Şimdiden parmağımı basarım… BM Genel Sekreteri Guterres’in adaya gelişinde hiçbir şey değişmeyecek. Belki bazı noktalar aynı olsa da, onlarda nüans farklılığı yaratılmaya ve güya “çözüme ışık yakıyor” imajı görüntüsü verilmeye çalışılacak.
Rumlarla yeni bir hayat kurma hayalleri amacında olanların gözünde “yine Osman Güvenir çözüm konusunda umutsuz” olarak görülecek. Görsünler canım. Bunca yaşadıklarımızdan ve binlerce kayıplarımızdan, hatta göçmen ve kayıp insanlarımızdan sonra Rumlar için ancak şu ifadeyi kullanabilirim:
“TÜRK HALKI RUMLARLA ALTIN PAYLAŞMAYA BİLE GİTMEZ.”
Ne kadar doğru bir söz. Altın paylaşmaya gitmemek, karşı tarafa bir nokta kadar güvenin kalmadığının ifadesidir.
Gerçek ve güvenli çözümün formülünü Ankara vermiştir.
“Çözüm, ancak yan yana egemen iki eşit devlet formülü ile sağlanabilir.”
KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman da görüşmeler öncesinde açıklama yaptı.
“Ankara ile görüş birliğindeyiz.” Yani Ankara ile ters bir durum yok. Ankara’nın kararı, Kıbrıs Türkü’nün kararıdır, demek istiyor Erhürman.
Guterres, Nasrettin Hoca’nın göle yoğurt çalması gibi “Ya tutarsa” dercesine bir deneme içinde. Görevinin son dönemecinde Kıbrıs sorununu çözmeye niyetlenen BM Genel Sekreteri Guterres, son atağını da yapsın bakalım, sonuç ne olacak görelim.
Bir daha vurgulamak lazım. Türkiye 20 Temmuz 1974’te durduk yerde adaya askeri harekat başlatmadı. Türkiye adaya gelmişse, Londra ve Zürih Antlaşmaları’nın kendisine verdiği garantörlük hakkına dayanarak gelmiştir.
Eski Rum başkan Hristofyas’ın dediği gibi, “Türkiye’yi adaya biz davet ettik, 15 Temmuz darbesini düzenlemekle.”
Harekat’tan bu yana ne tek bir Türk kayboldu, ne de Rumlar tarafından ödürüldü. Türkiye’nin çektiği özgürlük hattı ile Türkler kuzeyde, Rumlar da güneydedir.
52 yıldan beri Rumlar çırpınıyorlar.
“Garantiler kalksın, Türk askeri adadan çekilsin” diye.
Rumlar artık avuçlarını yalarlar. Tam on bir yıl Rumların yaptıkları katliamların, kaybettikleri kardeşlerimizin, babasız bırakılan yavrularımızın, mallarımızı gasbetmelerinin, seyahat özgürlüğümüzün, sözde kalan Kıbrıs Cumhuriyeti gereğince yenen haklarımızın ve binlerce göçmenimizin acılarının bedelini ödüyorlar.
Hatalarının bedelini ödeyen Rumlar, çabuk hırsızlar gibi, yaptıkları sahte propagandalarla dünyayı aldatmaya devam ediyorlar, Guterres’i aldatmak çabaları gibi.
Guterres, Makarios darbesini düzenleyen fanatik EOKA’cı Nikos Sampson hatıralarında ifade ediyor.
“Yunan Cuntası bize ihanet etti. Türkiye’nin askeri müdahalesine engel olamadı. Yunan Cuntası haindir.”
Guterres şunu da hatılamalıdır. Makarios darbe sonrasında BM Genel Kurulunda yapmış olduğu konuşmasında, “Türkiye adaya müdahale etmelidir” demiştir. Daha ne?
Yunan Yüksek Mahkemesi açıklamıştır.
“Türkiye’nin adaya çıkması meşrudur ve anlaşmalardan doğan hakkına dayanır.”
Guterres’e önerimiz, bütün bunları mutlaka dikkate almalıdır.
Bir de Guterres’in 14 Eylül 2024’te BM Güvenlik Konseyi için yaptığı açıklamalar var, mücadele defterimize not ettiğimiz.
“Güvenlik Konseyi, modası geçmiş, adil olmayan ve etkisiz bir sistemdir. İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşını sona erdirememesi, örgütün güvenilirliğine zarar vermektedir.”
Guterres’in bu sözleri, Kıbrıs Türkleri için de geçerlidir bence.
Bunları neden yazıyoruz? Yazıyoruz çünkü bu güne kadar gerek BM Güvenlik Konseyi, gerek Rumlar ve gerekse AB konusunda beyan ettiğimiz görüşler tümden doğru çıkmıştır.
Her ne ise…
Guterres bugün (yani dün) yazımı kaleme aldığım bir zamanda görüşmelerini gerçekleştirmektedir. Ve yine aynı plak, yine aynı şarkı ve yine aynı sözler.
“Guterres gider adak, Rumların uzlaşmazlığı nedeni ile Kıbrıs sorununu çözemez.” Bunu da mücadele defterime not ettim, şimdiden.
Kısacası Rumlar, on bir yıl Türklere yaptıklarının bedelini ödüyorlar.