Bence Tufan Erhürman’ı çok zor günler bekliyor. Hangi anlamda? Onu da söyleyelim.
Şu anda Hristodulidis, Tufan Erhürman’ı takmadan dilediği şekilde hareket etmeye devam ediyor. Hristodulidis’in yapmış olduğu açıklamalara tepki göstermesi üzerine Erhürman’a cevabı şöyle olmuş:
“Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devlet olarak faaliyet göstermeyi bırakmayacağız. Ben de uluslararası anlaşmalar imzalamayı bırakma söz konusu değil.”
Esasında Hristodulidis ateşle oynadığının farkında değil. Veya farkındadır da, garantör Türkiye ve Kıbrıs Türkleri hilafına Erhürman ve Türkiye’nin bütün tepkilerine rağmen ısrarla Kıbrıs’ın bütününü, yani Türk ve Rumların hayatını tehlikeye sokuyor.
Bu konuda KKTC Başbakanı Ünal Üstel’den de tepki geldi.
“Ben Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Başkanıyım. Artık herkesin bunu anlaması gerekir. Avrupa Birliği üyesi bir devletiz ve anlaşmalar imzalamaya devam edeceğiz.”
Durum açık ve seçik görülüyor. Hristodulidis, Erhürman’la buluşuyor da, sözde Kıbrıs sorununun çözümünü istiyorum, havasında ama bir tırnak kadar sorunun çözümüne katkı koymuyor. Bu cesareti de sözde Kıbrıs Cumhuriyeti etiketiyle, AB ve bazı Avrupa ülkelerini arkasına alarak kafasındaki planı uyguluyor.
Peki…
Tufan Erhürman ne dedi?
“Bu anlaşmaları yok sayarız. Fransa anlaşması yok hükmünde.”
Doğru bir yanıt, ama işin gerçeği karşısındaki kişi, sanki adanın tümüne sahipmiş gibi bir tavır içinde Erhürman’ı takmıyor. “Anlaşmaları imzalamaya devam edeceğim” diyor.
Erhürman Kıbrıs’ta barışı tesis edeceğini sanıyorsa çok aldanır. Çünkü karşısındaki Rum unsurları, kendilerince ne yapılması gerekiyorsa yapıyor.
Erhürman “iyi niyetli olarak” Hristodulidis’le görüşmeleri başlatırken, Rumların değişmezliğini de görmesi gerekiyor.
Erhürman-Hristodulidis görüşmeleri bana Ersin Tatar’ın kesin ve kati tavrı ile yaptığı açıklamalarını hatırlattı.
“Egemenliğimiz tanınmadan masaya oturmak yok.”
Bu sözler Hristodulidis’in bir kulağından girdi, öteki kulağından çıktı ama, Tatar’ın bu tutum görğşme masasında Rumları zora sokmuştu geçmişte. Bu durumun BM Genel Sekreteri Guterres de farkındadır. Herhalde Ersin Tatar’ın bu sözlerini de bir deftere yazmıştır. Öte taraftan T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da açıklar yaptılar.
“Federasyon defteri kapanmıştır.”
Tufan Erhürman seçildikten önce ve sonra federasyondan hiç bahsetmedi ama tavırları ve girişimleri, sözde barışı ve farklı bir çözümü hedeflediğini gösteriyor. O nedenle Tufan Erhürman’ı zor günlerin beklediğine vurgu yapıyorum.
Şimdi görünen odur ki, bir beş yıl daha kayıp olarak kayıtlara geçecektir.
Burada imzalarım isterlerse. Tufan Erhürman bu girişimlerinden hiçbir sonuç alamayacaktır. Çünkü Hristodulidis’in niyeti ortada. Bir tarafta Türkiye’nin kesin tavrı, öte taraftan Rumların sözde barış barış ve çözüm girişimleri, öte taraftan da KKTC’nin tanınması yönünde Türk Devletleri nezdinde yapılan çalışmalar…
Türkiye açık açık Tufan’a “Ne yapıyorsun sayın Cumhurbaşkanı” demiyor. onun girişimlerine saygı duyuyor ama bir sonuç alınamayacağının da bilincindedir.
Tufan Erhürman’ın değerli bir politikacı ve akademisyen oluşuna son derece saygım vardır. Ama benim saygım, Kıbrıs sorununun çözümüne katkı sağlamaz maalesef, karşımızdaki milletin tutum ve yanlışları yüzünden.
Nerdeyse bir yılı gitmiş gibi Erhürman’ın. Ve önümüzdeki diğer dört yıl da böyle geçecek. Rumları çok iyi tanıdığımdan ötürüdür ki, bu süreç de kayıplarla geçen bir zaman yolculuğu olacak. Yani Tufan Erhürman’ın seçimlerde Ersin Tatar için söylediği “Beş yıl boşuna geçti” sözlerini hatırlatacağız. Haydi bakalım Sayın Erhürman, meydan senin. Çöz Kıbrıs görüşmelerini de seni göreyim. Eroğlu ve Tatar dışındaki Cumhurbaşkanlarımız da aynı hayallerle göreve gelmişlerdi. Hele koca Denktaş dahi aynı kavgaları yaşadı ama Rumların tutumu yüzünden Kıbrıs sorunu çözülemedi.
Rumlarının tutumu, hep alacağız ama bir tırnak bile Türklere herhangi menfaat sağlamayacağız ve bildiğimiz yolda devam edeceğiz, anlayışına dayanıyor. Yani zamana oynayarak. O zamana oynamak, esasında onların kararlarındaki “belki” kelimesinin arkasında gizlenen olay, mevcut Ortadoğu savaşlarında Türkiye’yi bu savaşın içine sokar mıyız? Düşüncesidir.
Türkiye Erhürman’ı çok sıkı takip etmektedir. Söylediği sözler, karşı taraftan aldığı cevaplar ve kocaman bir hiç…
1968’den bu güne kadar süregelen Denktaş-Kleridis görüşmeleri hala salıncak gibi sallanıyor ama bir netice de çıkmıyor.
O halde doğru bir tutumu ortaya koymak lazım. Tatar’ın egemenlik savaşı, Türkiye’nin iki devlet formülünü ortaya koyması, bundan başka Recep Tayyip Erdoğan’ın BM Genel Kurulunda bütün devletlere “KKTC’yi tanıyın” çağrı yapması boşuna değildir.
Değil mi ki, 1974’ten sonra Kıbrıs’ta tek bir damla Türk kanı akmamış, tek bir Türk kaybolmamış. Neylersiniz siz Rumlarla yeni bir gelecek kurma arayışını. İşte bal gibi de belli. Adam keskin bir bıçak gibi değil, yavaştan yavaştan dünya devletleri karşısında YARIM KIBRIS’ıyla atıp tutuyor.
Siz Rum’u köşeye sıkıştıracak politikalar ortaya koyar mısınız?
Zaten Rumların iki korkusu var.
Birisi KKTC’nin tanınması, diğeri de Türkiye’nin KKTC’yi, yani kuzey Kıbrıs’ı kendine bağlaması.
Şayet bir gün KKTC tanınırsa, işte o zaman görünüz Rumların paçalarının nasıl tutuşacağını. Veya Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’ye bağlanmasının nedamet duygularına dönüşeceğini.
İşte bütün bunlar bana Ersin Tatar’ın sözlerini hatırlattı. “Egemenliğimiz kabul edilmeden masaya oturmam.”