç ayrılmak istemediğini de gözyaşlarıyla anlatıyor. 
Gülçin Uludağ, annesi Hülya Çeribaşı’ndan aldığı sevgi ve desteği hiç kimseden almadığını belirterek, her şeyi annesinden öğrendiğini, tüm başarılarını annesine borçlu olduğunu anlattı.  
“TÜM BAŞARILARIMI ANNEME BORÇLUYUM…”
16 yaşına kadar kaldığı SOS Çocukköyü 4 numaralı evden hiç gitmek, annesinden hiç ayrılmak istemediğini ifade eden Uludağ duygularını şöyle aktardı: 
“Evin küçük kızı Fatoş yeni gelmişti, ben onu kendi öz kardeşim gibi gördüm. Ona küçüklükten itibaren annelik yapmaya başladım, altını değişirdim. Bazen annemden onu kıskanırdım. Sonra annem hep başımı okşayıp, ‘Sen benim ilk göz ağrımsın’ derdi. O yüzden de annemden hiç ayrılmak istemezdim. Annemle yaşadığım her şey beni çok duygulandırıyor, annemin verdiği sevgiyi hiç kimseden almadım, her şeyi annemden öğrendim. Tüm başarılarımı anneme borçluyum. Ben SOS’e geldiğimde Hülya anne gibi bir annem olmasaydı, bence bugünlere gelemezdim, üniversiteye ya da hayata bu kadar sıcak bakmazdım.” 
Ortaokulu Atleks Sanverler’de, liseyi de Türk Lisesi’nde bitirdiğini anlatan Uludağ, şu anda Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi’nde Psikoloji Bölümü 2. sınıf öğrencisi olduğunu ve aynı zamanda bir otelde çalıştığını söyledi. 
“Başarılı olduğum her durumda ilk aklıma gelen Hülya annemi aramak” diyen Gülçin Uludağ, abisinin Girne’de kaldığını, ablası olduğunu, ilişkilerinin genellikle iyi, bazen her kardeş gibi inişli çıkışlı olduğunu aktardı.  
Mezun olduktan sonra bir klinikte çalışmayı veya kreş açmayı istediğini anlatan Uludağ, bir bankada çalışmayı da çok istediğini, belki bu alanda üst ihtisas yapabileceğini, bu konudaki kararının henüz netleşmediğini kaydetti. 
“ŞANSLI GÜZEL BİR ÇOCUKLUK GEÇİRDİM, DİĞER ÇOCUKLARDAN HİÇ AYRI KALMADIM, EL BEBEK, GÜL BEBEK BÜYÜTÜLDÜM”
Hülya annesi sayesinde şanslı güzel bir çocukluk geçirdiğini vurgulayan Uludağ, konuşmasını şöyle sürdürdü:  
“Herkesten güzel giyinip, bir aile çocuğu gibi kreşe, okula gittim. Diğer insanların, çocukların olanaklarından hiç ayrı kalmadım. Gerçekten el bebek, gül bebek büyütüldüm. Arkadaşlarım bir etkinliğe giderken ben de giderdim, annem kendi çocuklarından ayırt etmeden emek verdi bana. ‘Ben SOS’tenim’ dediğimde kimse bana inanmazdı. Annem her zaman yanımdaydı, herkes annemi öz annem zannederdi, bana kimse inanmazdı. Diğer çocukların anneleri ne yaparsa benim annem de yapardı. Başka çocuklara anneleri doğum günü yapardı, benim annem de bana kocaman pasta yaptırıp, doğum günümü kutlardık.”


“Gülçin’i el bebek gül bebek büyüttüm”

21 yıldır çalıştığı SOS Çocukköyü 4 numaralı evde bugüne kadar 19 çocuğa annelik yapan Hülya Çeribaşı Çeribaşı, baktığı bütün çocukları biyolojik çocuklarından ayrı tutmadı
 
 
“Gülçin kreşe başladığında çiçek gibi giydirirdim, saçlarına taçlar, tokalar takarak prensesler gibi süslerdim. Gülçin’i el bebek gül bebek büyüttüm. Aslında bütün çocuklarımı öyle büyüttüm, ama Gülçin gene bir başkaydı, köyün en küçüğüydü”

21 yıldır SOS 4 numaralı evde annelik yapan, bugüne kadar 19 çocuğa bakan, SOS annesi Hülya Çeribaşı, Gülçin Uludağ’ın SOS’e geldiğinde 1 buçuk yaşında olduğunu ve köyün en küçüğü olduğunu belirterek, “Gülçin ‘anne anne’ diye çok ağlardı, onu kucağımda uyuturdum” diye anlatıyor. 
“Gülçin kreşe başladığında çiçek gibi giydirirdim, saçlarına taçlar, tokalar takarak prensesler gibi süslerdim. Gülçin’i el bebek gül bebek büyüttüm. Aslında bütün çocuklarımı öyle büyüttüm, ama Gülçin gene bir başkaydı, köyün en küçüğüydü” diyen Çeribaşı, bayramlarda bütün çocuklar ailelerine giderken, Gülçin ve kardeşini aileleri olmadığı için evine götürdüğünü, bayram ziyaretleri ve bayram yemekleri yediklerini anlatıyor ve ekliyor, “Onları biyolojik çocuklarımdan hiç ayırmadım.” 
Çeribaşı, kızının geldiği günü hiç unutamadığını ifade ederek, Gülçin’in geldiği günü şöyle anlattı: 
“O günü hiç unutmam. Abisi ve Gülçin ağlayarak ellerinde birer ayakkabı kutusuyla geldiler. Kutuların içinde birer çift spor ayakkabı vardı. Spor ayakkabıları ve kutuları ellerinden almak mümkün olmadı, banyo bile yapacaklarında ayakkabıları banyonun yanına koyduk. Yüzlerini çizmesin diye kutuları aldık, gece bile ayakkabılarla birlikte uyudular.”
“Gülçin ‘anne anne’ diye çok ağlardı” diyen Çeribaşı, kendinin o zaman SOS Çocukköyü’nde teyze olduğunu, akşamları evine gittiğini, daha sonra anne olduğunu, o zaman da Gülçin’in aylarca kucağında uyuduğunu anlattı. 
“O dönem evde her biri farklı yaşlardan 10 tane çocuk vardı. Gülçin en küçükleriydi ve gece yarısı uyanıp ‘anne anne’ diye ağlardı. Diğer çocuklar rahatsız olmasın diye de Gülçin’i hep yanımda, kucağımda uyuturdum” diyen Çeribaşı, Gülçin kreşe başlayana kadar, her yere birlikte gittiklerini söyledi. 
“GÜLÇİN BİR BAŞKAYDI…” 
Çeribaşı sözlerini şöyle sürdürdü: 
“Yılbaşında boncuklu krem rengi bir palto almıştım ona, onu hâlâ saklarız. Bayramlarda bütün çocuklar aileye giderdi, Gülçin ve kardeşinin ailesi yoktu. Ben de onları alıp arifeden evime götürürdüm. Bayramın ikinci gecesine kadar kalırdık, beraber bayram ziyaretleri yapardık, birlikte aile yemeği yerdik. Onları biyolojik çocuklarımdan hiç ayırmadım…”
Gülçin’in kendisine de çok yardımcı olduğunu ifade eden anne Hülya Çeribaşı, “Gülçin’in bana çok yardımı vardı, kendinden sonra eve gelen küçüklere baktı, ablalık yaptı” dedi. 
Gülçin’in 16 yaşına kadar SOS Çocukköyü’nde kaldığını, daha sonra Gençlik Evi’ne, şimdi de yarı bağımsız yaşama geçtiğini ifade eden Çeribaşı, “Gönül ister ki buradan, yanımızdan hiç gitmesinler. Ama kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmeleri gerek. Hep bizim kanatlarımız altında olurlarsa hayata atılamazlar, hayatı öğrenemezler.” 
SOS Çocukköyü’nden gitseler de çocuklarla bağlarının hiç kopmadığını da vurgulayan Çeribaşı, çocukların biyolojik anneleri gibi tüm sorumluluklarını üstlendiklerini, özel günlerinde yanlarında olduklarını, düğünlerinde tebrik kabul ettiğini anlattı. 
Çeribaşı, kendisinin çocuklarını asla yerindirmeden yetiştirdiğini vurguladı. 
-“21 yıldır ev 4’te annelik yapıyorum. Bugüne kadar 19 çocuğa baktım, Sağlığım el verdiği sürece çalışmayı düşünüyorum”
Çeribaşı konuşmasını şöyle sürdürdü: 
“Gülçin, vefat eden annesini hatırlamıyor. Babası yurt dışında yaşıyor, görüşmüyorlar. Kardeşleriyle görüşüyor, ilişkileri iyi. Benim iki biyolojik oğlum var. İkisi de evli, çocukları var. Gülçin’in ve diğer çocuklarımın, biyolojik çocuklarımla ilişkileri iyiydi, benim çocuklarım da SOS’e gelirdi. Bağlarımız çok güzeldir. 
Ben kendi biyolojik çocuklarımdan hiç ayırt etmedim Gülçin’i ve diğer çocuklarımı. Buraya anne olduğumda, çocuklarımın biri nişanlı, diğeri de askerliğini de bitirmişti, bakmakla yükümlü olduğum çocuk değillerdi dolayısıyla buraya başlamamı normal karşıladılar.”
SOS’te anne olmadan önce doktor olan bir yeğeniyle birlikte çalıştığını anlatan Çeribaşı şöyle devam etti: 
“Çalıştığım klinikte SOS’ten gelen çocuklara ücretsiz bakım veriliyordu, dolayısıyla ben de çocukları oradan tanıyordum ve çok seviyordum. Yeğenim bir gün bana ‘Çocukları çok seviyorsun, SOS’te çalışmak ister misin?’ diye sordu. ‘Hem maaşın da daha iyi olur’ dedi. Ben de o dönem oğlumu evlendirecektim, ‘olur’ dedim. Konuşup, köyü gezmeye geldim. Kapıyı çalar çalmaz İhsan diye bir çocuğumuz vardı, ‘sen benim annem olur musun?’ dedi. O hareket beni çalışmaya ikna etti. Önce teyze oldum, 11 ay teyzelik yaptım, sonra anne oldum. 
21 yıldır ev 4’te annelik yapıyorum. Bugüne kadar 19 çocuğa baktım. Liseye giden kızlarım vardı, bana hiç teyze aratmazlardı. Çocuklarımızın düğününde annelik görevi yaptım, tebrik kabul ettim. Şu anda evde 5 tane çocuğum var. En küçük çocuğum 6 yaşında. Sağlığım el verdiği sürece çalışmayı düşünüyorum.”
banner979
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.