31 Aralık’la 1 Ocak arasında bir gecelik zaman vardır. Bir yerde elveda 2025, merhaba 2026 demek istiyorum. Ne tuhaf... İnsanlar her yıl sonu yılbaşını kutlarlarken bir yıl daha ihtiyarladıklarını hesaplamazlar.
Ömür dediğimiz şey, bir kitap gibidir. O kitabın ilk yaprağı açılırken, siz de gözlerinizi dünyaya açarsınız. O kitap, kimilerinde ince, kimilerinde kalın ve çok yapraklıdır. Ama okursunuz. Hem de hiç durmadan. Kitabın son sayfası, sizin ömrünüzün sonudur.
Arkamızda bıraktığımız 2025 bizlere maalesef çok acılar yaşattı. En büyük acı da Filistin halkının İsrail tarafından kıyımdan geçirilmesidir. Savaşlar olur da, adam gibi olur. Masum ve savunmasız insanları bomba yağmuruna tutmak ve hayatlarını bitirmek adamlık değildir. Lakin her şeyin bir bedeli vardır. Mutlaka ama mutlaka o bedel bir gün ödenir. Belki biz göremeyeceğiz o bedel ödenirken ama, tarihin tekerrürden ibaret olduğunu hesaplarsak, mutlaka yeni cenerasyonlar, siyasal ve ekonomik değişiklikler gelir kapıya dayanır. Bu dünya kimseye kalmadı ve kalmayacak da.
Önce Hitler kıyımdan geçirmişti bütün Yahudileri, şimdi de onlar. Bundan sonra ne olacak. Elbet bir gün Filistinlilerden zeki ve kıvılcım gibi bir lider çıkıp bunun intikamını alacak. Yani dönen bir çark gibi.
Bir an düşünürsünüz... Bu kadar yıl nasıl geçti gitti, diye kendinize sorarsınız. Yani o kitap okunur ve biter.
2025 yılında KKTC’de olagelen olaylar dizisinde herhalde birinci sırada trafik kazalarında hayatını kaybeden gençlerdir. İkinci sırada ne mi var? Belki birinci sırada olması gereken ülkemizdeki yaygın uyuşturucu furyasıdır.
Sanırım Kıbrıs bugüne kadar hiç bu kadar uyuşturucu ile buluşmamıştır. Kıbrıs diyorum. Yani aynı durum Rum tarafında da vardır. Onlar da uyuşturucu ile baş edemiyor.
Demografik yapımız değiştikçe, hayatın riskleri ve çirkinlikleri de artar. Hırsızlıklar da cabası.
Bunlara bir de silahlı eylemleri eklemek lazım. Kıbrıs Türkü normal zamanda hiç silah görmedi, av tüfeğinden başka. Şimdi ise, azmettiricilerin gönderdiği vurguncular tabancaları ile fing atıyorlar ülkemizde.
Dr. Küçük’ün o yazısı geldi aklıma. Dr. Küçük ne demişti o yazısında?
Harekat oldu da bizim huzurumuz ve düzenimiz bozuldu, özgürlüğümüzü elde etmekten başka. Eskiden kapımızı ve arabamızı kilitlemeden yatar uyurduk. Ama şimdi öyle değl, demişti ulusal lider.
Ya mahkemede yığılan dava dosyaları. İşlenen suçların belgeleri...
Her zaman olduğu gibi mahkemelerdeki davalar yığın haline geldi. Giden yılda bu böyleydi, gelecek yıl de bu böyle olacak. Yani ülkemizde artan suçlar ve davalar belki de bu yıl daha da artacak. Her adli yıl sonunda bu durum, rakamlarla gözler önüne serilir. Özellikle çelişen yasalar için herhalde adli makam birşeyler düşünmektedir. İngiliz hukukunun egemen olduğu mahkemelerimiz harıl harıl çalışsa da, hiçbir zaman suçlarla davalar at başı gitmezler.
Ülkemizde artan hayat pahalılığı, çiftler arasında bir sorun olunca ayrılmalar da meydana gelebiiliyor. Sanırım bu yılki ayrılma davaları daha da kabarık hale geldi.
Çifter arasıda meydana gelen ayrılmanın birinci derecede nedeni, ekonomik açmazlardır. Mesela her yıl başında memurlara ödenen on üçüncü maaş, marketlerdeki pahalılığı ve fiyat artışlarını da tetikliyor. Bu pahalılığın önüne geçmek için tedbirleri çoğaltmazsak ve fiyat kontrol mekanizmasını çalıştırmazsak, bir alışkanlık haline gelen marketlerin fiyat etiketleri durmak bilmeyecek.
2026 yılında Kıbrıs sorunu çözümlenir mi? Hiç sanmam. Şu Kıbrıs meselesi kaç siyasetçi eskitti, hiç düşündünüz mü?
Bu yıl yapılan Cumhurbaşkanlı seçimleri, Tufan Erhürman’ın 6. Cumhurbaşkanı olarak makamına oturması ile sonuçlandı. Her zaman vurgulamışımdır, kaç siyasetçi ve BM Genel Sekreteri eskitti şu Kıbrıs meselesi, diye.
Rumlar Erhürman’ın seçilmesi ile umutlandılar. Esas sorun KKTC Cumhurbaşkanları değil, esas sorun Rumların değişmez zihniyetleridir. Ne Denktaş, ne de diğer Cumhurbaşkanlarımız. Bütün mesele Rumların Türkleri kendilerine yama yapmak istemeleridir. Egemenliğimizi kabul etmeyen bir zihniyetler masada ne konuşulabilir ki...
Yeni yıl girerken her zaman dünyaya huzur getirmesi dileğinde bulunulur. Hatta 3. Dünya savaşından söz edilir. Halbuki pek çok ülke devamlı savaş halindedir. Ve bu savaşları sonlandıramıyorlar. Yeni yıl girerken söylenen yaldızlı sözler hep havada kalır.
Gazze’de giden canlara ayrı olarak, dünya üzerinde meydana gelen doğal afetlerde ölen binlerce insanın da var olduğunu unutmamak lazım.
Doğa ile baş etmek mümkün değil. Özellikle depremler ve sel felaketleri ile fırtına ve tayfunlar.
Her şeye rağmen hayat güzeldir. O nedenle hayatı kucaklayın ve 2026’ya mutlu ve umutlu girin. Bütün okurlarımın yeni yılını yürekten kutlarım.