Rumların bir asra yakın uzlaşmaz tutumu karşısında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı bu kez çok sert bir açıklama yaptı.

“Doğu Akdeniz’de Türkiye ve KKTC’nin oyun dışı bırakılmaya çalışıldığı senaryolara karşı cevabımız çok sert olacak. Kimse macera peşinde koşmasın. Kimse Siyonist katliam şebekesinin kuyruğuna takılmasın. Eğer Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve Kıbrıs Türkü’nün hak ve hukukuna kastedilirse bilinmesini isterim ki, cevabımız net olur, çok da sert olur.”

Türkiye’nin çizdiği ve güçlü bir şekilde savunduğu harita ve de politika, “Kıbrıs’ta iki devlet temelinde bir çözümdür. Erdoğan’ın açıklamaları bir yerde yeniden “referandum temelinde bir çözüm” arayışları içinde olanlara bir göndermedir. Anlayan anlar, anlamayana da anlatırlar. Benim anladığım bu.

Mesela BM Genel Sekreteri Guterres’in Kıbrıs özel Temsilcisi Bayan Holguin’in girişimleri, yine federasyon temelinde bir çözüm girişimidir. Bunun başka bir izahı var mı?

Şimdi yeniden beşli zirve planlanıyor.

Erdoğan’ın “Kimse macera peşinde koşmasın” sözleri, gerek BM Genel Sekreteri Guterres’e, gerek bayan Holguin’e, gerek Yunanistan’a, gerek Hristodulidis’e ve gerekse KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman’a birer göndermedir.

Kıbrıs Türkü’nün davasına kan ve ter döken vatansever ve milliyetçi insanlarımız şu beşli zirve filmini pek çok kez görmüşlerdir. Kıbrıs’ta değişen şartlar, bize o filmi bir kez daha görmemeyi emreder.

Gerçekten bu filmi pek çok kez görmüşüzdür. Buralaradan ne kadar BM Genel Sekreteri temsilcisi geçti, ne kadar arabulucu, ne kadar o arabulucuların da arabulucuları geçti buralardan.

Rumlar bu filme rollerini çok iyi yapıyorlar ve karşılarındakileri enayi yerine koyuyorlar.

Şu Kıbrıs sorunun yarım asırdan fazla sürüncemede kalmasının sebebinin, Rumların uzlaşmaz tutumları olduğunu gördük, yazdık çizdik, masa başında söyledik ama Kıbrıs sorunu hala çözülmedi.

Gerçek olan odur ki, bu çalışma ve görüşmelerde Rumların yüzlerindeki maskeyi düşürmektir. Maskeyi düşürürken de Rumların sadece yarım Kıbrısları olduğunu dünyaya haykırmak lazım.

Bir de Türk görüşmecilerin sayılarını unuttuk. Elbette Tufan Erhürman da büyük hayallerle geldiği görev sonrasında bu kervana katılan en son kişi olacak. Yani gün gelecek, sıfır sıfır elde var hiç olacak Kıbrıs meselesinde.

Kıbrıs sorunundaki iç çatışmaları, doğru bir gözle görmek ve buna çözüm aramak lazım. Yani zıtlıkları giderecek, ortak paydada buluşup, fikir çatışmaları yapılması lazım. İnsanları kafaları bulanıyor. Öyle, “Kamuoyunun %63’ü çözüm yanlısıdır” demekle de Kıbrıs sorunu çözümlenmez.

Doğrusu Tufan Erhürman’ın bu kanıya nereden vardığını merak ediyorum.

Ülkede bir halk oylaması yapılıp böyle bir sonuç çıksa amenna, buna hürmet edelim diyeceğiz. Ama öyle değil.

Hele bir Rumların anma günlerindeki konuşma ve ateşli nutuklarını dinleyip görünüz. Adamlar EOKA’dan, ENOSİS’ten, milli mücaleden, sözde davaları yolunda ölen kahramanlardan ve daha da kabul edilmez vurgulamalardan söz ederler.

Hala Rumların gerçek yüzünü göremeyenlere anlatmak lazım.

Şimdi Beşli Zirve için çalışılıyor da şimdiden imzamı atarım, bu beşli zirveden lehimize hiçbir sonuç çıkmayacak. Gidenler umutlarıyla yıkıldılar, gelenler umutları ile yıkılacaklar. Arzum, Kıbrıs konusuna taraf olan diplomat ve temsilcilerin, bir gün emekli olduktan sonra hatıralarını yazmaları ve Kıbrıs gerçeğinde temel sorunun Rumlar olduğunu itiraf etmeleridir.

İngiltere eski Dışişleri Bakanı Jack Straw şöyle demişti:

“Rumları tek taraflı olarak AB’ye almamız yanlıştı. Kıbrıs sorunu, ancak iki eşit ve egemen devlet temelinde çözülmelidir.”

İngiliz parlamenterler de aynı vurguyu yapmıştır.

Kısacası Erdoğan bir kez daha bize güç vermiştir, sağ olsun. Bakalım önümüzdeki süreçler bizi neler bekler göreceğiz.