banner480
banner69
banner460

Dizdarlı: Çetinkaya nasıl küme düştü?

banner476

Çetinkaya’nın eski kulüp başkanı Dr Bülent Dizdarlı, “Çetinkaya nasıl küme düştü?” başlıklı bir değerlendirme yazısı yayınlarken, küme düşmenin nedenlerini 4 başlıkta toplayıp, “Hiç kulübe uğramayan, müsabakaları izlemeyen, iki kuruş yardım istendiğinde ortadan kaybolanların yazdıkları “Ağıtları” okuyunca üzüldüm. Madem böylesine seviyorsunuz Çetinkaya’yı, neden hiç ortalıkta değildiniz?” ifadelerini kullandı.Dr Bülent Dizdarlı, yazısının son bölümünde ise Çetinkaya’yı, yeniden ayağa kaldırmak için ne yapılması gerektiği ile ilgili görüşlerini aktardı.

Dizdarlı: Çetinkaya nasıl küme düştü?

Tarihinde ilk kez en üst ligden bir alt lige düşen Çetinkaya’nın eski kulüp başkanı Dr Bülent Dizdarlı, “Çetinkaya nasıl küme düştü?” başlıklı bir değerlendirme yazısı yayınladı.
Dr Bülent Dizdarlı, “Çetinkaya nasıl küme düştü?” başlıklı değerlendirme yazısı şöyle:
“ÇETİNKAYA NASIL KÜME DÜŞTÜ?
Ülkemizin güzide kulübü Çetinkaya, bir alt lige düşünce gerek medya da gerek sosyal medyada yazılıp çizilenleri okudukça hayretler içinde kaldım.
Şunu baştan belirteyim, rakip camiaların taraftarlarının söylediklerini gayet normal karşılıyorum. Onların alaycı hatta bazen nefret kokan söylemlerini doğal buluyorum. Zira mevcut futbol kültürümüzün (!) alt yapısı budur. Dolayısıyla rakip takımların taraftarları ne yazarlarsa yazsınlar, ne söylerlerse söylesinler beni şaşırtmazlar. Onlar “Hükümet takımı, Sosyete ve son olarak da Apoel” derseler de beni üzmezler, üzemezler. Hatta karşılığında bu kafa yapısı içerisine uyum gösterip onlara dönüp aynı alaycılıkla “ Müzemizde olmayan tek kupayı almak için düştük.” diyesim bile gelir.
Beni kim ya da ne şaşırttı, ya da ne üzdü diye sorarsanız hemen anlatayım:
Yaklaşık otuz yıldır Çetinkaya Kulübünün içindeyim. Bu otuz yılda hiç kulübe uğramayan, müsabakaları izlemeyen, iki kuruş yardım istendiğinde ortadan kaybolanların yazdıkları “Ağıtları” okuyunca üzüldüm. Bu arkadaşlarımızın tarihimize yönelik methiyelerini şaşırdım. Aklımdan hep “ yahu madem bu kadar iyi biliyorsunuz bu camianın önemini ve böylesine seviyorsunuz Çetinkaya’yı, neden hiç ortalıkta değildiniz?” diye sormak geçer.
Sonra kendi kendime yazılanlara çizilenlere tek tek cevap vermek yerine toplu bir şekilde yanıt vermeye karar verdim. “Çetinkaya nasıl neden küme düştü” başlığı altında yazı yazmaya karar verdim. Yazı yazdıkça uzadı. Ancak gerçekten neden düştüğümüzü merak edenin sonuna kadar okuyacağına da eminim.
Amacım yaptığımız yönetsel hataları örtbas etmek değildir. Başkan olmayı ben istemedim. Camianın ileri gelenleri (!) neredeyse zorladılar. Onlara benim “böyle bir sıfata ihtiyacım yok “ desem de hep “ bizim sana ihtiyacımız var” sözlerini duydum. “Parasızız küme düşebiliriz.” dediğimde “Düşersek düşeriz ama biz sana para buluruz.“ karşılığını aldım. Sözlere kanıp mali yardımı elimize almadan yönetime girmemiz büyük hata oldu. Sen al bu işi seni destekleyeceğiz diyenler bir süre sonra karşımıza muhalif geçti.
İlk üç maçı kaybettikten sonra hâlâ aynı hocada ısrar etmek de bir hata olabilir. Kabul etmek gerek ki, eldeki olanaksızlıklardan da kaynaklanan transfer hataları da oldu. Belki bunlar olmasa bu sene de ligde kalabilirdik ama bu sadece düşüşü ertelerdi. Maalesef, Çetinkaya aşağıda sayacağım koşullar düzelmediği sürece ligden düşmeye kısa vadede mahkûmdu.
Gelelim konumuza:
Çetinkaya nasıl küme düştü ? Bu sorunun cevabını 4 başlıkta aramak gerekir
1- Çetinkaya’nın tarihi ve diğer camialarla bozulan ilişkileri
2- Zaman içerisinde sempatizanın taraftarın küstürülüp kulüpten uzak tutulması
3- Mali dengelerin bozulması
4- Korona Virüs Salgın Süreci
1- Çetinkaya’nın tarihi ve diğer camialarla bozulan ilişkileri:
Halk arasında önceleri “hükümet takımı” olarak anılan Çetinkaya, gerçekten de dönemlerin en önemli toplum yöneticilerinin etkin olduğu bir kulüp görünümündeydi. Amatör bir ruhla devam eden ada futbolunda, yetkili toplum yöneticilerinin sayesinde sağlanan olanaklar diğer kulüplere göre daima bir adım önde olunmasını sağlıyordu. Nerde oynarsa oynasın, bir genç daha kolay daha itibarlı iş imkânı bulma umuduyla Çetinkaya’ya gelmek istiyor, bunun için adeta yırtınıyorlardı. Hâl böyle olunca da diğer kulüplerin kaliteli sporcuları ellerinde tutmaları olanaksızlaşıyordu. Kabul etmek gerekir ki bu psikolojik haksız gibi görünen rekabet, futbol dünyamızı sinsiden sinsiye Çetinkaya ve diğerleri olarak ayırmaya başlamıştı. Bu ayrışma özellikle zengin işadamlarının başkan olduğu dönemlerde yapılan anormal bütçelerle adeta körüklenmişti. Maalesef o dönemde yaşanan sportif zaferler Çetinkayalıların gözlerini karartmış adeta bir atasözü gibi belleklerine kazınmış “ Çetinkaya şampiyon oyuncu yetiştirmez, şampiyon oyuncuyu alır” felsefesinin esiri olmuştu.
Tabi ki on dört kez lig, on yedi kez kupa şampiyonu olmanın yanı sıra PAKKOS adlı hazinelere bedel bir Şildin sahibi olmanın dayanılmaz hafifliğinin yarattığı egoya karşı, rakiplerde de bir kıskançlık ve onun üstüne düşmanlık gelişmesi kaçınılmazdı. Biz Çetinkayalılar’da gelişen ego maalesef karşımızda yıllar içinde giderek biriken ve çoğalan düşmanlığı görmemize, buna karşı tedbir almamıza engel oldu.
Öte yandan, istemimiz dışında öyle olaylar yaşandı ki yalnız rakipler değil tüm spor kamuoyunun bize olumsuz bakmasını katmerledi:
Örneğin 20 Nisan 2011 günü oynanan Urcan Vangöl Federasyon Kupası finalinde rakibimiz Lefke Türk Spor Kulübü taraftarlarının son dakikada aleyhlerine verilen bir penaltıyı mazeret edinip bir anda sahaya girip etrafı kırıp dökmeleri ile başlayan sürecin ertesinde, bırakın spor kamu oyunu ya da spor yazarlarını, magazin ve hatta politika yazarları dahi köşe yazılarında Çetinkaya’yı mahkum ettiler. Maçın federasyonca 3-0 bizim lehimize tescil edilmesinden Çetinkaya’yı sorumlu tuttular. Bir Allah’ın kulu da çıkıp Lefke’ye “Yahu siz 1-0 öndeydiniz, o penaltı haksız bile olsa gol olacağını kim bile bilir ki? Olsa da zaten iyi oynuyordunuz uzatmada maçı yine kazanabilirdiniz” demedi. Demedi diyemedi. Aksine federasyonu Çetinkaya’nın etkilediği yazıldı çizildi. Lefke Türk Spor Kulübü, Çetinkaya’yı kupasını çalmakla suçlar pozisyona taşındı. Oysa kararı federasyon vermişti.
Sonuç olarak Lefke, Çetinkaya’ya düşman oldu. Yıllarca Lefke’ye giderken yollarımız kesildi. Soyunma odasında camlar kırıldı. Yöneticilerimiz tehdit edildi. Federasyona yapılan her şikayet geri döndü. Medya bunlardan hiç bahsetmedi. GAÜ Çetinkaya olarak oynadığımız son Lefke maçında son dakikada kazanılan penaltı belki de bu korkuyla atılamayıp şampiyonluktan olundu. Bu inanışla bütün camialar Lefke yanında yer aldı. Her yerde olay bizim suçumuzmuş gibi karşımıza çıkarıldı. İşin ilginç yanı ne biliyor musunuz Yıl 2020 yılına gelinmişti ama aynı senaryo hâlâ devam ediyordu.
Bunların üstüne Serdarlı olayı geldi. 7 Mayıs 2015 tarihinde Cihangir’de oynanan müsabakada Serdarlı dört sarı kartlı oyuncuyla başlayınca hükmen mağlup sayılmış, devre arasında müsabakaya devam etmeyip sahadan ayrıldığı içinde üç puanı daha eksiltilmişti. Bunun da sorumlusu Çetinkaya olarak lanse edildi. Oysa böyle bir şeyi organize edebilecek ne paramız ne de gücümüz vardı. Ama yok. Günah Çetinkaya’nındı. Nefret tohumları yeşermeliydi. Her gittiğimiz statta “Serdarlı” tezahüratını işitmek durumundaydık artık. Bu arada kimse “Yahu Çetinkaya’nın böyle gücü parası olsa o parayı sağlam takım kurmak için harcar ve küme düşme potasına girmezdi” demedi.Yine diyemedi. Herkes işin kolayına da demeyeceğim, olayı istediği yöne çekti. Çetinkaya yine vicdanlarda mahkum oldu.
2018-2019 sezonunun bitimine iki hafta kala oynanan Y.A.K müsabakasında yaşananlar ise hepsinin üstüne kaymak oldu. Bu maçın son dakikasında attığımız golle Yenicami şampiyonluktan olunca biz de “APOEL” olduk. Ne yapmalıydık yani? Yenilmek için mi maça çıkmalıydık? Doğru olanı yapmıştık. Tıpkı onların bir yıl önce yaptığı gibi doğruyu yapmalıydık. Ama doğru bizim futbolumuzda herkese göre farklı algılandı. APOEL yakıştırmasını yaşadık. Onun da ötesinde o beraberliğe takan ünlü iş adamımız, bu yıl nerdeyse her rakibimize teşvik primi vererek motive etti. İşin ilginç yanı bu herkesin bilgisi dahilinde oldu. Ayyuka çıktı ama kimse dillendirmedi. Zira Çetinkaya cezalandırılmalıydı.
Ceza kesildi. Umarım bu bir alt lige düşme olayı ile herkes artık rahatlamıştır.
2-Zaman içerisinde sempatizanın, taraftarın küstürülüp kulüpten uzak tutulması…
Aslında rakiplerimizin “Sosyete” yakıştırması amiyane olsa da neticede bir serzenişin ifadesiydi. Lefkoşa’nın kalburüstü tüccarları ve bürokratları Çetinkaya’ya devam etmekteydi. Kulüp binası içinde düzenlenen etkinliklerle bir araya gelip hem memleket işlerini hem de kendi sektörlerine yönelik konuşuyorlardı. Lokal bir yerde bu değerli sempatizan ve taraftarların birbirleriyle huzur içinde temas ettikleri yerdi. Böyle bir gücü arkasına almak kulübün gücüne güç katmaktaydı.
Ne yazık ki bu olanak yavaş yavaş kaybedildi. İnsanlar tek tek küstürüldü. Birçok daimi üye başka lokallerde zaman geçirmeye yönelirken, buna hiç aldırış edilmedi. Lokaldeki sayısal düşüş tribüne de yansıdı. Kendi sahamızda oynadığımız maçlarda bile seyirci sayımız rakiplerimizden az oldu. Has Çetinkayalı olarak bilip tanıdığımız bu insanların çocuklarının bir kısmı başka takımların sporcusu taraftarı veya yöneticisi olarak karşımıza çıktı. Diğer bir kısmıysa uzak durdu.
Bir zamanlar caddelerde futbolcuları omuzlarında taşıyan taraftar desteğinden, uzak deplasmanlara sadece üç kişiyle giden bir sayıya düştük.Sorumluları hepimiz biliyorduk.Hep bunları gördük ama yıkımı durduramadık. Bu nedenle camia olarak düşmeyi hak ettik.
3-Mali dengelerin bozulması
Dünya’da futbolun bir pazarlama unsuru olduğu doğrudur. Çetinkaya bu doğruyu ilk fark eden, ama tam özümlemeden fark eden camia olarak tamamen amatör seyir eden futbolumuzu yarı profesyonel hâle çevirerek, kendi sonunun da başlangıcını yapmıştır. Zira o zaman saptanan “doğru”, ne o zaman ne de sonradan global pazarlamaya girilemediğinden, uluslararası müsabaka yapılamadığından ve yerel ligi bir pazarı açma kapısı istemi gerçekleşmediğinden orta vadede yanlışa dönüşmüştür.
Yanlış hesap Bağdat’tan döndü dönmesine ama biz Çetinkayalılar yine zengin başkanlarımız sayesinde bunu hissetmedik. Söz konusu başkanlar bütçede oluşan açıkları ceplerinden karşılayarak arkadan esen rüzgarın etkisi ile camiayı bir süre daha taşıdılar. O sıralarda içimizden bazıları “kurumsallaşma şart” dese de, ardı ardına kazanılan kupaların da etkisi ile sesleri duyulmadı. Ama ne zamanki söz konusu başkanlar ellerini eteklerini çektiler, realiteyle baş başa kalındı. Sonuç olarak kulüp aylarca başkansız dahi kaldı.
Bu arada diğer kulüplerde aynı yola girdiler. Kendilerine paralı başkanlar ya da finansörler bulmaya başladılar. Sonuç olarak liglerimizde takımlar sadece sporcuları ile değil bütçeleriyle de yarışmaya başladılar. Başarı (!) için harcanması gereken para her sene katlanarak arttı. Parayı bulan başarıya ulaştı. Bulamayan bir alt lige kaydı.
Bu sene biz sponsör bulmakta çok zorlandık. Göğüs reklamımız olmadan oynadık. Federasyon gelirleri de geç ödendi. Yönetim kurulu katkılarıyla devam ederken vaziyetin hoş olmadığını fark etmiş camiaya katkı yapması için çağrıda bulunmuştuk. Maalesef bu çağrılara verilen cevap beklentilerin çok altında kalınca, onu da bırakın başta söz verilen katkılarda yapılmayınca gidilecek köyün minareleri görünmeye başlamıştı.
Kişi olarak hayatımda kimseden kendim ve ailem için bir şey istemedim. Bu dönemde Çetinkaya için istedim. Çetinkayalı bildiğimiz birçok insanın kapısında saatlerce üç beş kuruş almak için bekledim. Ekonomik kriz nedeniyle maalesef çoğundan eli boş döndüm.
Üstüne üstlük geçmiş dönemlerden kalan borçlar vardı. Bu borçların ödenmesi için mahkeme emri alanlar dahi vardı. Taze para bulmak çok zordu. Bulunduğu anda da kara delik onu hemen emiyordu.
Kısacası yarı profesyonelliğe geçiş, doğru görünen ama yanlış olan, genelde ülke sporunu özelde ise Çetinkaya’yı zora sokan bir uygulama olmuştur. Oysa tanınmanın verdiği destekle aynı dönemlerde aynı hamleyi yapan, Güney Kıbrıs Takımları, Şampiyonlar Liginde yarı final oynayacak düzeye gelmişlerdir. Bu acı gerçek her şeyden fazla can yakıcıdır.
4-Korona Virüs Salgın Süreci;
Spor, insan sağlığı için son derece önemlidir. Ne var ki, insan anatomisi ve fizyolojisinin doğasına aykırı yapılacak olursa yıkımla sonuçlanır.
Mart ayında ara verilen futbol ligleri Haziran’ın ikinci yarısında tekrar başlatılmasına kadar gerek bakanlar kurulu gerek Futbol Federasyonu kararları ile takım çalışmaları durduruldu. Ben bir sağlıkçı olarak bu kararlara uyulmasını istedim. Ne yazık ki, birçok kulüp bu kurala uymadı. Ne hükümet ne de Futbol Federasyonu aldığı karar uymayan takımlara ceza uygulamaktan kaçındı. Genç yönetici arkadaşların bana rağmen takımı antrenmana çağırmalarına kadar geçen zamanda diğerleri hazırlık yönünden bize çok fark atmıştı.
Çetinkaya’nın şansızlığı belki de bu dönemde bir hekim başkana sahip olması yanı sıra sporcu sağlığını düşünmeyen bir federasyonla, Kulüpler Birliği yönetimlerinin çatısı altında olmasıydı.
İtiraz ettik. “Konu sadece o değil, sıcaklarda maç oynanması doğru değil, sağlığa ters” dedik. Dinletemedik. Bu gün geriye dönüp ligler bittikten sonra bu yanlış zamanda futbol oynatımının futbolcu sağlığına yaşattığı bedeli araştıran gazeteci var mı bilmiyorum. Ama benim saydığım en az on bir sporcu kronik sakatlığa uğramıştır. Bu sayının yeni sezonda verilen aranın yetersizliğinden dolayı katlanarak artmamasını da diliyorum.
Sokaklarda yetkilileri, “yeterli tedbir almıyor” diye eleştirenlerden bazıları dahi, iş futbola gelince “vaka yok o zaman başlasın “ dediler. Hükümet ise olayı “prestij” olarak algıladı.
Biliyorsunuz yine ligden çekilme talebimi genç arkadaşlarımızın yönetime talip olmak istemesiyle durdurdum.
Aslında fikstür avantajı bizden yanaydı. Neredeyse hep kendi sahamızda ve birebir rakiplerimizle oynuyorduk. Ama olmadı. Şeytan azapta gezerdi. Takımın bu süreçte hazırlanamaması yanı sıra galip geldiğimiz maçta hakem hataları nedeniyle bir sonraki can alıcı maça neredeyse yabancısız çıkmak zorunda kalmamız belimizi iyice kırdı. İşin ilginci biz hep kaybederken rakiplerimiz, ligi forse eden bize toz yutturan takımları adeta ezip geçti (!)
Sonuç olarak siz kaybederken rakipleriniz kazanırsa düşersiniz. Doğal olarak, futbolun acı tecellisi gerçekleşti.
ÇETİNKAYA NE YAPMALI?
Önümüzde iki yol var. Ya süreci sürdürüp aşağılara doğru inmeye devam edeceğiz, yada aldığımız derslerden edindiğimiz tecrübeyle küllerimizden yeniden doğacağız.
1- Mevcut alt yapımızı daha da desteklemeliyiz.
Yıllar önce kurulan ancak ihmal edilip bozulan Urcan Vangöl Futbol Akademimiz geleceğimizdir. Şu anda tekrar ülkemizin en iyi futbol akademileriarasına yeniden girmiştir. Bütçesinin ayrı tutulması çok önemlidir. İlk kurulma denemesi başarısızlıkla sonuçlanan Çetinkayalılar Vakfı mutlaka kurulmalı ve bu akademinin yönetimini ele almalıdır.
2- Tesisleşme
Eski lokalimizin yeri icabı gelişmeye müsait değildir. Orasının iyi bir kira geliri ile kulübün bütçesine gelir sağlayıcı 10 yıllık bir kiralamaya verilmeli ardından da devletle işbirliği halinde mümkünse bir spor müzesi haline getirilmelidir.
Metehan Tesisleri ise devamlı gelişmektedir. Buraya yapılan yap işlet devret modelli yatırımlar Çetinkaya’nın tekrar güçlü olarak ayağa kalmasına yardımcı olacaktır.
3- Hizipleşmenin sona ermesi
Kulüp kimsenin malı değil hepimizindir. Geçmişe sünger çekip imece usulüyle eşit katkıyla camiamızı tekrar ayağa kaldırmak zorundayız. Aksi halde bu düşüş durmayacaktır.
 
banner342
banner496
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.