banner107
banner82

ÇÖZ – ÜM MÜ…


Ahmet GÖKSAN

Ahmet GÖKSAN

Okunma 14 Ekim 2016, 13:31

“Bugüne kadar gelen valilere derdimizi anlatmak imkanını bulamadık. Halkı dinlemek tenezzülünde bulunanlara çok az rast gelindi. Haksızlığa uğrayanların şikayeti, yine haksızlığı yapan memurların verdikleri raporlarla ört bas edildi. Türk, yine haksız, Türkü ezen de haklı olarak meydana çıktı. Demokrasi içinde bir tarafı memnun edici yanlış yollara sapmak ancak bu kavramı tamamen ortadan siler ve süpürür. Bilinmelidir ki bundan böyle Kıbrısta azınlık diye bir şey kalmış değildir. İdarede eşit hak talep ve bunda muvaffak olmak için sonuna kadar mücadeleye azmeden Türk halkı her dairede Ruma verilen hak kadar kendisine de bahşedilmesini değil, verilmesini istemektedir.” 1955

 

                                                                                              Dr. Fazıl KÜÇÜK

 

         Son dönemde yaşanan çatışma ve saldırıları düşük yoğunluklu savaş olarak yapılan tanımlamalara katılmadığımızı belirtmek istiyoruz. Eline aldığı silah ile karşısındakinin ölümüne neden oluyorsa burada yoğunluğun aranmaması gerekiyor. Saldırı ve ölümün olduğu yerde başka değerlendirmelerin yapılması yaşananları küçültmez. Sonuçta ölenler insandır…

Yaşamakta olduğumuz bölgemizin yer altı ve yer üstü zenginliklerin çok sayıda olduğu bir bölge olarak tanımlamak olasıdır. Buna koşut insanlığın da şekillendiği tek Tanrılı dinlerin de yine bölgemizde yaşam bulduğu biliniyor. Bu nedenle de tarihin derinliklerine ulaştığımızın da unutulmaması gerekiyor. Bu kadar zenginliğe sahip olan bölgenin fazladan hiçbir değeri veya hiç olmayanların iştahlarını kabarttığı biliniyor. Emperyal amaç güden güçlerin bölgeye göz dikmelerinin nedeni de bu olgu olsa gerek.

Yaşanmakta olan çatışmalara ve kırımları doğru okuyabilmek için belgelere bakmamızın yeterli olduğunu düşünüyoruz. Bölge ülkelerinin sınırlarının Sky – Picot anlaşması ile 1900lü yılların başlarında çizildiği biliniyor. O günün koşullarında çizilen sınırların günümüzde tartışmalı duruma getirildiği açıkça konuşulmaktadır. Bölgenin kan gölüne dönmesini Amerikan Cumhurbaşkanı George W. Bush ile Dışişleri Bakanı Condoleezza Richın katkılarının olduğunun da unutulmaması gerekiyor.

Dışişleri Bakanı (Pirinç Hanım) Bayan Riceın 07 Ağustos 2003 gününde Vaşhington Post gazetesindeki yazısı yaşamakta olduklarımıza ışık tutmaktadır. Yazısında BOP projesi ile bölgedeki 22 ülkenin sınırlarının değişeceğini belirtiyordu. Bu yaklaşımı dönüşüm olarak da düşünmek olasıdır. Pirinç Hanım da dönüşümün kolay olmayacağını ve zaman alacağını belirtiyordu. Anılan tarihten sonra yaşananlara baktığımızda hedefe henüz ulaşılamadığını gösteriyor. Yaşayacağımız uzun dönemde yine ölümleri ve kırımları daha çok konuşacağız gibimize geliyor.

Bazıları için sorun olarak kabul edilen Kıbrıs uyuşmazlığının 2016 yılı sona ermeden bir çözümün yaşanabileceği beklentisi var. Bugüne değin başlatılan her müzakere süreci hep son şans olarak tanımlandı. Aynı söylem yürütülmekte olan süreç içinde söyleniyor. Yine bu uzun süreçte görüşmecilerin değişmesinin bir yararının olmadığı da unutulmamalıdır. Son olarak çıkılan Nev York seferinin fos çıkması ile KKTCnde çözüm krizinden söz edilmeye başlandı. Bu olgu bugüne dek hep vardı ve yaşanıyordu. Kıbrıs Türkleri adına katılan müzakerecilerin sürekli olarak çözüm beklentisine odaklanması Kıbrıs Türklerini çözüm yorgunu noktasına taşımıştır. Bu nedenle söylemlerinin inandırıcılığını yitirdiğini de gerçeği yaşanıyor.

Sıklıkla yineliyoruz. Karşı taraf masaya devlet olarak katılırken Kıbrıs Türkleri azınlık veya cemaat olarak katılıyordu. Şimdilerde de değişen bir hususun olmaması tepkilerin nedeni olmaktadır. Karşı tarafta Ulusal Konsey ve Ortodoks Kilisesi aracılığı yürüttükleri süreçler uzlaşmama temeline oturtuluyordu. Çözümsüzlüğü burada aramak gerekiyor. Devletin bütün olanaklarını kullananların azınlık olarak kabul ettikleri Kıbrıs Türkleri ile uzlaşması olası değildir. Devletin bütün olanaklarını kullanarak hareket edenlerin Türklerle paylaşacakları her hangi ekonomik katkılarının ve siyasi yaklaşımlarının olmadığını ve olamayacağını da doğal karşılamak gerekiyor.

Gelinen bu noktada  Annanın belgesinin oylanması sırasına düşülen yanlışlığa Kıbrıs Türkünün bir kez daha düşmeyeceği bilinmelidir. Kıbrıs Türklerinin egemen eşitliğinin olmayacağı olası bir formülün yeni çatışma ve kavgalara neden olacağı bilinmektedir. Irkçılarla Kilise Kıbrıs Türklerine egemen eşitlik hakkını vermeyecekleri için boşuna çaba harcanmaması gerektiğinin altını kalın çizgilerle çiziyoruz. Çünkü biz azınlık değiliz…

2016 yılı sonunda çözümün gerçekleşmemesinin dünyanın sonu olmayacağının kabul edilmesi gerekiyor mu ne…

SEVGİ ile kalınız…

 

                                                                      07 Ekim 2016  -  Ankara  -

 

 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.