banner762
banner815
banner797

“Majesteleri” 101 yıl önceki “yasa”yla basını susturmak istiyor…


Hasan KAHVECİOĞLU

Hasan KAHVECİOĞLU

Okunma 21 Haziran 2022, 12:12

Koca bir asır geçti üzerinden…
Yıl; 1921…
Kıbrıs, İngiltere’ye bağlı bir sömürge…
Bir koloni…
Adada yaşayan Rumlar, Yunanistan ile birleşmeyi “milli ülkü” olarak benimsemiş…
Gözleri, kulakları, gönülleri Atina’ya yönelik…
10’a yakın günlük gazeteleri var…
Hararetle ENOSİS’i savunuyorlar…
Karikatürlerle, mizahla İngilizlere yükleniyorlar, “üzerinde güneş batmayan imparatorluk”la dalga geçiyorlar…
Adada yaşayan ve Rumların dörtte birini oluşturan Türkler’in “milli ülkü” diye bir dertleri yok…
Lozan henüz imzalanmamış ve Ankara, henüz İngilizlere Kıbrıs adası için “Al senin olsun” dememiş…
Kıbrıslı Türkler’in bu dönemde bazen bir, bazen ise birkaç gazetesi yayımlanıyor…
Bazı dönemlerde ise gazeteleri yok…
Ama gözleri, kulakları Ankara’da…
Mustafa Kemal’i yakından izliyor ve gönülleri onun sevgisi için çarpıyor…
Apaçık biçimde de destek veriyorlar…
İşte tam da bu ortamda, İngiliz Koloni İdaresi, 13 Nisan 1921’de bir yasa çıkarıyor…
Adı “Seditious Publications Law”…
Türkçeye “Kışkırtıcı Yayınlar Yasası” olarak tercüme edilebilir…
İngiliz Hükümeti “Majesteleri” için yazılıp çizilenlerden rahatsızdı ve basını hizaya getirmek için yayınları “sömürgeci” sertliği ile bastırmak istemekteydi.
Bu yüzden de bu yasaya çok sert ifadeler yerleştirmişti…
Bütün yetki Kıbrıs İngiliz Valisi’ne verilmişti.
Vali, bir yayının “kışkırtıcı” olduğuna karar verirse, onu yasaklayabilecekti…
Bu tür “kışkırtıcı” dedikleri yayınların yurt dışından ülkeye girişini engelleyebilecekti…
Kıbrıslı Türkler’in adadaki İngiliz Yönetimi ile bir “dertleri” henüz yoktu ama Rumlar, bu bağlamda Yunanistan’dan bol miktarda yayını Kıbrıs’a getirip dağıtıyorlardı…
İngilizler bu yasa ile bir kolonide “Majesteleri”ni korumaya alıyorlardı ama gene de “insan hakları” bakımından yasa içine bazı “güvenceler” koymayı da ihmal etmiyorlardı…
Yani; suya sabuna hafifçe dokunan “uysal vatandaş” ya da eleştiri yaparken “iyi niyet” gösteren vatandaş yasada korunuyordu…
O sömürge koşullarında bile İngilizler “adalet” duygusunu zedeleme konusunda hassasiyet göstermeye çalışıyorlardı…
“Sömürge” rejimi, kendine sürekli biat edecek “obedient servant” yurttaşlar istiyordu…
Yani; “otoritenin her söylediğini sorgulamadan yapan” bir halk istiyordu İngilizler…
Bu yüzden de özellikle sömürgelerindeki yurttaşları “böl ve yönet” taktiği ile iki farklı kategoride sınıflandırıyorlardı…
“Aykırı” olanları cömertçe cezalandırırken, “obedient” olanlara da “unvan”lar vererek sözümona bu kişileri onurlandırıyorlardı…
Kıbrıs’ta da hem Türklerden, hem Rumlardan sayılı kişilere “Sir” unvanı vermişlerdi…
Bu şahsiyetler, “patronaj sistemi”nin kuklaları idiler…
Bir de “Britanya İmparatorluk Nişanı (MBE) vardı…
Kraliçe veriyordu bu nişanı…
Kıbrıs İngiliz Valisi “biat”ta kusur etmeyen Türk ve Rumlara bu “nişan”ı veriyordu.
Nişan sahiplerinin İngiliz İdaresi’nde “öncelikleri” ve “ayrıcalıkları” olurdu…
Tabii, tüm bunlar bir asır önce bu adada yaşandı…
Ama İngiliz adadan giderken, bize “armağan” olarak çıkardığı bu “sömürge yasaları”nı bıraktı…
Biz, “anayasal zorunluk” olmasına karşın, bu yasaları çağdaşlaştırmak, AB ile uyumlaştırmak için şimdiye kadar hiçbir ciddi adım atmadık…
TC Cumhurbaşkanı bazı yayınlar nedeniyle “KKTC’deki soydaşlarımız gereğini yapacak” dedikten sonra, Bay Ersin Tatar’ın gayretkeşliği ile 101 yıl önceki “sömürge yasası” raflardan indirildi…
“Her Majesty” ifadeleri yerine Türkiye CB ile buradaki CB kondu ve “ağzını açana” hapis cezaları getirildi…
101 yıl önce, bir “sömürge”de, iki toplum içinde fokurdamalar başladığında, Kraliçe’yi korumak amacıyla İngilizler tarafından düzenlenen “mevzuat” bir asır sonra, sertleştirilerek, içine muğlak ifadeler konularak ve insan hakları, ifade özgürlüğü gibi değerler hiç hesaba katılmadan değiştirilmek isteniyor…
Bu bir asır geriye gitmek değilse nedir? 
Bu; Kıbrıslı Türkleri “sömürge” koşullarındaki yasayla susturmak değilse nedir?
İngiliz’in 1921’deki “Kışkırtıcı Yayınlar” yasasına “Müfsidane Yayınlar Yasası” demişiz…
Adını bile ağırlaştırmışız…
Bir İslam dini terimi (Arapça:مفسد) olan “müfsit” demişiz…
CB’nı eleştiren kişi “müfsit kişi” yani "fesat sokan" kişi olacak ve CB’nı aşağılamaktan, küçük düşürmekten, alay konusu yapmak “niyetinden” yargılanacak…
Hatta, “hoşnutsuzluk veya soğukluk yaratılmasını kışkırtmak”la suçlanabilecek ve hapse atılabilecek…
101 yılda, insanlık “özgürlükler” ve “insan hakları” açısından büyük ilerlemeler kaydetti.
Devletler, sözleşmeler imzaladı, AB değerleri bu coğrafyayı içine aldı.
Ama ne yazıktır ki bize uğrayamadı. “Sömürge” zihniyeti yerinde duruyor. İngiliz’in bir asır önceki sert kılıcından bile daha keskin biçimde başımızda sallanıyor…  
Üç yasada yapılmak istenen değişiklikler, gazetecilerin etkin eylemleri sayesinde “şimdilik” geriletildi. Meclis kapısında yapılan “Özgürlük Nöbeti” toplumdan büyük karşılık gördü.
Yani; Kıbrıslı Türk toplumu, özgürlüklere dokunulmasını kabul etmiyor…
Ancak, tasarılar Meclis’in ilgili komisyonunda bekliyor…
Her an Ankara’dan gelecek sert bir direktifle bir “geceyarısı operasyonu” ile yasalaşabilir…
Bu yüzden Kıbrıs’ın kuzeyinde “özgürlük nöbeti” sürüyor ve Ankara’nın yarattığı korku nedeniyle “kırmızı alarm” tetikte olmamızı gerektiriyor…
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.