TC Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın bu kez KKTC’ye gelişi, hem bir dizi temaslarda bulunmak, hem de en önemlisi doğalgaz boru hattı protokolünün imzalanması içindi.
Doğalgaz da, diğer deniz altından borularla getirilen ve asrın projesi olarak nitelendirilen su projesi gibi, deniz altından KKTC’ye getiriliyor.
Her zaman aklıma eski Başbakanlardan Tansu Çiller’in sözü gelir. Girişimcilik, bir işi başarmanın yarısıdır, demişti Çiller.
Bu projeye başlatılması, bitirme hedefi içindedir. Girişimcilikten öte, önemli bir projedir.
Cevdet Yılmaz’ın gezip yerinde yaptığı çalışmalar, Güzelyurt Hava Deposu Entegre Tesisleri, Güzelyurt Belediye binası ve hastane yapımlarıydı.
Rumlar hala hayal görüyorlar.
“Güzelyurt, Karpaz ve Maraş bize verilmelidir” derler.
Cevdet Yılmaz’ın bütün yatırımları yerinde incelemesi ve özellikle Güzelyurt’taki Soğuk Hava Deposu Tesislerinde incelemede bulunması, bize bir kez daha kesinlikle Güzelyurt’un verilmeyeceği gerçeğini gösteriyor.
Bu bölgenin insanları tümden güneyden gelen göçmenlerimizdir. Rumlar Türkler gibi Annan Planı’na “EVET” deselerdi, bu insanlarımız yeniden göçmen durumuna geleceklerdi. Şeytan Rumları bir kez daha aldattı. Nasıl ki 15 Temmuz 1974’te Makarios’a darbe düzenleyerek Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak istediler, Annan Planı’nda da şeytan onları aldattı ve o planı reddettiler.
Annan Planı en büyük fırsattı Rumlar için. Yaşanmış olan büyük göçler, yeni hayatlarında yapılanmalar ve yatırımlar tümden Türkler için yeniden buharlaşacaktı.
Anavatan sağ olsun devamlı Türkiye’nin bir ili gibi, KKTC’ye büyük yatırımlar yapıyor. O yatırımlar, bizim ruhumuzu, hayatımızı ve canımızı besliyor. O bakımdan artık Rumlar Güzelyurt, Karpaz ve Maraş sevdasından vazgeçsinler.
Annan Planı Güzelyurtlu kardeşlerimizi ne kadar rahatsız etmişti… O rahatsızlık olasılığını bile bile, yine referandumda en yüksek “EVET” oyu, Güzelyurt’tan çıkmıştı. Herhalde bu vatandaşlarımız düşünmüşlerdir.
“Artık şu Kıbrıs meselesi bitsin de nasıl biterse bitsin” diye oylarını kullanmışlardır.
Merhum Kurucu Başkan Rauf Denktaş canını yedi referandumda Türk tarafından “HAYIR” çıkması için. Ne gece dedi, ne de gündüz. Gitmediği yer kalmamıştı. Annan Planı arifesinde açılmıştı Erdoğan’la Denktaş’ın araları. Çünkü AKP’nin yeni kurulduğu o günlerde Erdoğan Kıbrıs sorununun çözümü için Türklerin de plana “EVET” denmesini istiyordu. Denktaş’la olan zıtlığı da öyle başlamıştı. Kıbrıs davasına hayatını veren Denktaş’sa yılmadı ve zaman onu haklı çıkardı. Haklı çıkma nedeni, Rumların değişmezliğiydi ki, zaman içinde Erdoğan da Rumların gerçek yüzünü gördü.
Referandum sonrasında Rumların bu planı reddetmesi, Denktaş’ı rahatlatmıştı. Hatta bir gün bir araya geldiğimizde bana şöyle demişti merhum Denktaş:
“Allah razı olsun Rumlardan, bu planı reddettikleri için.”
Ondan sonraki dönem KKTC’nin manevra kabiliyetini genişletti.
Hele bir düşünün…
AB, o günlerde tek taraflı olarak Kıbrıs Rumlarını bünyesine almıştı. Yani yarım Kıbrıs’ı. Annan referandumu arifesinde, gerek İngiltere, gerek Amerika, gerekse AB büyükelçileri yollara düşmüşler ve her iki taraftan da “EVET” oyu çıkması için büyük uğraş vermişlerdi. O günlerde AB, dünya kadar euro harcamıştı bu maksat için.
AB’nin Ankara Büyükelçisi Karen Fogg, itiraflarında bütün bu rezillikleri anlatıyor ve kendini de bataklıklara saplıyor.
Karen Fogg çalışmalarında ve hedefinde Denktaş vardı.
“Kıbrıs sorunu Denktaş yüzünden çözülmüyor. Denktaş’ı götürmeliyiz ve siyaset sahnesinden silmeliyiz” diyordu.
Karen Fogg Ankara’da düzenlediği basın toplantısında bu niyetini açık açık söylemişti.
Karen Fogg’un bir başka marifeti de, bazı sol ve sosyal görüşlü Türk gazetecileri satın almasıydı. O günlerde bu konuda çarşaf çarşaf habeler çıkıyordu.
Hani Denktaş gidince Kıbrıs meselesi halledilecekti?
O günlerde verilen vaatlerden birisi de, direk uçuşların sağlanacağı mealindeydi. Diğeri de ambargoların kalkmasıydı. Ama bu vaadlerin hiçbiri yerine getirilmedi. Rumları yarım Kıbrıs’larıyla bünyelerine aldılar.
Şimdilerde AB, yaptığı açıklamalarla Türkiye’yi dünya kamuoyu gözünde küçük düşürmek için Kıbrıs Barış Harekatı’nı ve Türk askerini yeriyor.
AB, her zaman olduğu gibi Rum yanlısı beyanatlar veriyor. Yani onların kaşığı ile yemeklerini yiyorlar.
Bunları hatırlatırken ben yine tekrarlıyorum.
Cevdet Yılmaz geldi ve bize yürek verdi, sağ olsun. Bir başka deyişle, KKTC’den bir karış toprak vermek yok. Yatırımlara devam.