banner107
banner82

Osman Güvenir’in Dr. Küçük’le ilgili anısı

banner27

Dr. Fazıl Küçük’le ilk tanışmamız onun doktorluk mesleği dönemine rastlar. Bir gün hastalandığımda babam onu eve getirmiş ve beni iyice muayene ederek bana ilaç yazmıştı. Dikkatine gelen ilk şey, bembeyaz gömleği ve babacan tavırlarıydı. Yıllar sonra kader bana onunla birlikte çalışma şansını verdi. Dr. Küçük’le geçen uzun zamanlarımda unutamayacağım pek çok anım vardır. Bunlardan iki tanesini buraya alarak HALKIN SESİ’nin bu 63’ncü yaş gününde O’nu büyük bir saygı ile anmanın kutsal bir görev olduğunu düşündüm.

banner210
Osman Güvenir’in Dr. Küçük’le ilgili anısı

banner192

1963 olayları ve O’nun için en zor günlerdi.   Gündüzüyle sabahı birbirine karışırdı.  TMT’nin yer altından yer yüzüne çıktığı günlerdi o günler.  Zaman oldu komutanlarla büyük kavgalar verdi, zaman oldu TC Büyükelçisi ve Maslahatgüzarları ile büyük kavgalar verdi.  O zor  zamanları derin bir duygusallık içinde Türkiye Hariciyesi’ne eski Türkçe el yazıları ile mektuplar yazar ve o mektupları bana daktiloda “gizli” kaydı ile daktilo ettirirdi.  Yıllarca hemen hemen günde en az iki ve daha fazla zamanlarımız birlikte geçti.  Hatta hatıralarının yarısını da bana dikte ettirmişti.  Bana sonsuz bir güveni vardı.  Bir yerde onunla baba-evlat gibiydik. Yanlış olduğuna inandığım ifadelerinde veya konuya yaklaşımında onu büyük bir cesaretle uyarır ve hata yapmasını frenlerdim.

Yıl 1970’li yıllara gelindiğinde bana bir mektup dikte ettirmişti Türkiye hariciyesine gönderilmek üzere.   Yine duygusal bir yapı içindeydi.  Birilerinin onu etkilediğini ve o ağır mektubu hariciyeye yazmaya sevkettiğini anlamıştım.  Bence o yazı bir hataydı.  Yazılmamalıydı.  O gün o yazıyı yazdığımızda kendisine şunu söylemiştim:

       “Efendim bu yazıyı yazmasanız olmaz mı?  Bir kere daha düşünelim bu yazıyı gönderip göndermemekte.  Bu yazıdan başınız ağrıyabilir.” 

     Bu ifadelerim onu rahatsız etmişti. Fakat bana sonsuz güveni olasına karşın,  gergin yüz hatları ile gözlerimin içine baktı ve şunu söyledi.

       “Sen de mi yahu Osman?  Gönder yahu gitsin ve ayının kuyruğu kopsun.”

Odama geldiğimde uzun uzun düşündüm.  Hala bu mektubu göndermenin büyük bir hata olduğunu düşünüyordum.  Duygusal ve bazı etkileşimlerle kaleme alınmış bir yazının gönderilmesinin

Dr. Küçük’ün şahsına ve prestijine  zarar vereceğini düşünerek ve kendi inisiyatifimi kullanarak o mektubu çekmeceme kilitledim.  Koskoca bir Cumhurbaşkan Muavini’nin mektubunu göndermemenin veya verdiği talimatı yerine getirmemenin ne olduğunu düşünebilir misiniz?

Herşeyi göze almıştım.  Basın ve yayın hayatının ahlakı gereği bazı şeylerin söylenmemesi veya deşifre olmaması gerektiğini düşündüğümden yazının içeriğini burada açıklamak istemiyorum.  Ölene kadar benimle birlikte gidecek bu sırrı hala saklı tutuyorum.

Mektubun yazılmasından iki veya üç gün sonra ansızın çalışma odamın kapısı açıldı ve Dr. Küçük büyük bir telaşla içeriye daldı.  Sonra masamın yanındaki koltuğa oturarak:

“Osman bana bir kahve söyle” dedi.  Yüzüne baktığımda müthiş huzursuz olduğunu ve sararmış parmakları arasına sıkıştırdığı sigarasından durmaksızın çekip çekip durduğunu gördüm.

Kahvesini yudumlarken dudaklarından şu sözler döküldü:

 “Keşke seni dinleseydim.  O yazıyı göndermeseydik keşke.  O yazıdan gerçekten başımız ağrıyabilir.” dedi.

Dr. Küçük’ün bu mektupla ilgili pişmanlık duygularının, herhalde o mektup içeriği ile ilgili olabilecek, benim bilemediğim ama tahmin edebileceğim gelişmelerden kaynaklandığını düşündüm o an.

Tedbirli ve dikkatlice gözlerinin içine baktım.  Onu uzun uzun inceledim ve dinledim.  Sonra kendisine şunu söyledim:

“Üzülmeyiniz efendim.  Başınız ağrımayacak.” dedim.

 “Niye?  Bir bildiğin mi var yoksa bu konuda?” sorusunu sordu bu kez bana.

Sonra çekmecemde kilitli duran imzalı mektubu çıkardım ve “buyurun efendim gönderilmemiş mektubunuzu” dedim kendisine.       

O gergin ve stresli adam gönderilmemiş olan mektubu eline aldığında gevşemiş, bütün gerginliği gitmiş ve katıla katıla gülmeye başlamıştı.  Hem de gözlerinden yaşlar boşalıncaya kadar.  Gülmesi geçtikten ve sakinleştikten sonra bana aynen şunu söyledi:

 “Vallahi sen büyük adamsın.”

O’nunla ilgili çalışmalarımda her zaman vurgularım.  “Birinci adamlarla çalışmak gerçekten zor ama zevklidir” derim.  Bu anım da öyle bir olgu içinde anılarımın içinde yer aldı.  Dr. Küçük çok basit şeylerle mutlu olan bir insandı.  O zor günlerin streslerini ve sıkıntılarını akla gelmedik şakalarla atmaya çalışır ve dakikalarca gülmesine neden olurdu.

banner200
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.