banner583
banner661

MUDANYA ATEŞKES ANTLAŞMASI VE İSMET PAŞA


Metin FAHRİOĞLU

Metin FAHRİOĞLU

Okunma 13 Ekim 2021, 12:37

Türk İstiklal Savaşı’nın son günlerinde, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Başkomutanlığında gerçekleşen  Başkomutanlık Meydan Savaşı’nda    30 Ağustos 1922’de  Büyük Taarruzun zaferle sona ermesi ve 9 Eylül’de Yunan Ordusunun İzmir’de denize dökülmesinin ardından  İtilaf Devletleri Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne mütareke  çağrısında  bulundular. Zor şartlar altında sürdürülen görüşmelerin  sonucunda 11 Ekim 1922 Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalandı..
3 Ekim’de başlayan görüşmelerde Türk Heyeti’ne İsmet Paşa (İnönü) Başkanlık etmiş ve Heyet, Batı Cephesi Kurmay Başkanı Asım (Gündüz), Yarbay Tevfik (Bıyıklıoğlu), Binbaşı Seyfi (Düzgören) ve Kızılay İkinci Başkanı Hamit Beylerle  iki  yazmandan  oluşmuştur..  Karşı tarafta ise; İngiltere’yi General Harrington, Fransa’yı General Charpy ve İtalya’yı da General Mombelli temsil ediyordu.
Konferansta Yunan ordusunun Trakya’dan çekilme  koşullarının konuşulmasına  rağmen  Yunan ordusunun temsilcisi yoktu. General Mazarakis Mudanya açıklarında  bir gemide bekliyordu.. Bu resim kurtuluş savaşındaki  asıl düşmanlarımızın İngiltere, Fransa ve İtalya olduğunun, Yunan Ordusunun bu devletlerce üstümüze gönderildiğinin bir kanıtıdır.  İşin ilginç yanı, her ne kadar emperyalist gücün tetikçisi bile olsa , Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşı’nın , Yunan ordusuyla yapılmış olmasına karşın, Yunan Hükümeti , General Mazarakis ile General Sarıyanis’i Mudanya’ya delege olarak göndermiş, ancak bunların, önceden arkalarında durup sürekli destek verenler tarafından bu toplantıya katılmaları uygun bile görülmemişti..
..Görüşmeler, Mudanya’da bugün müze olarak kullanılan binada ve 3 Ekim 1922 günü öğleden sonra saat 15.00 gibi başladı. İsmet Paşa, Türk Heyeti Başkanı sıfatıyla gelenleri karşılıyor, toplantı masasındaki yerlerini de belirtiyordu.. Bu, ev sahipliği ve misafir karşılama nezaketinin yanı sıra bir anlamda da Toplantı Yöneticisi tavrı takınmak olarak yorumlandı..
..Açış konuşmasını , ev sahibi sıfatıyla, İsmet Paşa yaptı. İşin daha  başında görüşmelerin çetin geçeceği anlaşılıyordu. Bunu Şevket Süreyya Aydemir: “Mudanya Konferansı’na Mudanya Savaşı demek hatalı olmasa gerektir.” Şeklinde yazdı..
..Türk Heyeti’nce önerilen haklı taleplere Fransız ve İtalyan temsilciler olumlu yaklaşırken, İngiliz temsilcisi, konunun yetkisini aştığını öne sürerek, hükümetinden gerekli izni alabilmek için toplantının ertesi güne bırakılmasını istedi..
..Amaç belliydi. İngiliz Delegesi işi uzatma niyetindeydi. Bunun sonucu olarak, ilk etapta iki gün süren görüşmeler, 5 Ekim 1922 tarihinde kesildi. Görüşmeler tıkanınca Konferans’ın bundan sonrası da tehlikeye girmişti.  İngiliz Delegesinin bu uzlaşmaz tavrı ve zaman kazanmaya  çalışma gayretleri sonucunda görüşmelerin bir an için çıkmaza girmesi, olayları sürekli olarak izlemekte  olan Mustafa Kemal Paşa’yı derhal harekete geçirdi ve 6 Ekim 1922 tarihinde İsmet Paşa’ya; “Ekim’in 6. Günü için yapılan görüşmelerinizde Trakya’nın İzmir’de kararlaştırılan esaslar dahilinde  Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’ne iadesini kabul etmedikleri takdirde; tasavvur buyrulduğu gibi, 6-7 Ekim 1922’de derhal İstanbul üzerine harekete geçiniz.” İfadesini içeren bir telgraf çekti..
..Mustafa Kemal Paşa’nın bu emrine istinaden Ordunun Çanakkale ve İstanbul önlerine yürümesi emri verildi.. Bir yandan da İsmet Paşa, Batılı Delegelere, Doğu Trakya’nın hemen boşaltılmasını aksi taktirde askeri hareketin bu kararlılıkla süreceğini bildirdi. Taraflar bir çeşit taktik savaşı sürdürüyor gibiydiler. İsmet Paşa’nın desteğiyle, diplomatik tavrını kararlı bir şekilde sürdürüyordu. Görüşmelerin geldiği nokta , sanki tarafları yeni bir savaşın eşiğine getirmiş gibi görünüyordu…
..Şevket Süreyya’nın, “İsmet Paşa’nın Mudanya’da ve 6 Ekim 1922’de olduğu kadar, belki hiç kimse, harple sulhun kıskacı arasında  böylesine sıkışıp kalmamıştır.” İfadesinde belirttiği gibi; İsmet Paşa gerçekten zor bir mücadeleyi götürmeye  çalışıyordu..  ..Bu noktada, Ateşkes Görüşmeleri’nin seyri konusunda İsmet Paşa (İnönü)’nın anılarına  baktığımızda ; “Mudanya Konferansı’nın ilk üç   günü Trakya meselesinin müzakeresi ile  geçmiştir. İlk müzakere açılır açılmaz benim ortaya koyduğum ve dikkatlerini çektiğim  mesele budur. Biz muharebe halindeydik, karşımızda düşman vardı. Düşmanı yendik ve takip ettik. Anadolu’dan  çıkardık..
..Mudanya  Konferansı’nın toplanması ile  askeri hareket durmuştur. Bu hal uzun müddet devam edemez. Böyle bekleyerek, karşımızdaki düşman  kuvvetlerin yeniden  zaman ve hazırlık kazanmasına fırsat veremeyiz. Onun için bir an evvel bütün memleketin tahliyesi işini halletmek  lazımdır.  Ankara Ulusal Hükümeti’nin kararlılığı sonucunda İngiliz Hükümeti adeta geri adım attı ve müttefikler arası gerekli mutabakat sağlanmış olacak ki görüşmelerin devamı kararı alındı..
..Gelişmelerin devamı İsmet İnönü’nün anılarında; “7 Ekim 1922’de toplandık. General Harrington, Lord Curzon Paris’e gittiği için temas kuramadığını, konferansın geri bırakılmasını söyledi. Buhran 9  Ekim 1922’ye kadar devam etti. Bu arada hiçbir toplantı yapılmadı. 9 Ekim 1922 günü  sabahleyin Fransız ve İngiliz generalleri Mudanya’ya gelerek, benimle özel olarak dostça görüşmek istediklerini bildirdiler. Oturduk, konuştuk. Ama vaziyet hakikaten gergindi. Harekatı durdurmak yetkimin sona erdiğini, bundan sonra serbest hareket etmek zamanı geldiğini kendilerine anlattım..
..Birliklerimizin, İzmir Bölgesi’nde kendilerince tarafsız saydıkları yerleri geçmiş olduğundan şikayet ettiler. Çanakkale’de de Türk ve İngiliz kıtalarının birbirlerine çok yakın ve gergin vaziyette olduklarını, General Harrington’un  durumdan endişe duyduğunu söylediler.” Sözleriyle  anlatılmaktadır..
..General Harrington’a göre İsmet Paşa çok soğuk kanlı ve  akılcı davranıyordu. Müttefikler, üzerinde mutabakat sağlayarak hazırlanan projelerini okumaya başladı. Açıklananlar Türk Tarafı’nın taleplerini karşılar mahiyetteydi. İsmet Paşa, önerilen hususları kabul ettiğini beyan ederek , konuyu hükümetine götüreceğini ve toplantının da 10 Ekim 1922 günü öğleden sonraya ertelenmesini önerdi. Öneri kabul edildi…
.. Ankara Ulusal Hükümeti , öteden  beri önermekte olduğu hususların karşı tarafça kabul edildiğini görünce; İsmet Paşa’nın gönderdiği metni onayladı. 10 Ekim 1922 günü, Yunan Delegeler ile yapılan özel görüşmelerin uzaması sonucunda , toplantı yapılamadı. Sonuçta , 11 Ekim 1922 günü, günün erken saatlerinde Mudanya Ateşkes Görüşmesi Delegeleri bir araya gelerek, Mudanya Ateşkes Antlaşması’nı imzaladılar ..
..Mudanya Ateşkes Antlaşması esnasında bir kez daha görüldü ki, aslında Yunanistan, arkasındaki Emperyalist Devletler tarafından tahrik edilen ve kullanılan bir piyon ve araçtı. Anadolu’nun belirli bir bölgesini  üç yılı aşkın bir süre işgal ettikten sonra  başarısızlığa uğradığında , devre dışı bırakıldığı gibi, Ateşkes Görüşmeleri’ne  bile alınmamıştı. Yani emperyalist güç odakları,  Yunanistan’ın tetikçiliğine  ihtiyaç kalmadığında , onu silkeleyip bir kenara fırlatmıştı. Hatta Antlaşma Maddeleri’nin hazırlanmasında görüşleri bile sorulmamış, her hususa sözde patronlar karar vermiş ve sonunda da imzalanmış Antlaşma Metni’ni , adeta zorla  dayatmışlardı…
.. Bu, Ulusal Kurtuluş ve bağımsızlık Savaşı’nın Yunanistan’a karşı değil, bilakis arkasındaki ve maşası-tetikçisi olduğu  emperyalist güçlere karşı verildiğinin açık bir kanıtıydı.  Doğu Trakya’nın, savaşa gerek kalmaksızın kurtarılması ise , Mustafa Kemal ve Ankara Ulusal Hükümeti’nin  İsmet Paşa’ya verdiği ve birlikte yürütülen planlı ve kararlı çalışmanın bir sonucuydu..
..İsmet Paşa’nın elde ettiği başarının dış dünyada da yankıları oldu. Özellikle Doğu Trakya’nın  bir ay içinde boşaltılıp, Türk Ordusu’na teslim edilmesini kararlılıkla istemesi, İngiliz Hükümeti’nde şok etkisi yarattı. Ancak İngiltere kamuoyu farklı düşünüyordu..  Antlaşmaya ilişkin ayrıntılı haberleri yayımlayan The Times Gazetesi, anılan Antlaşma’nın, General Harrington’un sağduyulu tutumu ile İsmet Paşa arasında uzlaşma sağlanması sonucunda imzalanabildiğini belirtiyor ve sözleşmede Türklerin onurunu kıracak hiçbir madde ya da  hüküm bulunmadığını yazıyordu..
..Manchester Guardian Gazetesi ise mütarekenin  İstanbul halkına ilaç gibi geldiğini, endişelerinin sona erdiğini dile getiriyor ve İsmet Paşa’nın da  “Özgürlük aşkıyla dolmuş ve zaferle yoğrulmuş bir ulusu temsil ettiğini..” yazıyordu..
..Şevket Süreyya Aydemir’in yayımladığı General Harrington’un mektubunun kimi bölümlerinde İsmet Paşa için; “İsmet Paşa’yı ilk gördüğüm zaman , benim üzerimde büyük bir etki ve intiba bırakmadı. Görünürde gösterişsiz, ufak-tefek bir insandı. Az konuşuyordu.  Bundan başka-bir eksiklik mi, yoksa  bazı hallerde bir meziyet mi bilinmez- çok da ağır işitiyordu..
..Öyle sanıyorum ki aşağı yukarı  42 yaşındaydı. Bizimle münasebetlerinde başlangıçta çok inatçı görünüyordu.. Güldüğünü hemen hiç görmedim. Oldukça ciddi bir kişiliğe sahipti. Yalnızca birilerine  “Nasılsınız?” veya  “Allahaısmarladık” derken biraz gülümsüyordu.  Elbette ki  Ankara’dan aldığı kesin talimata göre hareket ediyordu. Ama ayrıntılar konusunda  oldukça başarılıydı.. Her satırı gayet dikkatle tetkik eder ve baştan sona kadar okur, notlarını süratle alır ve satırların altında gizli bir mana bulunmadığına  kanaat getirmedikçe fikrini söylemezdi. Ama daima nazik davranırdı.” 
..İsmet Paşa, Mudanya Ateşkes  Antlaşması görüşmelerinde gerek asker  kimliği gerekse devlet adamlığı, diplomatça tavırları ve Mustafa Kemal Paşa ile  Ankara Ulusal Hükümeti’nin de desteğiyle büyük bir başarıya daha imza atmıştır.. Böylesi bir başarıyı Lozan Barış Antlaşması görüşmelerinde de  gösterecek olan İsmet Paşa, Cumhuriyet’in İlanı , Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kurulması ve Türk Devrimleri’nin   gerçekleştirilmesinde de; Mustafa Kemal Paşa’nın uzun süre birlikte çalışacağı ve başarılı işlere ortak imza atacağı en yakın silah ve çalışma arkadaşıdır. Kaynak: Cengiz Önal, İsmet Paşa ve Mudanya Ateşkes Antlaşması (3-11 Ekim 1922), Bütün Dünya, Başkent Üniversitesi Kültür Yayını, s.38-42,     Sayı:2016/10,   1 Ekim 2016
Sonuç olarak Mustafa Kemal’in 19 Mayıs  1919’da Samsun’a  çıkması ile başlayan Türk Kurtuluş Savaşımızın askeri aşaması 11 Ekim 1922’de Saat 06.00’da  Mudanya’da imzalanan Ateşkes Antlaşması  ile son bulmuştur.. Böylece Misakı Milli sınırları içindeki Trakya tek silah atmadan, Ege’deki kesin zaferin sonucu olarak ve Türk ordusunun caydırıcı gücü ile geri alınmış oluyordu.. Böylece Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da  Samsun’a çıkması ile başlayan Türk Kurtuluş Savaşının askeri aşaması  11 Ekim 1922’de Mudanya’da imzalanan Ateşkes Antlaşması ile  son bulmuştur.
Türk Milletinin Kurtuluş Savaşı’nda  gösterdiği askeri Zafer,  Mudanya  Ateşkes Antlaşması sonucunda  elde ettiği diplomatik başarı ile daha da güçlendirilmiştir. Mudanya Ateşkes Antlaşması ile Doğu Trakya ve İstanbul askeri güç kullanılmadan, savaşılmadan korunmuş ve elde edilmiştir. İngiltere, Türk Milletinin başarısını kabul ederek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni resmen tanımıştır.
Mudanya Ateşkes Antlaşması Türk Kurtuluş Savaşı’nda elde edilen  zaferin ilk göstergesi niteliğindedir. Mudanya Ateşkes Antlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu da hukuken sona eriyordu. Bu antlaşma ile  birlikte Türkiye’de var olan Yunan askeri kuvvetleri de Türk topraklarından çıkarılmıştır. Mudanya Ateşkes Antlaşması ile Türk Kurtuluş Savaşının askeri safhası sona ererken hukuki ve  politik süreç başlıyordu…
İsmet İnönü’nün bu başarısının ardından Gazi Mustafa Kemal Atatürk bir yıl sonra  İsmet İnönü’yü Dışişleri Bakanı   ve Baş Temsilci olarak Lozan Barış Konferansına göndermesinin ardından  24 Temmuz 1923’te Lozan  Antlaşması imzalandı ve de 29 Ekim 1923’te  Türkiye Cumhuriyeti ilan edildi.
Bu vesileyle  Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolda Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve dava arkadaşlarını , silah arkadaşlarını, kahraman Mehmetçiklerimizi   bir kez daha saygıyla selamlıyorum..
Türkiye Cumhuriyeti Sen Çok Yaşa.. Ne Mutlu Türk’üm Diyene..
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.