-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleşmekte olan 36. NATO Devletler ve Hükümet Başkanları zirvesi, Türkiye’nin ev sahipliğinde yapılmasıyla, Türkiye’nin itibar ve prestiji, ikiye üçe, hatta dörde katlandı. Bütün dünya ülkelerine baktığımızda, dünyadaki sayılı devletler konumuna geldi. Özellikle savaş sanayiindeki başarıları, bütün devletler tarafından çok yakından izlenmektedir. Bu bağlamda NATO 36. Zirvesi’nin Ankara’da yapılması ve ABD Başkanı Doland Trump’ın bu zirveye katılması, güçler dengesinin oluşmasını gösteriyor.

Bu toplantıya 32 ülkenin Devlet Başkanları, Dışişleri ve Savunma Bakanları katılmış oluyor.

NATO’nun en önemli üyelerinden birisi de Türkiye’dir.

Dünya üzerinde olagelen savaşlar ve çatışmalar, bize geleceğimizin güçler haritasının nasıl şekilleneceğini de gösteriyor.

NATO üyeleri yanı sıra bu toplantıya, AP4 (Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore ülkeleri de katılmış oluyor. Zirve, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Beştepe’deki Uluslararası Medya Merkezi’nde yapmış olduğu basın toplantısıyla Zirve, başlamış oldu. Rutte, NATO Savunma Sanayii Formu’nun TC Cumhurbaşkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve TC Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile birlikte gerçekleştirmiştir. Bunlar yanında “İstanbul İşbirliği Girişimi (ICI)” kapsamında Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dışişleri Bakanlarıyla Beştepe’de bir araya gelerek TC Milli Savunma Bakanlığı Ayyıldız Yerleşkesi’nde Türkiye’nin ev sahipliğinde resepsiyon düzenlenecek.

Basından verilen bilgilere göre, 6 ve 7 Temmuz tarihlerinde Ankara ateş üstünde ve bütün tedbirler alınarak gerçekleşmiş zirvenin, güvenlik içinde yapılması geçmesi için yoğun bir çalışma içindedir. Kolay değildir… Koskoca ABD Başkanı Donald Trump NATO Zirvesine karılacak ve önemli tedbirler alınmayacak mı?

NATO’nun kuruluşu, tümden ülkeler arası meydana gelecek saldırı ve savaşları önlemek işin ittifak oluşmasına dayanır. O nedenle Türkiye’nin savaş sanayii ve ileri noktadaki teknik oluşumları, Zirve’ye katılan bütün devletler tarafından bilinmektedir.

Mesela Kıbrıs Rumları Kıbrıs Türklerini Kıbrıs Cumhuriyeti’nden fırlatıp attıklarında, Türkiye herhangi bir askeri müdahaleye girişmek için hazırlıklı değildi. NATO üyesi olmasına rağmen, Türkiye sadece birkaç sorti uçuşu yapmıştı jetleri ile, sırf Rumların taarruzlarını ve silahlı eylemlerini durdurmak için. Hepsi o kadar. Türk Liderliği defaten Türkiye’den askeri çıkarma yapmasını istemiş ve Türkiye liderliğe sabırlı olmalarını tavsiye etmişti. Zaman içinde Türkiye’nin bir savaşa hazır olmadığı öğrenildi. Ta ki 20 Temmuz 1974 tarihine kadar. Şeytan Rumları aldatmıştı. Azılı EOKA’cı Nikos Sampson, Yunan Juntası ile işbirliği yaparak Makarios’a 15 Temmuz tarihinde darbe düzenleyince, işte o zaman Türk ordusu alarma geçmişti. Yani Türkiye bir askeri çıkarmaya hazırdı. Tam on bir yıllık zamanın sonunda.

1974 Mutlu Barış Harekatı gerçekleştiğinde Yunanistan, zamanın NATO Genel Sekreteri Joseph Luns’a baş vurarak Türkiye’nin bu askeri harekatını engellemesini istemişti. Joseph Luns da şöyle bir yanıt vermişti.

“Türkiye, anlaşmalardan doğan garantörlük hakkını kulanmış ve kendi kardeşlerini kurtarma hakkını kullanmıştır. Yapacak bir şey yok.”

Yunanistan de NATO’den ayrılmıştı.

Bunun üzerine Yunanistan Joseph Luns’a şöyle demişti:

“Yunanistan bu durumda NATO’dan çekilecektir.

Joseph Luns’un yanıtı şöyle olmuştu.

“Yunanistan’ın NATO’dan çıkması hiç önemli değil. Önemli olan Türkiye’nin NATO’dan çıkmamasıdır. Çünkü Yunan askeri bir savaş anında silahını bırakır ve savaş meydanını terk eder. Ama Türk askeri ölümüne savaşır. Mermisi bitince süngüsüne sarılır. Süngüsü de kırılınca yumruğuyla savaşır.”

Yani bu da şu demektir.

“Yunanistan NATO’da ha var, ha yok demektir.”

Türkiye 1974 savaşından sonra artık kendini büyümeye ve savaş sanayiini geliştirmeye verdi. Büyüdükçe büyüdü ve dünyanın sayılı güçlü devletleri arasına girdi.

Şu anda Ankara’da yapılmakta olan Zirve de onu gösteriyor. Türkiye güçlü olduğunu gösterdi ve kanıtladı.

O nedenle değil mi ki, biz Kıbrıs Türkleri 1974’ten bu yana rahat ve güvenli bir hayat sürüyoruz.

Kısacası bu Zirve ile Türkiye’nin itibar ve onurunu, kat be kat yükselerek kendini gösterdi.

Türkiye bugün Ortadoğu’da bir denge ülkesi olarak barışçıl bir tutum izleyerek, ilişkilerini koruyor. Türkiye’nin en büyük ideali, barış ve huzur içinde yaşamını sürdürecek bir dünya yaratmaktır.