Hemen hemen her seçimde sergilenen görüntüleri bu seçimde de görüyoruz. Özellikle teknolojinin egemen olduğu bu seçimlerde cep telefonları ile gönderilen mesajlar ve özgeçmişler tümden şimdi telefonlarımızda yer alıyor.

Esasında insanlar da bunalıyor bu dönemde gelen mesajlardan. Bence herkes kafasına yazdığı adaylara ve partilere oy verecek. Özellikle hiç tanımadıkları, hiç görmedikleri, kamuoyunda hiç etkin bir rolde görmediklerine oy vermeyecekler. Bir yerde eski adayların şansları daha çoktur.

İnsanlar iki türlü muhakeme yaparlar.

Birisi “Deneyimsiz adaylara mı oy verelim?” anlayışına sahip kişiler, diğeri de “Yıpranmış adaylar mı yoksa pırıl pırıl gençlere mi oy verelim?”

Bu dönemde seçmenler nerdeyse yüklerini yığarlar. “Şimdi konuşma ve seçme zamanı bendedir” felsefesi hakim olur.

Her şeye rağmen bu olayın adı seçim…

Özellikle sevilen adaylar öpülmekten nerdeyse öpücüklere boğulurlar. Gece de eve gelince hemen banyoya girip o öpücüklerden arınırlar.

Pandemi zamanı olsaydı adaylar geleni gideni öpebilirler miydi? Öpemezlerdi, çünkü yüzlerinde maske olacaktı.

Seçimler gelince hep aklıma merhum Vehbi Zeki Serter gelir, Allah rahmet eylesin. Onun çalışma şekli daha bir değişikti. O da geleni gideni öperdi. Ondan başka hiç cenaze ve düğün kaçırmazdı. Hatta düğünlere kocaman çiçek çelengi gönderirdi.

Bazı düğün sahipleri şöyle derlerdi:

“Yahu Vehbi Bey benim çocukların düğünlerine geldi, ona oy vermeyim mi?”

Bir başkası da “Annemin cenazesinde mezarlığa gelip bana taziyelerini sunan bu adaya oy vermemek elde değil” derdi mesela.

1998 seçimlerinde yaşanan bir olayı da burada anlatmadan geçemeyeceğim.

Seçmenin en acı günü, kaybettiği yakınının cenazesi ve mevlit günleridir.

Bir arkadaşım anlatmıştı, trafik kazasında kaybettiği kızının mevlit günü hakkında yaşadıklarını.

“Filan gün benim kızın mevlidi vardı evimizde. O günler de seçim zamanıydı. Kırk kadar kadın evin salonuna ve balkonlarla giriş holüne dolmuştu. Bir adaya da iki metreye yakın boyuyla içeri girip sabırla o kadınların yanına oturdu ve mevlit sonunda teker teker o kadınların ellerini sıkarak, bize yeniden baş sağlığı diledi. O adaya pek sempatim yoktu, hatta mecliste de bir halt etmemişti. Ama kızımın ruhu için o adaya oy vermemek, kızıma ihanet olur. O nedenle bir oy da ona vereceğim” dedi.

O arkadaşımın “bir oy da ona vereceğim” ifadesi, masum bir dilek ve arzu gibi görünse, bu olay da seçim görüntülerinin çirkinliklerinden ve kurnazlıktan başka bir şey değildir.

İşte adayalar seçmeni öyle tavlar.

Bazı adaylar vardır ki, kendi onur ve haysiyetlerinden taviz vermeden küçülmek istemezler.

“Ben onurumla ve dürüstlüğümle seçilirsem, seçilmezsem de can sağlığı” diyen böyle insanlar da vardır. Tabii ki bu durum biraz de ahlaki ve mükemmel bir karaktere dayanır.

Şimdi telefonlarımıza gelen mesajlar, o adaya oy vereceğim anlamına da gelmez.

Her seçimde mavi boncuk revaçtadır. Seçmen kimseye “hayır” demez. “Tabii gardaccığım, sen bizim medar-ı iftiharımızsın. Tabii ki sana oy vereceğiz” sözlerini bütün adaylara söyleyebilir. Yedi Kocalı Hürmüs gibi, mavi boncukları bol bol dağıtılıyor bu seçimler de.

Adaylar genellikle Genel Başkanla iyi götürmeye çalışıyorlar seçimleri. Gelmiş geçmiş parti başkanı ve başbakanlar, adayların bazıları parmaklarının üzerinde oynatıyorlardı adayları.

Bir de çamur atmalar olur seçimlerde. Hani derler ya “çamur at izi kalsın” diye, çamur atma da öyle.

Şimdi karma oy kalktı, yeni bir durum çıktı ortaya. Karma oy kalkmadan adaylar, özellikle türlü cambazlık yapanlar bir oy kendilerine verdirirler, diğerlerini de başka partilerin zayıf adaylarına serperlerdi oylarını.

Bu seçimde ne yapacaklar? Eski ve deneyimli adaylar, parti içinde bir oy kendilerine, ötekileri de seçilme ihtimali olmayan adaylara verdirecekler oyları.

Kısacası siyaset, ne gridir, ne de mavi. Seçim, baştan başa simsiyahtır.

Yani adaylar sempati toplama peşinde, anlayacağınız.