Dünya var oldu olalı insanoğlu, yaşamak ve mutlaka karnını doyurmak için mücadele vermiştir. Hele bir düşünün… Mağara Devri, Taş Devri, Tunç Devri, Maden Devri derken, insanoğlu kendini geliştirmeyi bilmiş ve şu anda içinde bulunduğumuz çağın en modern ve en gelişmiş mertebesine erişmiştir. Hele bir düşünün bakalım buğdayın nasıl keşfedildiğini ve ekmek yapma aşamasına nasıl geldiğini. Buğday ve arpa, yulaf ve daha nice hububat ne aşamalardan gelerek günümüze ulaşmıştır. Allah insanı yarattı ama rızkı ile beraber yarattı. Bir de insan beynini…

Teknolojinin gelişmesini ve çiftçiliğin önemini evreler itibariyle hem televizyonlar, hem de bilgisayarlar anlatıyor.

Dünya Çiftçiler Günü ne zaman kutlanmaya başlamıştır?

14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü, Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu (IFAP)’ın kuruluş tarihi olan 14 Mayıs 1946’ya binaen 1984’ten beri Dünya Çiftçiler Günü kutlanmaktadır. İkinci Dünya savaşının sonlanmasından tam bir yıl sonra. Dünyada tahıl üretimi en büyük ülkelerce yetiştirip dünyaya dağıtılmaktadır. Son Rusya-Ukrayna savaşında bazı ülkelerin tahılsız kalmalarını hatırlayacaksınız. Rusya’dan tahıl yüklü gemilerinin İstanbul ve Marmara Boğazlarından geçmeleri için büyük mücadeleler verilmiş ve sonunda Türkiye boğazlardan geçişlerine onay vererek dünyanın rahatlamasını sağlamıştır.

Siz sofraya ekmek olmadan oturabilir misiniz? Özellikle gelişen gastronomi çağında, ekmek bile estetize edildi. Ekmek, çeşitli şekil ve hububattan üretildi, hatta ekmeğe şekiller verildi.

Çiftçiliğin önemli olduğunu yetişmeye başladığım beş altı yaşlarımda anlamış ve çiftçilerimizin çalışmasına tanık olmuşumdur. O yaşlarda ailemle trene binerek eski ismi Yerolakko olan Alayköy’deki at koşularına giderken hep anılarımda o trenin rüzgar gibi ekin tarlaları arasından süzülerek gidişini hatırlarım. Nerdeyse ekinler boyum kadar olmuştu. Mevsim Nisan falandı.

İkinci Dünya Savaşı’ndan ve Alman uçaklarının bombalarından korunmak için insanlar kırsal bölgelerdeki yakınlarının yanına giderlerdi, geçici olarak. O geçicilik en az altı ay, en çok da savaş sonuna kadar sürmüştü.

Ailece bizlerin de kent merkezinden gidişimiz tam o savaşın ortasında bize yakın olan en güzel ve çiftçiliğin merkezi Mora köyüydü. Yeni ismi ile Meriç…

Mora’daki hayatımızı pek hatırlamıyorum. Çünkü savaş bittiğinde ben henüz iki yaşında falandım. Lakin rahmetlik annem devamlı oraya gidişlerini bana anlatır ve orada ne güzel dostluklar kurduklarını dile getirirdi. Babam genç yaşta vefat ettiği için, rahmetlik ninemle dedem ta Baf’tan çıkarak bize en yakın olan Mora’ya yerleşmişlerdi. Moralılar nineme Baf’lı “Zehra abla” derlerdi. Bütün talebelik boyunca da ağabeyimle büyük tatillerimizde ninemle dedemin yanına giderdik.

Gerçek çiftçilik günlerimiz o zamandı. Yani çiftçinin yaşantısı ile içiçe olma anlamında. Ekinlerin hasat zamanı ninemle dedem “Biz hasada gidiyoruz” derlerdi yazın ortasında. Oraklarını alırlar, soluğu ekin tarlalarında alırlardı. Çıkınlarında da taze hellim, köy fırınında pişen köy ekmeği, domates ve salatalık koyarlardı.

Sonra düvenin üzerinde eşeğin çektiği çakmak taşlı düvenle harmanda çalışırdık. Hem yorucu hem de zevkli bir işlemdi. Harmanda ekinin saplarını samana çevirmek için yüzlerce defa o harmanda düvenin üzerinde dönerdik. Sonra samanı sapından ayırmak için sabanla havaya savurmak vardı.

Ekinler biçilip demet haline getirilince bütün yorgunluklar şekil değiştirirdi. Gelişen dünya ekip biçme makine ve araçları üretti. Artık her şey araçlar ve aletlerle oluyor. Hale yapay zekâ zamanı gelişince…

Yani çiftçinin ve üreticinin emeği ödenemez. Onların yorgun parmakları, güneş yanığı tenleri, yıpranan vücutları hep göz önünde ve birer emek timsalidir.

Kıbrıs Türk çiftçisinin en zor zamanları 1963 olaylarıdır. Küçük küçük bölgelere sığınan insanlar, sınırlarımızda ekim veya ekin biçerken Rumlardan sınırlarda yedikleri kuşunlar, tarlalardan savunmasız durumda bulunan çiftçiyi tarladan alarak meçhul yerlerde katleden alçak düşman ve kayıp insanlar dramı…

Belki çoğu insan bilmez. İlk kez Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği’ni kim kurmuş biliyor musunuz?

Eskiden toplumsal çatışmalar başladığında karma sindehniyalar vardı. Bu sindehniyalar, yani sendikalar Rumların kontrollerindeydi. O sendikalara Türk üyeler de katılıyorlardı.

Merhum kitapçı Deniz Bey, nam-ı diğer M. Kemal Deniz bana sendikalar ve karma yaşantıyı anlatmıştı. Şimdiki Deniz Plaza’nın esas sahibi. Halen o plazayı evlatları işletiyor.

Deniz Bey’in bana anlattığı şuydu:

“Olaylar başlamak üzereydi. Ben de bir Türk çarşı esnafı olarak Rumların başa çektiği sindehniyaya üyeydim. Rumlar sendikayı kendi emellerine alet ediyorlardı. Bir gün sendika toplantısına katılmıştım. Toplantı, Ermenilerin Melkonyan lisesinde yapılıyordu. Sendikada Ermeni üyeler de vardı. Tam toplantıya başlamak üzereydik ki, Rum başkan, çantasından minik Yunan Bayrağını çıkartıp masasına koymuştu. Onu görünce ben de çantamdaki Türk bayrağını çıkartıp masaya koyunca kıyamet kopmuştu. Fanatik Rum ‘Ben Yunan bayrağını koyarım ama siz Türk bayrağını koyamazsınız’ demiş ve o toplantıdaki Türk üyeler toplantıyı terk etmiştik. Her zaman ben de dış ülkelerdeki kongrelere katıldığım için Türk bayracığını çantamda taşıyordum. İyi ki çantamda bayrak varmış. Bu olay bana bir başka çağrışım yarattı. O da Türk çiftçilerini örgütleyip Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliğini kurmaktı. Nitekim adadaki bütün çiftçileri örgütleyerek kendi sendikamızı kurmuş ve bu sendika altında Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği’ni faaliyete geçirmiştim.

Kıbrıs Türk çiftçisinin emeği ve milli varlığı çok büyük ve önemlidir. Milli mücadelemize çok büyük katkıları olmuştur. Hatta zaman hükümetle çatışmaları olmaktadır. O çatışmalarda çiftçiler bütün bölgelerden zirai araçlarını Atatürk Meydanı’na yığarlar. Yani çiftçi her zaman emeğinin karşılığını talep etmekte haklıdır.

Tüm fedakar ve emektar çiftçilerimizin Çiftçiler Günü kutlu olsun.