Vakıflar’ın Kıbrıs Türk halkına devredilmesinden bu yana 70 yıl geçti. Dile kolay. Kıbrıs’ın İngiliz sömürge idaresinde olduğu dönemde, Osmanlı’nın kurduğu vakıflar, Ada’da Türklüğün simgesini taşımaktadır.
Vakıflar’ın esas sahibine, Kıbrıs Türk halkına devredilmesi meselesi Dr. Fazıl Küçük için bir nevi ölüm – kalım meselesiydi. Yıllarını bu uğurda harcamış, gece gündüz demeden vakıflar mücadelesini bıkmadan ve usanmadan sürdürmüştü. O kadar ki, Halkın Sesi gazetesindeki yazılarıyla idareyi bunaltmış, ata yadigarı bu kutsal toprakların Rumlara peşkeş çekilmesine ‘Yeter artık’ diyerek, kampanya başlatmıştı.
Doktor’un bir huyu vardı. Haklı olduğu her hangi bir konuda amansız bir kampanya başlatır, yazar da yazardı. Bu tavrı sömürge idaresini fena halde öfkelendirirdi. Bu yüzden gazeteyi kapatırlar, dava açarlar, kağıt da vermezlerdi. Ancak o, bu sıkıntılara mücadele arkadaşları ve halktan aldığı destekle göğüs gerer, mücadeleden vazgeçmezdi.
Bir defasında çarşıda helvacılardan elde ettiği kağıtları baskı makinesine verir, gazeteyi yayınlar, üzerinde baskı kuran yöneticilere de adeta ders verir, meydan okurdu.
15 Nisan 1956 tarihi Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinde elde ettiği en önemli kazanımların başında yer almaktadır. Çok önemli ileri bir mevzinin ele geçirilmesiydi adeta. Çünkü Dr. Küçük’ün Vakıflar mücadelesinin zaferle sonuçlanması üzerine peşkeş dönemi sona ermiş, Türklüğün bu kutsal topraklardaki varlığı bir kez daha tescil edilmiş, EVKAF binasında dalgalanan İngiliz bayrağı indirilerek, yerine Türk bayrağı çekilmişti. O gün, Dr. Küçük’ün olduğu kadar, Kıbrıs Türk halkının mutluluğunu kelimelerle tarif etmek mümkün değildir.
Dikkatinizi çekerim. O dönemde Ada’da Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri (KTBK) yoktu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK)’da yoktu. Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) henüz kurulmamıştı. Bu olaydan 1.5 yıl önce kurulan ve Ada’yı Yunanistan’a ilhak ederek Enosis’i gerçekleştirmek için kurulduğunu açıklayan EOKA terör örgütü vardı. Her tarafı kana bulamaktaydı. İşte böyle kritik ve zor bir zaman diliminde Dr. Küçük’ün liderliğinde kazanılan bu başarı, Kıbrıs’ta Türklerin misafir değil, fakat Ada’nın esas sahibi olduğu gerçeğini de haykırıyordu.
Kıbrıs Türk halkının Varoluş ve Özgürlük Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük ile 20 yıl birlikte çalıştık. Sevincine de, kederine de tanık olmuş bir kişiyim. Özellikle Vakıflar’ın Kıbrıs Türk halkına devredilmesinden konu açıldığında, gözlerini bir noktaya diker, uzun uzun bakar, duygulanır, göz yaşlarını silmek için yüzünü çevirirdi. Çünkü Vakıflar, Kıbrıs Türkünün elinden bin bir entrikayla alınarak, Rumlara peşkeş çekilmekteydi. EVKAF’a ait verimli arazilere kavuşanlar, ekip biçiyor, keyiflerine bakıyorlardı.
Dr. Küçük’le sohbet esnasında konu Karpaz’daki ‘Afendrika’, şimdiki adıyla ‘Efendiler Çiftliği’nden açılmıştı. Doktor yine gözlerini bir noktaya dikerek, soluklandıktan sonra şöyle demişti: “Orası da Vakıflar’a ait en büyük ve önemli çiftliklerden biri. Başına da idareci olarak bir papazı koymuşlar, odun bile keseceksen papazdan izin alacaksın”
Bunun gibi Ada’nın her tarafında verimli Vakıf arazileri çarçur edilmişti. En basiti Maraş da onlardan biri.
1571 yılında Ada’nın fethiyle birlikte kurulan Vakıflar’ın 455’inci, Dr. Küçük’ün ısrarla ve kararlılıkla mücadelesi sonucu sömürge idaresinden Kıbrıs Türk halkına devredilişinin 70. yıl dönümü kutlu olsun.
Bu önemli tarih Rumlara da anlatılsa, Türklüğün ne olduğunu, Kıbrıs Türkünün nereden nereye geldiğini belki anlamış olurlar. Pek ihtimal vermiyoruz, ama Ada’nın kendilerine ait olduğunu iddia edenlerin sadece 1571’e göz atmaları yeterlidir.