Seçim ve Halk Oylaması Yasası gereğince grevlerin de seçim yasaklarına girdiğine dair pek bir şey göremedim. Ya da kapsamlı ifadeler kullanılarak grevlerin tanımını mı yaptılar, ya da benim gözümden kaçtı.
Bilemiyorum…
Okullar açıldı grevler yine başladı.
Bazı kurumlarda grevler devam ediyor.
Grevler her zaman iktidara karşı bir silah olarak kullanılan sol veya sosyal demokrat görüşlü sendikalar tarafından yapılır. Bakınız, inceleyiniz, öyle olduğunu anlayacaksınız.
Sendikal haklara karşı değilim. Hatta sendikal hakları da savunurum. Lakin sendikaların insanların geleceklerinden çalmaya da hakları olmadığını düşünüyorum.
Elbette sendikal haklar ödenecek ve yeri geldiğinde konuşulacak. Lakin son zamanlarda yapılan sendikal faaliyetlerin siyaset koktuğunu hissediyoruz. Özellikle seçim zamanlarında sendikal faaliyetleri giderek artan bir tempo ile sesleri yükseliyor.
Geçmişte yapılan grev ve faaliyetler, her zaman Atatürk Meydanı’nda yer alırdı. Meydana çadırlar kurulur, kebaplar yapılır, ateş üstünde şişler döner ve onun adına “grev ve hak arama” denirdi. Bunun yanında meydana çadırlar kurulur ve “demokrasi” şarkıları söylenirdi. Özellikle Zülfü Livaneli ile Selda Bağcan gibi sanatçıların özgürlük ve demokrasi üstüne hüzünlü, hatta insan duygularını etkileyen şarkılar…
Türkiye’deki eylem ve grevlerde de daha geniş boyutlu eylemler yapılır. Gerçi Türkiye’de yapılan eylemler, asayiş yönünden daha da zecri tedbirlerle önleniyor. Kimileri bunu “demokrasiye vurulan darbe” olarak nitelendirir.
Benim daha fazla üzerinde durmak istediğim husus, okul zamanlarında yapılan yersiz grevlerdir.
Okullara giden küçük veya büyük öğrencilerin büyük hayalleri vardır. Okuyacaklar, adam olacaklar. O hayallerin içinde doktor, avukat, mimar-mühendis, işletmeci, ekonomist, sanatçı ve daha nice meslekler vardır. Eğitimin başladığı zamanlara denk gelen grevler, resmen çocukların hayatlarından çalınan yersiz ve zamansız olaylardır.
Grevlerden en çok etkilenen ve üzülen de ebeveynlerdir. Onlar evlatlarının nasıl bir heyecanla okula başladıklarını, okul hazırlıklarını, arkadaşlarına ve sınıf sıralarına kavuşma heyecanlarını görürler ve grevler başlayınca çaresizlik içinde olacakları beklerler.
Şimdi Yerel ve Genel Seçimler için partiler kolları sıvadılar, çizmelerini giydiler, etkili sloganlarını halkın geçiş noktalarına astılar, televizyon programlarında boy göstermeye devam ediyorlar.
Yine de seçim yasakları gereğince grev yapılabilir mi, bir bakan arkadaşıma sordum.
“Grevler seçim yasaklarına giriyor mu? Sendikalar hala grev yapıyorlar” diye sorduğumda bana şöyle bir yanıt vermiştir.
“Tabii ki grevler seçim yasaklarına dahildir, ama sendikalar dinlemiyorlar” dedi.
Peki madem grev yapma yasağı vardır, Yüksek Seçim Kurulu herhalde bunun da önlemini alacaktır. Sendikalar işlerine geldiği gibi hareket ediyorlar. Hareket etsinler bakalım bu iş nereye kadar sürecek, görelim. Sonra da demokrasiden bahsedip dururlar.
Hani dedik ya, sendikalar siyaset aracı olarak kullanılırlar diye, bakıyoruz bazı sendikacılar da Genel Seçimlerden aday olmuşlar. Yani meydanlarda hükümet aleyhine yapılan bağırıp çalışmalar işe yarıyor.
Geçmişte sendikalara bu kadar geniş yetki verilmemeliydi. Lakin verilmiş bir kere. O hak verildiğine göre, onlar da istedikleri gibi atıp tutuyorlar.
Her bağırıp çağıran sendikacı seçilecek diye bir kural yoktur. Biz ne seçimler gördük. İmparator gibi davranan ve saman altından su yürüten koca İrsen Küçük, son seçimlerinde hem birinci sıradan, hem de başbakan sıratıyla seçim kaybetti. Şu kahpe seçim ne maldır.
Hele bir de çamur at izi kalsın furyası başlayınca, sana seçimi öyle kaybettirirler görürsün. Kazanmış olduğun seçimi öyle kaybettirirler kağıt üstünde.
Grev yasakları üzerine fikirler yürüttük ve siyasetin yollarında neler neler anlatmışız.
Yani seçimlerde grev yasağı meselesi, anlayacağınız.