Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın Rum lider Hristodulidis’le görüşmesinden sonra yaptığı basın toplantısında kullandığı ifade; “Ya birlikte kazanacağız, ya birlikte kaybedeceğiz”dir.

Bu anlamlı sözlerin benzerini devamlı gazetemizdeki köşe yazılarımda kullanıyorum. Erhürman’ın o sözleri bana geçmişte bir nedene dayandırarak vurgu yaptığım sözlerin benzeridir. Kaybetme konusuna değinecek olursak, kaybetmekle kazanmak zıt kardeş ama farklı kutuplarda bulunan kelimelerdir.

Benim yapmış olduğum vurgu, turizme örnek bir açıklamaydı.

Bilindiği gibi, fiziki anlamda en güzel sahiller ve en güzel kumlu plajlar kuzeyde bizim denizlerimizdedir. Öyle olmasına ragmen Rumlar, yarım Kıbrıs’ları ile atıp tutuyorlar, herşeye ambargo uyguluyorlar ve hiçbir şeyi paylaşmak istemiyorlar. Bunun bariz örneğini, 1987’de Bakanlığın Berlin Turizm Fuarı ITB’ye katıldığımız zaman görmüş ve yorumumu yapmıştım.

O yıl Bakanım Nazif Borman ve Müsteşarım Mehmet Ziya Bergman ile katılmıştık. Benim görevim naçizane bir ifade ile Bakanlık Müdürlüğüydü.

Fuardan bir gün önce Berlin’e gitmiş ve fuardaki standımızı düzenlemiştik. KKTC’yi tanımadıkları için bizim dostumuz olan Mr. Housdorff’un standında açmıştık satandımızı. Kullandığımız ifade “Nord Zypern”di. Yani kuzey Kıbrıs olarak.

İlk gün standta ben vardım. Binlerce insan oluk oluk fuarın geniş koridorlarından akıp gidiyor, bütün devletlerin standlarını ziyaret ediyorlardı. Bir ara bizim standımıza Akdeniz tipli orta boylu birisi gelmiş ve Almanca konuşan şahıs benden broşürlerimizden alıp alamayacağını sormuştu. Ben de bütün broşürlerimizi vermiştim. O şahıs oradan uzaklaştığında içime kurt düşmüştü. Bu adam mutlaka Kıbrıs Rumlarındandır, demiştim. Görevimi başkasına devredip o şahsı takip ettiğimde doğru Kıbrıs Rum pavyoununa girdiğini görmüştüm. Teşhisimde yanılmamıştım.

Bizim standa döndüğümde Nazif Borman’a şöyle demiştim:

“Nazif Bey, hazırlanın Fuat idaresi bizi çağıracak.”

Fuardaki Rumlar idaredeydi ve ellerinde bizim broşürlerimiz vardı. Onların itirazları şöyleydi:

“Türklerin otelleri yok. Pazarladıkları oteller bizim bıraktığımız otellerdir. Bakınız broşürlerinde Barbarlık Müzesi de var” demişlerdi.

Fuar idaresi onlara gereken cevabı vermişti:

“Sizin itirazınız siyasidir. O nedenle Türkler Nord Zypern altında fuara katılabilir. Sadece Barbarlık Müzesi yazan broşürü yasaklıyorum” demişlerdi.

Daha fazla anlatmama gerek yok. Yani herşeyde olduğu gibi, turizmde hem biz kaybediyoruz, hem onlar, anlayacağınız, Erhürman’ın dediği gibi.

Erhürman’ın bahsettiği geniş anlamda bir ifadedir. Tam da sözünü ettiğim şekilde. Hatta bu konuda dha da örnekler verebilirim. Mesela hellim konusunda çıkardıkları zorluklar vardı.

Diğer yandan bizim yaşamsal ve atalarımızdan gelen kültürel yapımızı kendilerininmiş gibi lanse ediyorlar. fBu gibi durumlara tanık olacaktır Tufan Erhürman.

Kapılar açıldığında da güneyden gelen varlıklı bir Rum Sarayönünde taksi sorarken kendisine yol göstermiştim. Biraz da sohbet edip kendisine kahve ikram etmiştim.

Söz üniversitelerden açılınca, kendisine “Bizde tam sekiz tane üniversite var, sizde kaç tane?” sorusunu sorduğumda bana şöyle demişti:

“Bravo size. Biz size yıllarcla ezdik, birçok şeyden mahrum bıraktık ve küllerinizden çıkıp var oldunuz. Bizim siyasiler kendi halkımıza yalan söylüyorlar. Kapılar ilk açıldığı gün sizin kulübelerde ve Doğu Berlin’deki insanlar gibi fakir fukara olduğunuzu sanmıştık. Bir de baktık, yollarınızda lüks arabalar ve bölgelerinizde yüzme havuzlu villalar var. Bu nasıl fakirlik?”

O Rum cevaben ben de şöyle demiştim.

“Sağ olsun Türkiye’miz. Siz bizi yok etmek için uğraştınız, Türkiye de bize hayat verdi.”

Turan hoca Kıbrıs Türkü’nü temsilen daha da toplantılara gidecek ve pek çok toplantılardan hayal kırıklığı ile ayrılacak.

Mesela son toplantıda iyimser bir tavır takındığını görüyoruz ama Hristodulidis ile karşılıklı diyaloglardan pek çok gerçeğe tanık olduğuna da tanık oluyoruz.

Tufan Erhürman son toplantıyı “Verimli bir toplantı olmadı” sözleri ile nitelendirdi. Hatta bu toplantının ardından yaptığı açıklamada, Hristodulidis’le BM Genel Sekreteri’nin Özel Temsilcisi olmadan da toplanabiliriz.

Toplansınlar bakalım. Erhürman Cumhurbaşkanlı sürecinde pek çok şeye tanık olacak. Hani derler ya, “Ben bu saçları değirmende ağartmadım” diye. Kıbrıs sorununun her devresinde, her çatışmasında bulunan bir kişi olarak, şayet Rumları tanımışsam, karşımızdaki Rumların aynı Rumlar ve onların evlat ve torunları vardır.

Kestirmeden…

“Ya birlikte kazanacağız, ya birlikte kaybedeceğiz…”