banner480
banner69
banner529

Ulu Önder Atatürk’ü 81 Ölüm Yıldönümünde Sevgi ve Saygıyla Anıyoruz

banner476

Ulu Önder Atatürk’ü 81 Ölüm Yıldönümünde Sevgi ve Saygıyla Anıyoruz

KASIM AĞITLARI

Kasım bir üzgünce aydır Kıbrıs’ta

Deniz yöremizde kükrer uğultularla

Kayalar şimşeklerden daha önde, en önde

Soğuk gözyaşı döker yazdan arta kalan yitik şarkılara

Hani ya nerde şimdi o cıvıl cıvıl yazlıklar

Hani ya nerde o kumsalar plâjlar

Bir delice yel eser toz duman kesilir yollar

Sonra süt beyaz bulutlar akını başlar Toroslardan

Bir yağmur boşanır yanık toprağa geceden öğleye dek

Mosmor olur günbatımında dağların dorukları

Artık dallar çiçek açmaz,sular çağlamaz

Acı çığlıklarla göçer turnalar

Şu kır evi karanlık, şu ova ıssız.

Şu dağ köyünün yamaçlarında guguklu kuşlarla

Güzel gün,ayışığı

Bahar sayıklar Kıbrıs

Günlerce sürer bu gönül üzgünlüğü,bu iç kapanıklığı

Gündüz bulutlara, gece yıldızlara dokunsun ağlayacak

Ya sen insanları sor, insanların iç dünyalarını, yüreklerini

Gökler boşanır, dolar ham sorunlarla küçük evren

Kimi köylü sabanın kuyruğunda üzgün

Kendi içindeki sesi dinler sabahtan akşama dek:

“Öldü Atatürk’üm,O gitti,tam 22 yıl yarın

“Giden efendiliğimin ardından içim tutuşur, yanarım”

Kimi işçi uykusunda bütün bir gece

Sıcak bir yuva, toplumsal güven sayıklar

Ve neden sonra yıldızlara açık gözbebeklerine

Atatürk’ün düşü girer de ağlar.

II

On kasım sabahı Lefkoşa

Uykudan yeni kalkmış,sayrı

Bir baş gibi açar gözlerini

Mağazaların bir bir kalktıkça kepenkleri

Horoz sesleri duyulur ilk gün ışığına karşıcı

Dar sokaklar, basık evler gerinir, esner

Kenti çevreleyen hisarlara vurur da güneş

Ta uzaklarda Trodos ve Beşparmak dağlarında

Ufku saran sisler dağılır gayrı

Okullu çocuklar,izciler geçer sokaklardan

Mehmedler geçer tunç bilekli, şimek gözlü

Dik vücutlar üstünde başlar öne eğik

Bayraklar yaslı, boyunlar bükük

On kasım sabahı 9’u 5 gece

Toplanır büstü önünde

Yüzyirmi bin can

On kasım sabahı 9’u 5 gece

Tanrı katında,Atatürk’le

Sarmaş doloş yirmisekiz milyon insan

Nemli gözler ötesinde açılır çağ çağ

Aydınlık sütunlarda uygar dünyalar

Biter bu güz mevsimi, diner bu yas da

Evrensel acıya, kasvete inat

Düşüncede sınırsız bir bahar mevsimi başlar

Atatürk kafamızda yüreğimizde

Atatürk kolumuzda bileğimizde

Atatürk evreni kucaklayan tüm

Atatürk çağlar sonra doğacak en aydınlık gün.

III.

Her kasım sabahı Toroslara bakan penceresine

Bir dertli ozan oturur da

Özgürlük egemenlik diye sessiz gözyaşı döker

Sonra gündoğumuna, denize dalar düşünceleri

Sonra Atatürk’ü düşünür ağardıkça dağların dorukları

Sonra bir şimşek çakar,

Sonra bir yas çöker

Üç defa satılmış bür yurdun her tepesine.

Özgürlüktü o, evrenle yaşıt

Bür tükenmez ışıktı

Sereserpe uzanmış aydınlık toprağa yemyeşil

Kişilerin ülküsü, ulusların kardeşliği

Uygar kentlerin mutluluğu, sevinci, neşesi

Sınırdaki askerin yüreğinde inanç

Öğretmenin besmelesi

Öğrencinin sabah duası, ilk dersi

O’nu gördük yurdun çiçkeklerinde, yapraklarında

O’nu gördük 27 Mayıs, Devrim bayraklarına

Hâlâ sıcaklığı ellerimizde

Hâla ölümler,özgürlük ötesinde

Bir ses olur dolar içimize bin yıl sonra gelecekten

O’dur başaklarda bereket, göklerde rahmet

O’dur toprağın ruhu, toprak altındaki su

O’dur denizlerin tuzu, dağların doruğu

O’dur gün ışığı, tan yeri, ağaran ufuk

O’nun şavkı vurmuş kafastasına

Türk değil misin be? Ne durursun

Doğrul, kollarından şu zincir kopsun!

Atatürk şimdi Türk yuvaları beklemektedir.

Atatürk geleceğin adamını aramakta,

Türk beşiklerde uyuyan bebekleri

Umut ve bilim sütüyle beslenmektedir.

 Osman Türkay (Beşparmak 1960)

GURBETTE VATAN VE ATATÜRK DÜŞÜNCELERİ

                                                            

Beş yıl gurbette

Batı acununda bir büyük kentte

Vatandan ayrı onulmaz acılarla

Öksüz yaşadım

Ayaklarım yeryüzünde

Başım yedi kat gökte

Evrensel sarsıntılarda toprağa yakın

Ulu ağaçların yanısıra

Köksüz yaşadım

Yıllarca düşüme girdi cüce Beşparmak

Yıllarca gönlümde yattı Trodos

Dağ dağ, ova ova çatladı tohum

Umutlar boyunca yeşerdi toprak

Dedim ki nasıldır şimdi limasol

Masıldır Girne, Lârnaka,Baf

Yoksa bir uzun uykuda mı

Hısarlar koynunda yiğit Lefkoşa

Tarih Mağusa

Yıllarca düşümde yaşadı Türkiye

Yıllarca bir büyük ateş içinde yandım

Her düşünce bir şimşek gibi çaktıkça boşlukta

Bir yıldırım koptu sandım kafatasımdan

Bir tuhaf ülkeydi yaşadığım

Bütün duygularıma yaban

Yollarında tarih, yapılarında gelenek kokan

Havası sisli, iklimi kancık, sesleri boğuk

Ocak ortasındaymış gibi İlkbaharda

İnsanı soğuk, toprağı soğuk, renkleri soğuk

Parası, karısı, kızanı soğuk

Bastım o yaban illerin toprağına

Her adım başına bir sarsıntı oldu

Dağlar koparcasına evrensel depremlerle topraktan

Kopum paramparça dünyalarımla

Maddem bir yana

Ruhum bir başka yana

Dedim ki benim bir yurdum var:

Kıbrısla Birleşmiş Türkiye

Artık ayrılmaz kalbimi ondan

Atomu bir milyar parçaya bölen

Ne kılınç, ne de dehâ

Kalbim o Ata yurdundundan unutulmaz anılarla dolu

Haykırdım çığlık çığlığa günler geceler boyu

Anne Anadolu

Anne Anadolu

Hani doğduğum o şirin köy

Nerde Ömrümün Beşparmak dağları

Nerde benim Girne’m,Lefkoşa’m, Mağusa’m

Tüm vatan öksüzlüğünde yorgun argın

Kaç gece buhranlı düşler içinde belirdi Mersin

Kaç gece Toroslar gönlüme uzandı boylu boyunca

Kaç gece kızakla imdim Palandökenden

Kaç gece yağız atlarla tırmandım Ağrıya

Kaç gece, ışık ışık,dalga dalga, pul pul

Taymis kıyılarında bir uzun gezintide

Kalbimin içinde güldü İstanbul

Bozkırlar boyunca uzardı bir mutlu düşünce

Işık mıydı, toprak mıydı, neydi

Bir şimşek çaktı mı boşlukta

Atatürk’ten bir parçaydı o bence

Günler bir kuru yaprak gibi düştükçe ömrün dalından

Her an kendimi öz yurtta sanırdım

Bir başka dünyaydı o hem ne garip yönleri vardı

O dev şehrin meydanlarında Atatürk’ün

Bir heykelini bile görmeyince

O derin uykudan hıçkırıklarla uyanırdım

Şu sokak sisli,bu yapı paslı, kapkara

Bu şehir başka, burası Londra!

Bir vatan özleminin sonsuzluğunda

Ömrüm olgunluğa yönelen meyvalarla her yemek vakti

Dökülü dökülüverdi porselen tabaklara

Beş yıl gurbette geçen ömrün zalim saatlarında

Uzun saniyeleri saydım

Sandım ki her bahar, her yaz

Bir köy düğününde

Ya Mesarya’da, ya Çukurovadaydım.

Yürüdüm yıllar boyu düşlerimin ülkesinde, yaya

İklimle, mevsimle değişti alınyazım

Çorak bozkırlarda başıboş, özgür

Dudaklarım çatladı susuzluktan

Kara toprağa sırt üstü yattım da akşam olunca

Bir elim uzadı Kars’a değin

Bir elim okşadı Edirne’yi

Başım yastık belleyip düştü de Zonguldak’a

Ayaklarım kök saldı Kıbrıs’ta ana toprağa

Benimle güldü, benimle ağladı her şey

Büyüdü kalbim, büyüdü sevincim

Doğuda dadaşım,Batıda efem

Kuzeyde Karadenizlim

Güneyde esmer kardeşim

Türk kardeşim

Türkmen kardeşim

                                                II

Beş yıl her günün duygulu saatlarında

Beş bin yıllık zamanı

Vatan coğrafyası üstünde tüm yaşadım

Vücudum Batı’da, ruhum Doğu’da

Bir yanda öldüm yaşadım

Öte yanda güldüm yaşadım

Tutundum aydınlık sütunlarına gökkubesinin

Hep O’nu düşündüm,her saniye O’nu

Samsun kıyılarından Ergenekon’u

Sordum O tarih mi, tarihin gözü, kulağu; nesi

Aklımda ne Britanya Müzesi

Ne de Britanika Ansiklopedisi

Bir sonsuz düşünceydi o

Sereserpe uzanmış aydınlık toprakta yemyeşil

Kişinin özgürlüğü, ulusların kardeşliği

Uygar kentlerin mutluluğu, sevinci, neş’esi

Bir yaşlı güve yürüdü mü bir tozlu yaprakta

Duydum O’nun kulaklarıyla

Üç bin yıl önce Altaylardan

Ecdat soluklarıyla uzayan en güzel sesi

Her şeyde O vardı, her şeyimde hep O

New York’ta Özgürlük Anıtı,Londra’da Big Ben

Eyfel Kulesi bile Sen nehrinden önce O’na bakardı

Bir ışık sarardı çepçevre yıldızları

En büyük sevinç, en güzel umut

Anıt- Kabirden ta Merih’e kadar uzardı.

                                    III

Ne kadar da baygındı şu Kasım sabahları

Işıklar ortasında kara bir yılan gibi

Kıvrılan Taymis nehri kıyılarında

İnsanca acılarla kasvete inat

Güzeldi güzel olmasına bu saatlarda dünya

Uyurdu bir mavi tül perdesi altında Büyük Britanya

İğreti aynalarla kırılmış paramparça

Üstünde güneş batmayan imparatorlukların

Buğdaylı,altınlı,petröllü

Pırlanta rüyasında

Yüzyıllar öncesi böyle üzgün mü akardı Taymiş

Böyle derin bir uykuda umutsuz

Sayıklar mıydı Westminister ile Buckingam

Ceviz iriliğinde plâtinler elmaslar

Kıymetli taşların parıltısı taçlar tahtlar

Yeryüzünde kuvvetle mağrur başlar

Ya hele Okyansulara koşan

Uygar dediğimiz şu sular

Şu köprüler,şu tekneler, şu rıhtımlar

Kişiye kıtadan kıtaya yol açan buhar...

Sarsıntılara dolu geçmişte

Savaşlar, şanlar, şerefler, zaferler, yenilgiler

Bir bir açardı gün ışığına hortlak perdeleri

Her nefes alışta,her an çekişte

Bir yanda kafası yükün altında kopan zenci

Öte yanda ışıkla yıkanmış salonlarda

Şampanya yerine içilen halis insan kanı

Şurada belkemiği,burada kafa tası

Hani ya nerde kaldı İspanyol armadası

Bakınız Jan Dark’ı bile nasıl yıkmışlar bu ateşte

Böyle değildi,hâşâ

Bu rıhtımlarda şahlanan eski çağlar

Gelecek büyük günlerin düşleriyle gururlu

Okyanusları sıkıştırdı avuçlarında

Britanya adasının deniz gözlü

Sarışın sıska çocukları

Şarkılar yükselirdi dudaklarına

Şarkılar baharat, kavuçuk üstüne

Hindin çayı keteni, Mısırın pamuğu, pirinci

Petrol kokardı Arap çöllerini öperken dudakları

                                    IV

İlk ışık,ilk şimşek, ilk gök

İlk kıyamet koptu Gelibolu’da

İlk yıldırım:Mustafa Kemal

Dünya o gün bir daha

Sarsıldı yerinden

İlk özgürlük türküsü tutsak ulusların

İlk nur Asya’ya

İlk aydınlık O’nunla düştü Afrikaya

Kölelik yıkıldık kişilerin ulusların kaderinden

Uzak Doğu’dan Uzak Batı’a

O’nda bir sonrasız ışık vardı

Bir mutlu sevinç

Bin yıl sonra doğacak çocuğun yüreğinde

Bin yıl önceden o çarpardı

                                                V

Kaç Kasım sabahı ölümünle üzgün

Taymis kıyılarında bir küçük parka oturdum da

Sessiz gözyaşı döktüm.

İlkin bir şimşektin,bir yıldırım

Şimdi milyonca yürekte umut

Gazi Paşam, Atatürk’üm.

Bıraktığın türküler söylenir cümle acunda

Bıraktığın türküler Kıbrısımda

Ya özgürlük, ya ölüm

Uygar kentler sathında aydınlığın

Bak nasıl barıştık çevrende

Grenwich, Tower Bridge, Big Ben

Ne kadar mutluyum bilsen

Dört yanımı sarmış dost ışıklar

Aydınlık çağlara yöneldik

Aya değdi başımız

Yıldızlar avuçlarımızda

Yükselmedeyiz daha da

Yurtta barış var,evrende barış

Köleliğe baş kaldırtmayız sevmekle seni

Yeryüzünden başka

Merihte de,Ayda da.

Osman Türkay (Beşparmak 1959)

banner342
banner496
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.