Ülkemizin geleneksel yemek ve üretimlerini artık festivallerde görüyoruz. Eskiden insanları motive eden yöresel panayırlardı. Hatta bazı esnaflar böyle günleri beklerlerdi mallarını satmak için. Şimdilerde ise, yöresel yemekler dışında eğlence kültürü de devreye giriyor.
Bölgelerde yetişen ürünler, o etkinliğe adını veriyor. Mesela gerçek festival niteliği kazanan etkinlik Güzelyurt Portakal Festivalidir. Buna yönelik olarak yapay portakal malzemeleri, resmi geçitle temsil edilen güzeller geçidi, adeta bize büyük ülkelerdeki festivalleri çağrıştır. Bunun yanında yapılan güzellik yarışmaları festivallere renk katıyor.
Bu hafta başlamış olan İskele Festivali, 54’ncüsünü gerçekleştiriyor. Geçmişten günümüze kadar uzanan büyük bir başarının ve dünya görüşünün ortaya çıkmasıdır bu festival.
Eski Belediye Başkanı Halil Orun’un başlatmış olduğu bu festivaller, ülke zenginliğine ve kültürel mirasına çok büyük katkılar sağlamıştır. Bir zamanlar televizyonlarda yapmakta olduğum “NABIZ” programıma konuk ettiğim sevgili Halil Orun’la program öncesi kendisi ile buluştuğumuzda bana, görevde olduğu süre zarfında yaptığı yatırımları, sosyal tesisleri ve bunun gibi yerleri gezdirmişti. Kendisi ile yapmış olduğum program çok beğenilmişti.
Halil Orun’dan hizmet bayrağını devralan şimdiki İskele Belediye Başkanı Hasan Sadıkoğlu, Halil Orun’un başarılarına başarılar katmış ve İskele yöremizi, Kıbrıs Türkü’ne yaraşır hale getirmiştir. Kaldı ki İskele bölgesine yapılan apartman ve oteller, bölgenin zenginliğine katkı koymuş ve koymaktadır. Halkımız herhalde önümüzdeki yerel seçimlerinde yeniden Hasan Sadıkoğlu’nu başkanlığa getirir diye düşünüyorum. Hasan Sadıkoğlu, başlamış olan bu yılki festival çalışmaları için Türkiye’den ünlü şarkıcı ve bestekar Zülfi Livaneli’yi getirmiş ve halkı ile sanatçıyı buluşturmuştur.
Lefke yöremize gelince…
Lefke yöremiz, bir zamanlar adeta “unutulmuş bir kent” olarak orada kalmıştı. Sanki terk edilmiş, yalnızlıklar içinde kendi yağı ile kendi ciğerini kavurmuş bir durumdaydı.
Hatırlıyorum… Merhum Kurucu Cumhurbaşkanı Ruf Denktaş’la yaptığım sohbetlerde bana şöyle demişti:
“Harekat oldu, Lefke boşaldı. Oradaki insanlar Güzelyurt ve çevresini kendilerine mesken tuttular. Halbuki Lefke, hem fiziki, hem de kültürel ve tarihi dokusu ile diğer kentlerimizden daha zengindir. Lefke’yi ayağa kaldıracak ve diğer kentlerdeki gibi cazibe bir belde haline getirecek ne yapabiliriz, onu düşünmek lazım.”
O dönemler de ben de İskan Şube Müdür olarak görev yapıyordum. Her buluştuğumuzda bölgelerimizin kalkınması için fikir eksersizi yapıyorduk.
Kendisine ne düşündüğünü sorduğumda bana şöyle demişti.
“İlk adım olarak Lefke’ye bir üniversite açmak lazım. Lefke Üniversitesi’nin kuruluşu için yarın talimat veriyorum.”
Onun amacı, bölgenin hem kültürel, hem turizm, hem de ekonomik yönden kalkındırmaktı. Nitekim o konuşmanın üzerinden hayli zaman geçti ve bölgeye yeni bir üniversite daha açıldı. O üniversite de ODTÜ oldu.
Zaman zaman Lefke Üniversitesi’nde konferans vermek üzere oraya gittiğimde, büyük bir zevkle Lefke’yi uzaktan izleyişim, kent içinde geniş bir tur atışım, Lefke’ye büyük bir zenginlik katan uzun hurmalar, “Bu kent, bir gün kendine yakışan noktaya gelecek” demişimdir. Tabii ki Lefke’nin yükselen değerlerine, elbette ki Lefke Belediye Başkanı ve Lefke halkı katkı koymuştur.
Lefke’nin en büyük değeri olarak gördüğüm hurma meyvası onlara, Lefke Hurma Festivali’nin var olmasını getirdi. Bütün festivallerde olduğu gibi onlarda da el işleri, hurma satışları, bunun yanında yöresel yemekler ve reçeller hep ön plana çıktı. Ceviz macunları da Leke’nin diğer bir zenginliğidir.
Lefke’nin zenginliğine zenginlik katan binalar da, Osmanlılar zamanında bazı paşalar tarafından yapılan Osmanlı köşkleridir. Denktaş Bey’in en fazla üzerinde durduğu hususlardan birisi de buydu.
O Osmanlı köşklerini izlemek, onların ayakta kalmasını sağlamak da heyecan ister.
Lefke’de açılan iki üniversitesindeki öğrencilerin başarıları, mezuniyetleri ve onların gelip giden aileleri, turizm açısından da rant getiren hususlardır.
Mesarya ve Karpaz yörelerinin köyleri de her yıl düzenledikleri etkinlikle, köyleri ve civarları tanıtılmaktadır. Aynı şekilde, yöresel yemekler ve el işler hep vardır. İpek kozacılığı da ayrı bir zenginlik olarak, kendini göstermiştir.
İktidara “Bu memlekete ne katkılar koysunuz” diye soranlar, herhalde bunların etkinlikleri, kurulan sanayi bölgeler, yirminin üzerinde kurulan üniversitelerimiz, yaygın bir şekilde KKTC’nin tanınmasında da önemli rol oynuyor.
Kısacası, bütün panayırlar, artık bir festivale dönüştü.