TC Cumhurbaşkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın son Kıbrıs’a gelişiyle, yangın helikopterimizi de beraberinde getirdiğini öğrendik ve çok da mutlu olduk.
Türkiye, sağ olsun bize yangın helikopterini de gönderdi, diğer ihtiyaçlarımız gibi.
Yaz ayları geldi mi, orman ve piknik alanlarında yangınlar da başlar. Özellikle piknik alanlarına bırakılan bira ve içki şişeleri, yangına sebebiyet veriyor. Sorumsuz insanlar tarafından piknik sonrasında kirliliklerini ve atıklarını bırakılırken, insan düşünüyor. Bu nasıl bir anlayış, bu nasıl bir yaşam tarzı. Bir yerde bu manzarayı görenler, ülkenin sosyal yapısını kafalarından geçiriyorlar. Bildiğiniz gibi güneş gören şişe, güneş ışınlarından ve güneş ısısından mercek vazifesi görür gibi kuru otları tutuşturuyor. Tutuşan otlar da yangına sebebiyet veriyor.
Ne halse bütün bölgelerde belediyelerimiz piknik alanları konusunda tedbir ve kontrol açısından pek etkili olamıyorlar. Bu konuda bütün belediyelerin bir araya gelerek bu konuyu tartışmaları ve kamuoyuna güven verici açıklamalar yapmaları gerekir. Hani kurunun yanında yaşlar da yanar derler ya, şimdi bu konuda etkin ve faal durumda olan belediyelerimizi de eleştirmeyelim, onları tenzih edelim, diyorum. Lakin Belediyeler Birliği, bu konuda bir açıklama yapmalı ve halkı bilgilendirmelidir. Böyle bir çalışma, halkın merak ve düşüncesini canlı tutar. Kamuoyu açısından yapılacak açıklamalar belediyelere de iyi gelecek. Nasıl olsa bu yıl yerel seçimler var.
Geçmişte yaşadığımız en büyük yangın, Beşparmak Dağlarında çıkan yangındı. Batıdan başlayıp doğuya kadar uzanan yangın, unutulacak gibi değil. O gün bir deli rüzgar vardı. Deli rüzgar derken şunu kastediyorum. Esinti, bir sağa, bir de sola savrulan bir esinti. O nedenle o yangın, Kıbrıs tarihine “büyük yangın” olarak geçti. O yangın, Hakkı Atun hükümetinin görevleri esnasında vuku bulmuştu. Bu konu hakkında Hakkı Atun şöyle der:
“Bütün siyasi hayatım boyunca unutamayacağım bir olaydır Beşparmak Dağları yangını. O kadar büyük bir sıkıntı ve çaresizlik yaşadık. Bir yangın helikopterimiz de yoktu. İtfaiyemiz canla başla çalışmış ama maalesef ormanların yanmasını engelleyememişlerdi.”
Hakkı Atun ara ara buluştuğumuzda ve bu konu açıldığında o yangından üzüntü ile bahseder.
Gerçekten o yangın unutulacak gibi değildi. Yangın Lefkoşa’dan görünüyordu. Yangın sonrasında yeşili yok olan Girne Dağları’nın o görüntüsü gerçekten çok büyük bir üzüntüydü. Orman sonrasında yanan ağaçların kerestelerini tımar etmek çok zordu elbette. Bu maksat için Türkiye’nin Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan ekipler araçları ile gelerek bir güzel o ağaçların kütüklerini istiflemiş, sonra da onları alıp götürmüşlerdi.
Geçen gün bazı yerlerde yine yangınlar vardı. İtfaiyemiz harıl harıl çalışıyor. Yaz geldi mi, bütün bunları yaşıyoruz. Sadece biz değil, hem güney Kıbrıs, hem de Türkiye, hatta Akdeniz’e sahili olan ülkeler yangından nasiplerini alıyorlar.
Bize asrın projeleri ile hayat veren Türkiye bize yangın helikopteri göndermez mi? Gönderir elbette. Güneyin bizden evvel yangın helikopteri edindiğini ve bir yangın durumunda kullandıklarını biliyoruz. Eeee, onları hamileri var, koskoca Avrupa Birliği. Ama bizim de AB’den çok daha güçlü hamimiz var, büyük Türkiye.
Olası yangınlara karşı ormanların belli yerlerine borularla su götürüp muslukları kullanıyorlar. Herhalde bu uygulama da yangını söndürmede faydalıdır. İnsanlar düşünüyorlar yangını söndürmek için daha neler yapılabilir diye. Hatta büyük su depolarının orman alanlarına yakın olması, itfaiyecilere çok büyük yarar sağlar.
Halkımız da meydana gelen yangına karşı duyarlı olmalıdır. Bazen yangının başladığı noktalarda yaşayan insanlar küreklerini kaptıkları gibi yangın alanına gidebiliyorlar. Bazen de büyük yangınlarda o alanda yaşayan insanların evleri cayır cayır yanarak kül oluyor.
Yangının ve tabii afetlerin milliyeti yoktur. Doğanın azizliği bunları getiriyor. Dünyada tropikal bölgelerdeki muson yağmurları, daha bir başka afetlere sebebiyet veriyor. Fırtınalar, sel baskınları, hortumlar, insanları bir çöp gibi alır götürür. Bu gibi afetlerde can kayıpları çok olur.
Bereket versin biz bu yönden çok şanslıyız. Hatta ülkemizde öldürücü depremler olmuyor. Tabii ki deprem de ayrı bir tabii afettir.
Tanrı böyle yaratmış bu dünyayı. Bir tarafta bitmeyen yangınlar, bir taraftan da sonu gelmez seller ve yağmurlar. Yani hayat böyle. Yine de yaratılan olanaklarla tabii afetlerle baş etmek her insanın görevidir.
Anavatan’a bir kez daha teşekkür ederiz, bize yangın helikopteri gönderdiği için, sağ olsun.