Kıbrıs’ın dünya üzerinde belirli zaman aralıklarında kendisine yer bulabildiği olayların da dönemlerin de olduğu biliniyor. Kısa dönemlerde de olsa saman alevi gibi parlayıp sönüyor gibi olması konunun unutulması anlamına gelmiyor. Konunun içten içe yanmayı sürdürüyor olması çözümsüzlüğün özünün korunuyor olmasının da kanıtı oluyor. Konunun öncelik ve ivedilikle çözümlenmesini zorunlu kılıyor. Karşımızdaki unsurun öncelikle oyuncağa çevirdiği konunun çözümsüzlüğünü de tetikliyor.

Konunun çözümsüzlüğe itilmesinin birincil nedeni BM’in konuyla ilgili görevlendirilen kişilerin yaklaşımlarımda düğümleniyor. Görevlendirilmiş olan kişilerin kendi isimleri ile ortalıklara çıkarılmış olan görüşlerinin pek işe yaramadığını kaydetmek gerekiyor. Çözüme katkı verilen önerilerin en azından belirli zaman aralıklarında tartışılıyor olmasını nve unutulmamasının tozlu raflarda daha fazla tozlanmasını gerekli kılıyor olabilirdi.

Yıllarca BM çözüm önerileri diye sunulan çözüm önerilerinin son birkaç yıldır gündeme taşınmıyor olması ayrı bir garabet tanımına uyuyor. Oluşan bu tıkanıklığın aşılması karşımızdaki unsurun EOKA düşünden uyanarak çözümden yana olduklarını kanıtlamalarını gerekli kılıyor. 04 Mart 1964 tarih ve 186 sayılı kararının güncellenmesini gerekli kılıyor. Karşımızdakilerin devlet olarak tanınmasına karşın Kıbrıs Türklerinin ise toplum statüsü olarak tanımlanması çözümün önündeki engellerin en büyüğü olarak karşımızda duruyor.

Karşımızdaki unsurun Kıbrıs konusunun oyuncak olmasından vaz geçerek gelinmiş olan noktanın aşılması birincil öncelik olarak karşımızda duruyor. Kıbrıs Türkleri yapılan bütün baskılara karşın adadaki varlığını devam ettiriyor. 27/28 Ocak 1958 tarihinde İngiliz sömürge yöneticilerinin baskılarına karşı direnerek varlıklarını devam ettirdikleri biliniyor. O günleri yaşamış bir kişi olarak adada Karşımızdaki unsurun ne kadar hakları varsa Kıbrıs Türkleri olarak bizlerin de aynı derecede eşit hakkımızın olduğunun gelinen bu noktada kabul edilmesi gerekiyor.

Uzunca bir süredir ellerinden düşürmedikleri Kıbrıs oyuncağı ile oynamaya devam etmelerinden sonuç alamayacaklarını bilmeleri gerekiyor. Yine adada çözüm isteniyorsa ayak oyunlarını bir köşeye bırakarak adadaki çözümün dünyanın ötesindeki berisindeki ülkelerde aranmadan Lefkoşa’da olacağının da unutulmaması gerekiyor. Karşımızdaki unsurun da bu gerçeği kabul ederek Kıbrıs oyuncağının merkezinin Lefkoşa olduğunu bilmeleri gerekiyor mu ne…

SEVGİ aile kalınız…