Takvimler bir kez daha bize durmayı, hatırlamayı ve hatırlatmayı öneriyor. Bayramlar, sadece bireysel sevinçlerin değil; toplumsal hafızanın da en görünür olduğu zamanlardır. Çünkü bayram dediğimiz şey, aslında bir milletin kendine “biz hâlâ buradayız” deme biçimidir. Kıbrıs Türk halkı için ise bu cümle, sıradan bir temenniden çok daha fazlasını ifade eder.

Bugün bayramı konuşurken sadece sofraları, ziyaretleri ya da gelenekleri değil; aynı zamanda varoluşumuzu da konuşmak zorundayız. Yıllardır uluslararası sistemin içinde görünmez kılınmaya çalışılan bir halk olarak, bayram bizim için sadece bir kültürel ritüel değil, aynı zamanda bir duruş biçimidir. Çünkü bayram, hatırlamaktır: geçmişi, verilen mücadeleyi ve bu topraklarda ödenen bedelleri…

Ama belki de daha önemlisi, bayram hatırlatmaktır. Dünyaya, bölgeye ve hatta zaman zaman kendimize… Kıbrıs Türk halkının sadece bir “toplum” değil, iradesi, kimliği ve egemenlik talebi olan bir siyasi özne olduğunu hatırlatmak. Bu yüzden bayram, sadece içe dönük bir huzur değil; dışa dönük bir mesajdır aynı zamanda.

Bu bayramda dileğimiz elbette sağlık, huzur ve birliktir. Ama gerçekçi olalım: bu coğrafyada huzur, ancak güçle; birlik ise ancak bilinçle korunur. O yüzden belki de bu bayramın en anlamlı duası şudur: Hafızamızı kaybetmeden, umudumuzu tüketmeden yolumuza devam edebilmek.

Bu duygu ve düşüncelerle, köklü tarihimizin, milli ve manevi değerlerin ışığında; herkesin bayramını en içten dileklerimle kutlarım. Birliğimizin, dirliğimizin ve adadaki varlığımızın ebedi olması temennisiyle...