Gerilere dönüp bakacak olursak; II. Dünya Savaşının 2 Eylül 1945’te sona ermesi sonrası; İngiliz Sömürge Yönetiminin 1931-1945 yılları arasında yer alan siyasi faaliyetleri kısıtlayan baskı dönemini kaldırmasının ardından, Rum Ortodoks Kilisesi; Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını gerçekleştirmek hedefiyle 15 Ocak 1950’de Rum Ortodoks Kiliselerde bir hafta süreyle Enosis Plebisiti düzenlemişti..
..4 Şubat 1950’de İngiliz Valisi’ne resmen bildirilen sonuçlara göre oy kullanan 18 yaşından büyük 224700 Rum’un 215708’i diğer bir değişle %96’sı Enosis Plebisitinde ‘Evet’ demişti.
Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskopos’u Makarios II’nin ölümünün ardından, söz konusu Enosis Plebisiti sürecinde büyük hizmetleri olan Makarios III; 18 Ekim 1950’de Başpiskopos olarak seçildi..
O günde Rum Ortodoks Kilisesi ve Yunanistan; Enosis’e giden yolu açmak için ileride İngilizlerin adanın bağımsızlığına yol açacak girişimlerine karşı çıkılacak bir strateji belirleyerek, Enosis’in gerçekleşmesine yönelik olarak self-determinasyon hakkının tanınması için BM’e başvuracaktı.
Halbuki Kıbrıs’ın Ortadoğu’daki önemi nedeniyle İngiltere’nin adanın elden çıkarılmasını, adanın statüsünde herhangi bir değişiklik yapmak düşüncesi dahi yoktu..
ABD ve İngiltere’nin tüm uyarılarına rağmen 15 Ocak 1950 Enosis Plebisitin de dikkate alınarak Kıbrıs halkına self-determinasyon hakkı tanınması yönünde Yunanistan’ın 16 Ağustosn1954’te BM’e gerçekleşen başvurusu Lefkoşa’da ve Yunanistan’ın çeşitli kentlerinde büyük ve coşkulu mitinglerle kutlanmıştı..
..Halbuki Kıbrıs’ta tek halk değil; dini, dili, kültürü ve ırkı tamamen farklı iki ayrı halkı vardır. Rumların günümüzde de var olan tek halk kavramı, egemenlik ve self-determinasyon hakkı istemeleri işte böyle başlıyordu..
..Nitekim, 22 Ağustos 1954 tarihinde Lefkoşa’da Yunan bayrakları taşıyarak, sokaklara dökülen Rumlar, Enosis sloganlarını haykırırken; Rum Ortodoks Kiliselerinde konuşma yapan Başpiskopos Makarios: “Enosis ve sadece Enosis” diyerek bu yolda önümüze çıkacak tüm engelleri aşacağız. BM, bu hakkımızı reddederse ki buna ihtimal vermiyoruz, mücadelemizi yine de sürdüreceğiz. Ruhumuzda tutuşan bu ateşi, yer yüzünde söndürecek bir güç yoktur diyordu..
Neticede; Türkiye ve İngiltere’nin BM nezdinde birlikte yer alan girişimleri sonucu BM’den istediklerini alamayan Rum-Yunan ikilisi Makarios III’ün önderliğinde 1952’de Atina’da kurulan EOKA tedhiş örgütü, Kıbrıs kökenli E. Albay Grivas’ın liderliğinde 1 Nisan 1955 tarihinde Lefkoşa’da sabahın erken saatlerinde bombalarını patlatarak faaliyete geçiyordu.
Şu bir gerçek ki; 1950’li yıllarda başta Rum Ortodoks Kilisesi, Rum politik örgütleri, sendika ileri gelenleri, gazeteci ve yazarlar; Rum-Yunan ikilisinin 150 yılı aşkın bir süreden beri devam eden Megali-İdea hayalleri çerçevesinde hayat bulan Enosis emellerinin tutsağı olmuşlardı.
Rum-Yunan ikilisinin Enosis tezlerine ve söz konusu girişimlerine karşı Kıbrıs Türk halkının ve anavatanımız Türkiye’nin sessiz ve seyirci kalması asla ve asla mümkün değildi..
..Bu arada 1950’li yıllarda yayınlanan Rumca gazeteler, “Plebisitin Yunanistan’la birleşmekle eş anlamlı olduğunu ve bunu, 1906 yılında Girit için uygulanan yönteme uygun olarak Kıbrıs Rum Temsilcilerinin Yunan Parlamentosu’na gönderilmesini izleyeceğini” yazıyordu. Kaynak: http://akaum.atilim.edu.tr.pdf/kibristarihivekibrissorunu 1.pdf
EOKA tedhiş örgütünün faaliyete geçtiği 1955’lere kadar Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesine sadık kalan ve barışçı bir dış siyaset izleyen Türkiye, bu olaylar karşısında hareketsiz kalamayacağını anladı ve 1955 yılında Londra’da toplanan konferansta anavatanımız Türkiye, Kıbrıs konusunda taraf olduğunu ilgili taraflara kabul ettirdi.
1956’da Kıbrıs sorunu BM önüne getirilmek istendiğinde anavatanımız Türkiye, gerek hükümet ve gerekse basın ve gerekse kamuoyu bir bütün olarak Kıbrıs Türk halkının yanındaydı. Kıbrıs Türk halkı, Rum-Yunan ikilisinin hedeflediği Enosis’e karşı düzenlediği mitinglerle anavatanımız Türkiye ve yabancı ülkelere göndermiş olduğu heyetlerle sesini duyurmaya çalışırken Kıbrıs Türk halkı , Türkiye’yi de BM nezdinde harekete geçiriyordu..
..BM’de ilk defa görüşülecek olan bu konu ilke ile ilgili olarak anavatanımız Türkiye koyduğu tezinde; “Kıbrıs’ta tek değil, dini, dili, kültürü ve ırkı ayrı iki halk vardır” diyerek karşı çıkarken ilerleyen yıllarda da 19 Aralık 1956’da İngiliz Sömürgeler Bakanı Lennox Boyd İngiliz AVAM Kamarasında yaptığı konuşmada self-determinasyon hakkı verilecekse her iki halka ayrı ayrı verilmelidir diyordu. Kaynak: http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-46/turkiyenin-kibrispolitikalari-1950-1960
İngiltere’nin Kıbrıs’ta iki ayrı halkın varlığının kabulü ile, self-determinasyon hakkını her iki halk için de de ayrı ayrı tanıması gerektiğini , yani adanın “Taksim”inin de bir çözüm yolu olarak dile getirmesi, Türkiye hükümetini bundan sonra “Taksim” tezi üzerinde ısrara götürecekti.
Türk kamuoyu ve Kıbrıs Türk halkı ise eğer, İngiltere Adadan çekilecekse Ada’nın gerçek ve eski sahibi Türkiye’ye iade edilmesini istiyordu.
Neticede Rumların Enosis tezlerine ve girişimlerine karşılık Kıbrıs’ın eski sahibine verilmesini isteyen Kıbrıs Türk halkı; Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Adnan Menderes’in TBMM’de 28 Aralık 1956’da “Mevcut koşullarda Türk çıkarlarını koruyacak en iyi siyasi çözümün TAKSİM” olduğunu söylemesi; anavatanımız Türkiye’nin Taksim tezini benimsemesi; Rum silahlı saldırıları karşısında can ve mal güvenliğinden yoksun olan Kıbrıs Türklerinin, ilerisi için bir umuda kapılmasına neden olmuş ve o günden sonra Kıbrıs Türk halkının “KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAKTIR” sloganı “YA TAKSİM YA ÖLÜM” olarak değiştirilecekti. DEVAM EDECEK..