Savaşların arkasında bırakılan yıkımın maddi bedelinin olmadığı biliniyor. Buna karşın emperyalizmin tuzağına düşen ülkelerin liderleri savaş etmekten vazgeçtiklerine ilişkin görüntüye veya pişmanlık duyduklarına genelde pek rastlanmıyor. Şu anda yakın komşu olan ülkelerin bile alınmış olan kararlara karşın saldırılarını devam ettirdiklerine tanık olunuyor. En tipik örnek yaş almış Amerikalının sıklıkla yaptığı gibi nerede ise anlık olarak yaptığı açıklamalarla ortamı germenin ötesine geçtiğine tanıklık ediyoruz.

Savaş örgütü olduğu genelde kabul edilen NATO’nun toplantısı için Ankara’ya gelen bu kişi toplantıların sonlanması ile İran’a saldırı emrini verdiğini açıklıyordu. Bununla yetinmeyerek 8 adet savaşın sonlanmasını yaptığını açıklıyor olması çelişkilerini de beraberinde getiriyordu. Kendisi gibi düşünmeyen ülkeleri ve liderlerini hedefe oturtuyordu. Kıbrıs Türkleri olarak bizler savaşın yıkıntıları dahil bütün sıkıntılarını ulus olarak topraklarımızda yakın tarihte yaşayıp bugünlere gelmiş bulunuyoruz. Bu nedenle savaşsız bir dünyanın kurulmasını diliyor ve istiyoruz.

Geride bıraktığımız yüz yılın ortalarında aynı adada yaşamaktan başka hiçbir ortak yanımızın olmadığı Rumların saldırıları ile yaşayıp ortak bir çatı altında eşitliğe dayanan bir hükümet çatısı altında yaşananların her iki toplumda derin acılar yarattığı yadsınamaz gerçektir. Çağ dışı kafalarla yöneticilik yapmakta ısrar eden karşımızdaki unsur saldırılarına devam ettiği için mülkiyet konusunun gündeme taşınmasın diye siyasi konuları öne çıkartarak konunun müzakeresini başarılı iş yapıyor havası ile tartışılmasını engelleyerek günümüze kadar taşınmasına neden oldukları biliniyor.

Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında adadaki bugünkü yapının kurulduğunun da unutulmaması gerekiyor. Adanın iki yanında halklar ayrı ayrı bölgelerde yerleşmeye çaba harcamalarına karşın her iki toplumun can güvenlikleri konusunda sıkıntılar yaşanıyordu. BMGK’nin kararları ile Kuzeydeki Rumların güneye Güneydeki Türklerin ise adanın kuzey bölgelerine taşınmak sureti ile şu andaki iki bölgeli yapı kurulurken terk edilmek durumunda kalınan topraklar için şu ana kadar fazladan üzerine yeterince gidilmediğinin unutulmaması gerekiyor. Mülkiyet konusu müzakere dönemlerinde gündeme taşınarak saman alevi gibi unutturulmaya çalışılıyor. Konunun ciddiyetle üzerine gidilmiş olsa idi mülkiyet konusu diye bir konu gündeme taşınmazdı.

Bu işlemler zamanında gerçek mülk sahiplerinin yaşadığı günlerde çözüme ulaştırıldı. Arada üç kuşağın geçtiği biliniyor olması çözümün önündeki engel olarak karşımızda duruyor. Adadaki İngiliz arşiv belgeleri ile sonuca nasıl ulaşılacağı bilinmiyor. Bu nedenle özellikle Türk Vakıflarına ait olan mallar konusunun Kıbrıs Türklerinin TAPU Senedi olduğunun da unutulmaması gerekiyor mu ne...

SEVGİ ile Güzel kalınız…