banner411
banner69
banner460

Göbeklitepe’nin sırrı ne?

banner27

İnsanlık tarihinin en eski medeniyeti. Mısır piramitlerinden binlerce yıl daha eski. Tam 12 bin yaşında. Göbeklitepe’nin sırrı halen çözülebilmiş değil…

Göbeklitepe’nin sırrı ne?

 

Bir çobanın hayvanlarını otlatırken bulduğu Göbeklitepe, dünyanın en eski arkeolojik keşfi. Bugüne kadar yalnızca yüzde 5’i gün yüzüne çıkarılabilmiş. Hakkında pekçok iddia, söylenti ve modern-efsaneler mevcut.

Hazreti İbrahim’in Tapınağı olduğunu, Sirius’a tapmak için inşaa edildiğini, henüz bütün sırları aydınlatılamayan Stonehenge ile paralel ve benzer bir inanç olduğunu söyleyen arkeolog, tarihçi, astronomlar var. Sümerler‘den kaldığını savunanlar da çıktı fakat Sümer teorisi yapılan tarihleme ile uyuşmuyor.

göbekli tepe göbeklitepe

Göbeklitepe’deki tapınağın henüz kazılmayan Karahantepe, Sefertepe ve Hamzantepe’deki tapınaklarla birlikte bir dörtlü olduğunu savunan tarihçiler de mevcut. Kemik bulunamamasının nedenini mezar geleneği olmamasına ve ölülerin “Güneşe gömülmesi” yani açık havaya bırakılan cesetlerin yırtıcı kuşlarca yenildiği kuşların göğe yükseldiğinde ölülerin ruhlarının da göğe yükseldiğine inanıldığını savunan tarihçiler bulunuyor.

 

göbekli tepe göbeklitepe

Göbeklitepe için dünyanın en eski tapınağı, “Dinin doğdu yer” ve hatta “Cennet Bahçesi” (Aden Bahçesi) deniliyor. Tarih kitaplarını tamamen değiştirdiği gerçek ama “Cennet Bahçe”si olabilir mi?

göbekli tepe göbeklitepe

Kazıları yöneten Alman Arkeolog Klaus Schmidt, “Tüm kanıtlar gösteriyor ki burası insanlığın doğduğu yer. Göbekli Tepe, Adem’le Havva’nın yaşadığı Cennet Bahçesi’ndeki bir tapınaktı” açıklamasıyla bütün ilgi çekmeyi başarmıştı.

göbekli tepe göbeklitepe

Cennet Bahçesi Harran Ovası’nın tepesinde olmasa bile yepyeni bir tartışma başladı. Bunun arkasından popüler kültür ürünü roman, belgesel ve hatta komplo teorileri ortaya çıktı. Örneğin Tapınak Şövalyeleri’nin kutsal kaseyi yüzyıllar sonra dönüp oraya sakladığı gibi söylentiler de var.

göbekli tepe göbeklitepe

Alman arkeolog Schmidt, kutsal kitaplarda yer alan Adem ile Havva’nın kovulduğu Cennet Bahçe’sini Şanlıurfa’da olduğunu iddia ediyor. Göbekli Tepe’nin kutsal kitaplarda tasvir edilen yer olduğunu ileri süren arkeolog Klaus Schmidt, bulguların bunu ispatladığını savunuyor.
Schmidt, 14 bin yıl öncesine ait buluntulardan yola çıkıp Adem ile Havva’nın yasak elma ağacının meyvesinden yiyerek kovuldukları yerin “Göbekli Tepe” olduğunu ileri sürüyor.

göbekli tepe göbeklitepe

Nasıl keşfedildi?

1994’te sürüsünü otlatan bir çoban, Şanlıurfa’nın 15 km kuzey doğusundaki Göbekli Tepe’de dikdörtgen şeklinde üzerinde oymalar olan taşlar buldu, yetkililere götürdü. İstanbul’daki Alman Arkeoloji Enstitüsü görevlisi Klaus Schmidt, bölgeye giderek incelemelere başladı.

göbekli tepe göbeklitepe

Kazılarda çıkarılan 45 tane T şeklindeki taş anıtın üzerinde yabani domuz, ördek, yılan, aslan, balık ve avcılık yapan insan figürleri var. Daha yüzlerce taş anıtın çıkarılmayı beklediği bölgenin tapınak olarak kullanıldığını tahmin ediliyor. Bu anıtlardan her biri 15 ton ağırlığında ve 6 metre yüksekliğinde.

göbekli tepe göbeklitepe

Mısır’daki Büyük Piramitlerin 4 bin 500 yaşında ve İngiltere’deki Stonehenge’in 6 bin yaşında olduğu düşünülürse, bu kazının dünyanın gelmiş geçmiş en önemli arkeolojik kazısı olduğu belirtiliyor.

göbekli tepe göbeklitepe

Cennet Bahçesi mi?

Schmidt’e göre artık çorak olan Göbekli Tepe, bir zamanlar çok bereketli bir bölgeydi. Ancak insanlık, çevrenin bozulmasına yol açarak bu “cennet”in yok olmasına sebep oldu. Göbekli Tepe’de bulunan taşlar, M.Ö. 8000’de toprağa gömüldü.

 

göbekli tepe göbeklitepe

Schmidt, kutsal kitaplardan da alıntı yaparak iddiasını savunuyor. İncil’in Yaradılış bölümünde cennet bahçesinin Asur’un batısında olduğu yazıyor. Göbekli Tepe de burada. Cennet Bahçesinin 4 nehirle çevrelendiği, bunlardan ikisinin de Fırat ile Dicle olduğu biliniyor.

Asur tabletlerinde Beth Eden adlı bir medeniyetten bahsediliyor. Yeri Göbekli Tepe’nin bulunduğu yer tarif ediliyor. Tevrat’ta da bahçenin Suriye’nin kuzeyinde olduğu belirtiliyor.
Eden kelimesi Sümerce Ova anlamına geliyor. Göbeklitepe de Harran Ovası’nın hemen içinde.

Reading Üniversitesi’nden Steve Mithen, “Burası insan aklının anlamakta zorlanacağı kadar olağanüstü” diyor.

göbekli tepe göbeklitepe

Sirius İddiası

Milano Polytechnic Üniversitesi’nden İtalyan arkeo-astronom Giulio Magli, Göbeklitepe’nin Stonehenge gibi, gök cisimlerinin hareketlerini takip etmek ve onlara tapınmak için yapıldığını iddia ediyor. Magli, iddiasını yaptığı simülasyonla Göbeklitepe inşa edildiği dönemdeki gökteki yıldızların konumlarının tespit ettiğine dayandırıyor.

İtalyan astronom, Dünya’nın kendi eksenindeki hareketinden dolayı yıldızların son bin yılda konumlarının değiştiğini, bir zamanlar ufuk çizgisine yakın beliren yıldızların farklı konumlarda yükseldiği ve görüldüğünü, yeniden belirmeleri için de binlerce yıl geçebileceğini söylüyor. Sirius, Ay, Venüs ve Jüpiter’in ardından gece karanlığındaki en parlak dördüncü gök cismi. Magli, antik Mısır takviminin Sirius’un hareketlerinden yararlanılarak hazırlandığını, binlerce yıl önce Göbeklitepe’nin bulunduğu enlemde benzer amaçlara hizmet etmiş olabileceğini söylüyor. “Sirius 9300 yıl önce ufuk çizgisinin altında görünüyordu. Gökte aniden beliren bir yıldızın, bir dinin doğumuna sebep olduğunu düşünebiliriz, bence Göbeklitepe bir yıldızın doğumu üzerine inşa edildi” dedi.

göbekli tepe göbeklitepe

Göbeklitepe

Göbeklitepe Höyüğü, 1963’te Şanlıurfa’da fark edilen tapınma alanıdır. Dokuz hektarlık kazı bölgesinin önemi tarlasını karasabanla sürerken bulduğu oymalı taşı müzeye götüren bir köylü sayesinde anlaşılabilmiştir.

Şanlıurfa’ya 80 dakikalık bir mesafede, Örencik Köyü yakınlarındadır. 1995 yılında ilk kez Alman Arkeoloji Enstitüsü ve Şanlıurfa Müze Müdürlüğü’nün işbirliğiyle kazı çalışmalarına başlandı. Kazılar Alman arkeolog Doç. Dr. Klaus Schmidt’in başkanlığında yürütülmekte olup, her yıl eylül ve ekim aylarında 10 haftalık bir süreç içinde yapılmaktadır.

Günümüze kadar yapılan kazılar sonucunda bir Neolitik Çağ yerleşimi olduğu anlaşıldı.

Neolitik Çağ’dan kalma, tapınma amaçlı törensel alanlara ait mimari kalıntılar, dikili taşlar ve üzerinde kabartmalı yabani hayvan ve bitki figürlerinin bulunduğu taşlar günyüzüne çıkartıldı. Bölgenin önemi ise günyüzüne çıkarılan en büyük tapınma alanını barındırmasıdır.

Harran ovasını kuzeyde sınırlayan dağ silsilesinin en yüksek noktasında yer alan, topografik özellikleri ile geniş görüş mesafelerine hakim bir konumda bulunan Göbekli Tepe, avcı toplayıcı insanların yarattığı bir kült merkezidir. Arkeolojik araştırma tarihinde neolitik dönem için düşünülen modelleri, teorileri alt üst eden verileri günümüze ulaştırmaktadır.

Göbekli Tepe, çapı 30m. ye ulaşan yuvarlak ve oval planlı, sayışı 20’yi bulan yapılardan oluşur. Bunlardan 6 tanesi kazı sırasında ortaya çıkarılmış, diğerleri jeomanyetik ve georadar yöntemleriyle yapılan ölçümler sonucunda belirlenmiştir. Bu ölçümlerle elde edilen sonuçlar Göbekli Tepe’nin neredeyse 12000 yıl öncesinde insanoğlu tarafından seçilen ve yaratılan büyük bir buluşma merkezi olduğunu, günlük yaşama yönelik mekanlarla değil, törensel amaçlı inşa edilmiş, anıtsal yapılarla kaplı olduğu görüşünü desteklemiştir.

Göbekli Tepe’yi bu kadar eşsiz ve özel yapan nedir?

 

Göbekli Tepe’nin keşfi çok önemli, öyle ki tarihi boyunca hatta ve hatta son zamanlarda iyice ayyuka çıkmış oyunlarla Türklerin elinden alınmak istenen Anadolu’nun, çıkan onca çatlak sese rağmen yine Türk insanına ait olduğunun gün ve gün pekiştiği bir gerçeğin ispatı niteliğinde.

göbekli tepe nerede

 

Bu keşfe genel olarak insanlık tarihi açısından baktığımızda, birçok gerçekliği alt üst edecek kadar çok belge ve bulgulara rastlandı. Ama bu Göbekli Tepe’ye biz Türklerin penceresinden özel olarak baktığımızda, bizim olanı sahiplenmemek ve bizim olduğunu iddia etmemek imkansız gibi.

Bu nedenle sadece meraklılarını ilgilendiren bir keşif değil bu keşif. Ben Türküm ben Anadolu’yum diyen her bir nefesi hızlandıracak, heyecanlandıracak nitelikte…

Seyrettiğim ve okuduğum onca kaynakta o kadar çok iddia ve tez var ki; cımbızla çeker gibi çektim içlerinden atalarımıza uzanan damarlara kavuşan noktaları.

  

Göbekli Tepe’yi bu kadar eşsiz ve özel yapan nedir?

Göbekli Tepe, bilinen en eski yerleşim yerlerinden, bilinen en eski yapılardan, bilinen en eski yaşanmışlık ispatından 7000 – 7500 yıl daha eski!

Göbekli Tepe sütunları kalıntıları şanlıurfa arkeoloji arkeolojik kazılar

Aslında çok önceki tarihlerde keşif süreci başlatılmış ve her bir fırça darbesi ile biz Türklerle Anadolu’nun bağlarını sıkı sıkıya bağlamış olan ve dünya tarihin bilinen en eski yerleşim yeri unvanını almış olan bir bölgeden bahsedeceğim size.

UNESCO tarafından 15 Nisan 2011’de Dünya Mirasları listesine aday gösterilmiş ve geçici listeye alınmış. Şanlıurfa ilimizin sınırları içeresinde olan ve yöre halkının kutsal bölge olarak nitelendirdiği ve sürekli olarak ziyaret ettiği bölgenin, yapılan kazılar neticesinde MÖ 10.000 – 8.000 yıllarına dayandığı tahmin ediliyor.

Önemli bir noktada hatırlatma yaparak devam etmek istiyorum bu araştırma yazısına. Size vermiş olduğum tarih ve bilgiler gün ve gün değişime uğruyor. Olur da merakınızı cezbeder ve kendi araştırmanızı yapmaya teşvik edersem bilgilerin farklılık göstermesine şaşırmayın. Çünkü her geçen gün yeni bir bağlantı noktası ve yeni bir bulguyla bilgiler sürekli olarak kendini yeniliyor.

1963 yılında İstanbul Üniversitesi ve Chicago Üniversitesi tarafından tespit edilmiş bölge olan Göbekli Tepe, 2007 yılına kadar hak ettiği ilgiyi görememiş. Ta ki Alman Arkeoloji Enstitüsü arkeoloğu Profesör Klaus Schmidt‘in karşılaştığı bulguların dünya literatüründe emsal bir eşi daha olmadığı anlaşılana kadar.

 

Göbekli Tepe’nin Ön Türkler ile bağlantısı

Dünya üzerindeki dönemin koşul ve yaşam şartları ile kıyaslandığında burada yaşam belirtisi gösteren insanların şehirleşmiş olduğu, ilk mimari yapıların sahibi olduğu, hayvan evcilleştirip, tarımı başlatmış olduğu, heykel, resim ve avcılıkta oldukça ilerlemiş oldukları ve hatta ilk tek tanrılı inanç merkezinin burada yaşayan Türklerde yani Ön Türklerde olduğu ortaya çıkmış.

İletişim ve birleşim ağının kilometrelerce uzaklara erişmiş olması, birlik ve düzen oluşturulması, hem avcı ve toplayıcı hem de tarımda gelişmişliğin bir arada yaşanmış olması, keşfedilmiş olan bu Ön Türk toplumunun oldukça sosyal olduğunun ve bir o kadar da gelişmiş bir topluluk olduğunun bilinen bilgileri alt üst edecek kadar tezatlıklarla dolu olması önemli kılıyor bu keşfi.

Bölgedeki alet edevat ve sembolik taşların bir kısmının Kapadokya bölgesine ait olması, bir kısmının Kuzey Karadeniz özellikli olması, bir kısmının Van ve civarı, bir kısmının ise Bingöl topraklarına ait olması bölgenin bir inanç ve toplantı merkezi olduğunu; topluluklar halinde yaşıyor olduklarını ve tek merkezli olduklarını ispatlıyormuş. Hatta sınırlar ötesine, Kuzey Irak ve Suriye’ye kadar uzanan oldukça kalabalık bir medeniyetin var olduğunu kanıtlamış durumda insanoğlu.

Göbekli Tepe sütunları kalıntıları şanlıurfa arkeoloji arkeolojik kazılar

Göbekli Tepe Sütunları, Şanlıurfa

Göbekli Tepe kalıntılarında Ön Türklerin yaşam izleri

  • Bulunan onca kalıntının üzerinde Ön Türkler tarafından kutsal sayılan pek çok simge kullanılmış.
  • Turna kuşunun resmedilmiş olması
  • Şahmeran benzeri yılan figürlerinin resmedilmiş olması
  • Ön Türklerde baharın sembolü olan Kün-Ay sembolüne rastlanmış olması
  • Ön Türklerde varlıkları temsil eden ses-heceler bütünlüğü olan tamgalar
  • Ön Türklerde yeniden doğuşu simgeleyen ana oğul sembolü olan Ant Kadehi ve Umay Ana sembolü
  • Bulunan birçok dikili taşta sembol benzerlikleri

Bir arada yaşanmışlığın, güçlü muhafız alaylarının ve bir o kadar iletişim ağındaki gücün, mimari yapılarının şu anki teknolojide bir izahı olmadığını da anlamış oluyoruz.

Bir diğer ayrıntı ise; atalarımızın akıl ile imanı çok başarılı bir şekilde bir araya getirmiş ve birbirine saygılı ve bağlı bir anlayışa sahip olduklarını da anlamış oluyoruz bu bulgu ve bilgilerle.

 

 

Yukarıda vermiş olduğum bilgilerle dünya üzerindeki pek çok özelliğin ilk kez Ön Türklere ait olduğunu ve Anadolu topraklarında gerçekleşmiş olduğunu bir kez daha vurgulamak gerekiyor. Neden mi?

Kurtuluş mücadelesi öncesi ve sonrası ittifak devletlerinin tarih boyunca Anadolu’yu işgal için kullandıkları azınlık hakları, tehcir kanunu ile zorunlu göç sebepleri vs. derken en yakın tarihte yapılan Sevr Antlaşması’nın o meşhur 7’nci maddesi; doğuda Ermeni Devleti kurulması için uçan kuşu bahane edecek olan ittifak devletlerinin bu madde altında aslında görünmeyen tarafı; ‘biz sizlerden önce o bölgelerin sahibiydik ve bizim olanı alıyoruz’ mesajıdır.

 

Çok öncelere dayanan inançla; Hristiyanlar Helenistik dönemlerde, Yahudiler ise Tevrat’ta Anadolu’nun kendilerine vaat edilen topraklar olduğunu ileri sürüyorlardı. Bu yeni keşifle bu bağ da çürümüş oluyor.

banner342
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.