banner913
banner932
banner1012

“Elimizde kırık dökük silahlar vardı, mermimiz yoktu”

TMT üyesi Metin Aybars, 20 Temmuz Barış Harekatı’nın yaşandığı günlerde Lefkoşa’daki durumu anlattı: “Elimizde kırık dökük silahlar vardı. Çatışmalar aralıksız sürüyordu. Mermimiz yoktu, silahlarımız İkinci Dünya Savaşından kalmaydı”

banner974
“Elimizde kırık dökük silahlar vardı, mermimiz yoktu”

banner971
Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) üyesi Metin Aybars, 20 Temmuz Barış Harekatı’nın yaşandığı günle ilgili anılarını anlatırken harekatın olacağını 19 Temmuz gecesi yarısı öğrendiklerini geceyi mevzilerde geçirerek hazırlıklar yaptıklarını söyledi.
Türk uçaklarının Türklerin ve Rumların bulunduğu bölgeleri ayırt etmelerine imkan sağlamak adına tanıtma bezlerini gerekli yerlere yerleştirdiklerini anlatan Aybars, sabaha karşı ilk uçak sesleri gelirken, taarruz emri aldıklarını dile getirdi.
Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) üyesi Metin Aybars, 20 Temmuz Barış Harekatı’nın yaşandığı günlerde Lefkoşa’daki durumu Türk Ajansı Kıbrıs’a (TAK) anlattı.

TMT’ye girişinin lise yıllarında rastladığını dile getiren Aybars, Yılmaz Bora ile birlikte Yenicami Spor Kulübü çerçevesinde örgütlendiklerini söyledi.
Aybars, TMT’ye girişini “Avrupa gazetesinin bugün olduğu yerde Yenicami Spor Kulübü vardı.  Biz de Yılmaz Bora ile birlikte orada örgütlendik. 27-28 Ocak olaylarında aktif rol üstlendik” ifadeleriyle anlattı.
O yıllarda yaşananları özetleyen Aybars, 22 yaşında olmasına rağmen önemli sorumluluklar üstlendiğini, tabur harekat subayı, istihbarat subayı olarak görev yaptığını belirtti.
20 Temmuz Barış Harekatı’na uzanan olaylara değinen Aybars, 15 Temmuz darbesi gerçekleşmeden önce adada durumun sakin olduğunu, barikatların kalktığını söyledi.
Bunun nedeninin Makarios’un o yıllarda farklı bir strateji izlemesi olduğunu söyleyen Aybars, Kıbrıslı Türklere karşı darbe ve şiddet değil farklı yöntemler uygulama düşüncesi bulunduğunu belirtti.
Aybars, Kıbrıslı Türklerin finansal olarak sıfırlandığını birçoğunun yurtdışına göç ettiğini dile getirdi.
Yunanistan’daki cuntacıların Kıbrıs’ta darbe yapıp bir kahramanlık destanı yaratmak istediklerini söyleyen Aybars, Kıbrıs’ta Enosisi gündeme getirerek, adayı Yunan adası haline dönüştürüp darbe yönetimine statü kazandırma düşüncesinin hakim olduğunu belirtti.
Makarios’un bu görüşte olmadığını ancak Nikos Sampson’un darbeyi yapanlarla yakınlığı bulunduğunu dile getiren Aybars, Makarios’un ise Yorgacis ile yakın olduğunu söyledi.

“Yorgacis belli adamları devşirdi. Bu adamlar darbecilere suikast düzenlemek üzere Yunanistan’a gittiler. Bu suikast girişimleri başarısız oldu. Bu başarısızlık onun sonunu getirdi. Adaya gönderilen bazı kişiler Yorgacis’i öldürdü. Bu Makarios için de bir uyarı niteliği taşıyordu. Çünkü ikisi yakındı”
Aybars, 15 Temmuz’a kadar ortalığın sakin olduğunu söyleyerek, “Ben o yıllarda istihbarat şefliğini de yapıyordum. Ortalık sakindi. Mevzileri gezdiğim sırada sesler duymaya başladık. Rum tarafından ateş ve çatışma sesleri geliyordu. Hemen alarma geçtik. Tam o sırada Çağlayan bölgesinden bir otomobil geldi.  İçinde insanlar vardı. Hepsinin kendi iç çatışmalarında vurulmasına tanık olduk” dedi.
Çatışma sesleri üzerine alarma geçtiklerini dile getiren Aybars, Rum tarafında çatışmaların aralıksız devam ettiğini söyledi.
“Rum tarafında sürekli çatışma oluyordu. Sesler hiç susmadı. Bize yakın mevzilerde Rum askerler aç ve susuzdu, yardım istediler ve bizimkiler onlara ekmek ve su verdi” diyen Aybars, henüz o saatlerde Türklere yönelik saldırı  olmadığını anlattı.
“Nikos Sampson başa geçer geçmez ‘Kıbrıs Elen’dir’ dedi ve Enosis’i ilan etti” diyen Aybars, bu aşamadan sonra Kıbrıslı Türklerin tehdit altına girdiğini söyledi.

Aybars, Barış Harekatı’nın olacağını 19 Temmuz gecesi yarısı öğrendiklerini dile getirerek, o geceyi şöyle anlattı:
“19 Temmuz gece yarısından sonra sancaktarlığın harekat subayı geldi, bizi çağırdılar. Bölük komutanları toplandık ve bize Barış Harekatı’nın başlayacağı söylendi. Mevzilerimizi takviye etmemiz istendi.
Bize verilen, mühürlerle kapatılmış tanıtma bezleri vardı. Bu bezleri uçakların Türk bölgesi ile Rum bölgesini ayırt edebilmeleri için kullanacaktık. Bizden onları yerleştirmemiz istendi. Sabaha doğru jetlerin geleceği söyledi. Onları gereken yerlere yerleştirdik. Meclis’in içindeki karargaha gittik ve orada sabahladık
Ben Çağlayan’dan Marmara bölgesine kadar olan taburun mevzilerini gezdim. Uçakların gelişine hazırlandık.
Sonra uçakları gördük. Belli yerleri özellikle Rumların cephanelerinin bulunduğu Atalasa bölgesini bombalamaya başladılar”
“ÇATIŞMALAR BAŞLADI. İLK ŞEHİT VERİLDİ”
Çıkarmanın olacağı yerleri bilmediklerini dile getiren Aybars, paraşütçülerin Boğaz bölgesine inmeyesiyle birlikte Rumların kendilerine ateş etmeye başladığını belirtti.

Aybars, şunları anlattı:
“Çatışmalar başladı, kıyamet koptu ve akşama kadar bitmedi. Anayasa lokantası vardı oraya havan düştü ve yanmaya başladı. Şehit haberleri de gelmeye başlamıştı. İlk şehit Ecvet Yusuf oldu. Bizim tabur karargahının yanındaki bölüğün komutanıydı. O gün beni aramaya gelmişti ben mevzilerdeydim tıraş makinemi istiyordu, tıraş olacaktı. Tıraş oldu ve mevziye gitti. Bölgesinde yarım olan tam bitmemiş bir mevzi vardı. Maliye’den Önder Süpermarkete gelirken köşede bir ev vardı. Onun yanındaki ev, ikinci ev. İşte orada mevziyi kontrol etmeye gittiği sırada şehit oldu Ecvet Yusuf”
Çatışmalar devam ederken yaşananları anlatan Aybars, “Bizim elimizde kırık dökük silahlar vardı. çatışmalar aralıksız sürüyordu. Rum tarafından Boğaz ve Gönyeli’ye top mermileri atılıyordu. Atışlar aralıksızdı. Toplar taş duvarları delip geçiyordu” dedi.
İlk uçak sesleri gelirken, taarruz emri aldıklarını söyleyen Aybars, “Mermimiz yoktu, silahlarımız İkinci Dünya Savaşından kalmaydı. Bize takviye gönderilen mermiler silahlarımıza uymadı. Yine de elimizden geleni yaptık. 23 Temmuz’a geldiğimizde ilerlemeye başladık. Rumlar bize ateş ediyordu. Çatışmalar yaşanıyordu” ifadelerini kullandı.
İlerlemelerinin devam ettiğini, diğer taburlarla birlikte Kaymaklı, belediye evlerinin bulunduğu bölgelere kadar gidildiğini ve Hamitköy’deki taburun da ilerlemesiyle ortalarda buluştuklarını söyleyen Aybars, Türk alayının da Domuzcular Burnuna doğru gitmesi ve Rumları orada zorlamasıyla Rumların savunmalarının kırıldığını kaçışın başladığını belirtti.
Kaçanlara ateş edilmemesi emri verdiklerini anlatan Aybars, şunları söyledi:
“Rumlar kaçmaya başladı. Aralarında askerler ve siviller vardı. Kaçanlara ateş edilmemesi emrini verdik. Durum gergindi uzun süren çatışma ve gerginliklerden sonra tansiyon yüksekti. İsteseydik 500’e yakın kişiydiler onları öldürebilirdik. Ama yapmadık. Bir katliamı önledik.”
Ateşkesin 27 Temmuz’da ilan edildiğini söyleyen Aybars, eşi ve üç çocuğunu uzun süre göremediğini belirtti.
“Eşim ve çocuklar komşularla beraber o sokakta bulunan bir evin bodrumundaydılar. Orada saklandılar. Sonra onları Samanbahçe’ye aldırdım. Orada daha güvendeydiler. Üç çocuğum 3-4 yaşlarındaydılar, küçüktürler”
İkinci harekata kadar ateşkesin devam ettiğini dile getiren Aybars, Bedrettin Demirel ve Hakkı Borataş’ın Boğaz Şehitliğinin ilerisinde tepelerde karargah kurduğunu belirtti.
Aybars, “Asker çıkarma yapmıştı Boğaz’daydılar. Hakkı Borataş beni çağırdı bulundukları yere gittim. Lefkoşa’daki durumu anlattım. Boğaz ve Lefkoşa arası güvenliydi. Sahra hastanesi kurulmuştu. Sürekli yaralılar ve ölüler geliyordu. Doktorlar hemşireler aralıksız çalışıyorlardı. Borataş ile görüştüm Lefkoşa’daki durumu sordu, durum değerlendirmesi yaptık” dedi.
Ateşkes sürerken görüşmelerin de devam ettiğini anlatan Aybars, Rumların tüm önerileri reddettiklerini bunun üzerine ikinci harekata karar verildiğini söyledi.

Aybars, bunlar yaşanırken, kendi mevzilerinin yakınlarındaki Rum askerlerinin mevzilerinde bayraklarını sallayarak kendilerini kışkırtmaya çalıştıklarını söyledi.
Rumların o sırada ikinci harekatın başlayacağını bilmediklerini belirten Aybars, şunları kaydetti:
“Rumlar bize hareketler yapıyor, bayrak sallıyorlardı. Olacaklardan habersizdiler. Sabaha doğru ikinci taarruzun başlayacağı bize söylendi. Sancaktarlığın harekat subayı ‘sağlam durun asker geçip gidecek’ dedi. Sonra ikmal başladı tanklar Hamitköy’ün altına kadar sessiz sessiz geldi. Sabah 5 buçuktu gün doğarken uçaklar bizim önümüzdeki mevizeleri vurdu. Zırhlı araçlar, tanklar ilerledi. Bize söven Rumlar bir iki ateş açıp kaçmaya başladılar. Türkler onları hedef bile almadılar. Sadece Haspolat civarında çatışmalar oldu. İlk paraşütçüler rüzgarın da etkisiyle Haspolat’a düşmüştü ve Rumlar onları öldürdüler”
Türk askerinin geçişinin ardından Kaymaklı’da çatışmaların yaşandığını dile getiren Aybars, çatışmaların sona ermesiyle sınıra yönelik haritaların çıkarıldığını ve kendisinin de o haritaları hazırlayanlar arasında bulunduğunu anlattı.
 “RUMLAR ENOSİS’İ UYGULAMAYA HAZIRDI. TÜRKLERİ GÖMECEKLERİ YERLER BELLİYDİ”
Metin Aybars, “çıkarma olmasaydı ne olurdu?” sorusuna yanıtında, “Rumlar ENOSİS’i uygulamaya hazırdı. Cuntacılar planlarını uygulayacak ve kahraman olacaklardı” ifadelerini kullandı.
Bu planlar doğrultusunda ve Akritas Planı’nda hedefin başkent Lefkoşa olduğunu dile getiren Aybars, “Hedef Lefkoşa’yı almaktı. Lefkoşa’yı teslim alsalar Larnaka Limasol ne yapacaktı? Her şey biterdi.” dedi.
Aybars, kamplarda Türklerin görüleceği yerlerin ve gömecek dozerlerin şoförlerinin isimlerinin bile belli olduğunu söyledi.
20 Temmuz Barış Harekatı’nın ilk günlerinde taarruzun başarılı olup olmayacağı bilinmeden korku ve tereddüt yaşadığını dile getiren Aybars, “İkinci harekat olduğunda artık güvenli hissetmeye başladık. İçimiz rahatladı” dedi.
Aybars, aralık ayında kadar görevine devam ettiğini daha sonra terhis olduğunu belirtti.
Ercan Havalimanı ve KTHY’nin kurulmasına yardım ettiğini dile getiren Aybars, bir yıla aşkın süre Ankara’da hava trafiği konusunda eğitim aldığını sonra da emekliliğine kadar göreve devam ettiğini ifade etti.
 
banner979
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.