Olayların üzerinden tam 62 yıl geçti ve Rumların sokaklardan topladığı ve meçhul yerlerde katlettiği Türklerin kemikleri hala toprak altından çıkıyor. Bu nasıl bir dostluk, bu nasıl geleceği paylaşmadır anlamak mümkün değil.

Geçtiğimiz Cuma günü defin töreni yapılan Reşat Ahmet’in cenazesi, askeri törenle yapıldı. Ve definle beraber artık bu kardeşimizin de bir mezarı oluyor.

Onun adı artık “kayıplar” listesinden çıkartılıp, şehitler listesine girmiş olacak.

1 Nisan EOKA’nın kuruluş günü nedeniyle Rum toplumu lideri Hristodulidis’in yapmış olduğu açıklama, Rumların hala daha aynı zihniyette olduklarını gösteriyor. Yani Kıbrıs Kuzey ve Güney olarak ayrılmasa, Rumlar yine aynı katliamları yaparlar diye düşünüyorum.

Taksici Reşat Ahmet müşterilerini alarak Larnaka’ya hareket ettiğinde aklının ucundan bile böyle bir caniliğe kurban gideceğini bilmiyordu. Onunla beraber arabasında yolcu olan diğer iki Türk de katledilmişlerdir.

Yapılan açıklamalardan onu anlıyoruz ki, bu kardeşlerimizin cesetleri bir kuyuya atılmış. Hele bir düşünün… Bu kardeşlerimizin kör bir kuyuya atıldığını bilen bazı Rumların verdikleri bilgilerle 62 yıl sonra bulunmuşlar. Ne hazin bir durum.

Demek oluyor ki, bu cesetlerin o kuyuda olduğunu bilen kişilerin kemikleri, yıllar sonra yapmış oldukları itiraflarla gün ışığına çıkıyor.

O kayıp Türklerin aileleri kaç kez kendi kayıplarını aradılar, bir düşünün. Kayıp Türklerin dramı başlayınca kayıp insanlarımızın eşleri bir araya gelerek ve pankartlar yazarak Ledra Palace barikatında BM askerleri komutanına kayıplarımızın bulunması için muhtıra verdiler ve pek çok eylem yaptılar. Ama o kayıplarımızdan kimse geri dönmedi. O kayıpların üzerinden bakınız 62 yıl geçmiş ve yakınlarının ümitleri tükenince minicik bir tabutun içinde kemikleri ulaşmış ailelerine.

Merhum Kurucu Cumhurbaşkanımız anlatmıştı.

“Görüşmelerde kayıplarımızın akibetini Glafkos Kleridis’e sordum, bana öyle bir şey yok dedi.”

Lakin 20 Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekatı’ndaki savaş esnasında hayatlarını kaybeden Rumların kayıpları sonucu gündeme gelince paçaları tutuşmuştu. Rumların birinci parti kayıpları, 15 Temmuz 1974 tarihinde Makarios’a düzenledikleri ve kardeşin kardeşi vurduğu bir zamanda vuku bulmuş, ikinci parti de, merhum Ecevit’in çağrısına kulak vermeyen Rumların kayıpları karşılıklı çarpışırken vuku bulmuştu.

O savaşı hepimiz yaşadık. Ağustos sıcağında savaş alanında kalan cesetler çürümüş, kokmuş ve kurtlanmıştı. Bir Rum yazar o cesetlerin gömülmesine dair Rumlardan müteşekkil bir görev ekibi oluşmuş ve bir çok Rumun cesedi, çukurlar kazılarak toplu halde gömülmüş. Hani ya Glafkos Kleridis öyle bir şey yoktu?

Rumların eski Dışişleri Bakanı Markulli’nin, Taşkent’te Rumlar tarafından katledilen mücahitlerimizin sıra sıra tabutları gömülmek üzere bayrağa sarılmış halde görüntülenince içi sızlamış nasıl olmuşsa. İşte Markulli’nin sözleri.

“Biz Türklere çok acı çektirdik. Pek çok masum insanı öldürdük. Türklere bir özür borcumuz var.”

Bayan Markulli, bunca hayatın bedeli bir özür mü? Veya bir özürle bu acılar biter mi?

Gitsinler de görsünler yeni Taşkent köyündeki şehit eşlerimizi. Kapılar açılıp da Türk ve Rumlara kuzeyle güneye geçiş hakkı tanınınca, daha fazla Rumlar kuzeye saldırmışlar ve sınırlarımıza yığılmışlardı kuzeyde kalan evlerini görmek için.

Taşkentli bir Rum kadını da Yeni Taşkent köyüne gitmişti bıraktığı evini görmek için. Türk şehidinin eşi o eve yerleştiğinde her tarafa dal budak salan asmayı kökünden kesmiş ve bahçesi aydınlanmıştı.

Rum kadın eski evindeki asmanın kesildiğini görünce;

“Koca asmayı neden kestiniz?” demiş sinirli sinirli.

O şehit eşi de ona şu cevabı vermiş.

“Sen bana kesilen asmanın hesabını soruyorsun kadın, lakin siz bana kaybettiğiniz ve katlettiğiniz kocamı geri getirin, ben size, bir asma değil, bin asma ekeceğim.”

Rum kadın ne diyeceğini bilememiş. Çünkü bir insan hayatının bedeli bir asma olamaz.

Kısacası yine acılarımız tazelendi, kayıp Reşat Ahmet’in kemiklerinin bulunması ve minicik bir sandukada defnedilmesiyle.

Reşat Ahmet’e gani gani rahmet diler, acılı yakınlarına en derin taziyelerimi sunuyorum.