TC Cumhurbaşkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın gelişi ile geçen haftalarda Güzelyurt ve Girne’de tam donanımlı modern hastanelerimiz açıldı. Hatta yeni yeni hastanelerimiz de inşa halinde.

Yazın ailece Yeni Erenköy’e, Otel Marina’nın bulunduğu bölgede tatile gitmiştik. İskândaki görevlerim esnasında güneyde kalan Bereketçilerin köyü Erenköy’ü, mesai arkadaşım ve daha sonra Ankara Büyükelçisi olan Tamer Gazioğlu ile birlikte Yeni Erenköy’e aktarmıştık. Yıllar sonra bu köye gittiğimde gözlerime inanamamıştım. Yeni oteller ve tatil konaklama evleri, villalar, modern yollar ve bölgede yapılan hamleler.

Otel Marina’nın çok yakınında devasa bir bina inşa halindeydi. Bu binanın ne olduğunu sorduğumda “Erenköy’ün yeni devlet hastanesi” demişlerdi çocuklar.

Sık sık televizyon görüntülerinde Sağlık Bakanı Dr. Hakan Dinçyürek’in konuşmalarına tanık oluruz. Sağlık alanında yaptığı açıklamalar boş açıklamalar değildir. İçi dolu açıklamalardır. Sağlıktaki hamleler ve yatırımlar, açılan yeni hastanelerimiz, yapılan önemli ameliyatlar, güçlü bir şekilde bütün kazalarda halka verilen hizmetler ve dahaları.

Sağlıktaki ve diğer alanlardaki hamleleri görünce “Nereden nereye geldik?” sorusunu soruyorum kendime.

Şayet çok sevdiğim ve takdir ettiğim Dr. Ayten Berkalp hayatını anlatan o kalın kitabı okumuşsanız, Kıbrıs Türkü’nün savaş yıllarında sağlık ve diğer alanlarda Rumlardan neler çektiğimizi okumuşsunuzdur. Dr. Ayten Berkalp, Birinci ve İkinci Harekat sonrasında Limasol’da Rumların ablukasında ne mücadeleler verdiğini, hasta sorunları ve ilaç sorunlarını da bilmişsinizdir demektir. Dr. Ayten Berkalp, o zor günlerde, Sancaktar Rumlardan kaçıp Türk bölgesine geçince hem Sancaktarlık görevlerini, hem de hastanenin Baş doktorluğunu üstlenmişti.

Çoğu insan bilmez. İngiliz’in Kıbrıs’a gelişi ile yapılan devlet hastanesi, bütün adaya hitap ediyordu. Türk’ü, Rum’u, İngiliz’i, Maronit’i, Yahudi’si bu binada sağlık hizmetlerinden yararlanıyorlardı. Merhum kıdemli Sister Firdevs İslamoğlu, o zor günleri ve Rumların onlara ne işkence yaptıklarını Dr. Ayten Berklp’ın kitabında anlatmıştı.

Genel Komite’de çalıştığım dönemlerde pek çok şeye tanık oluyordum. Biliyorsunuz… Genel Komite devletimizin ilk çekirdeğidir. Başta Dr. Küçük olmak üzere, Dr. Niyazi Manyera ve Dr. Burhan Nalbantoğlu Kıbrıs Türkü’nün sağlık sorunlarını çözmek için çırpınıyorlardı. O önemli ve fedakar mücahit insanlarla sekretaryada görev almak da benim için bir onur vesilesi olmuştur. Bölük pörçük olmuş Türk halkınıın, Rumların ambargo ve katliamlarını, yokluklar içinde varlık yaratma gayetlerini görebiliyordum. En önemlisi hastanede öldürdükleri insanlar, top otuna gittiler. Yaşlı insanları bile öldürüyorlardı. 1963 olaylarından bu yana Türk memurların maaşlarını da ödemiyorladı. Türkiye olmasaydı her alandaki yardımlarıyla biz nasıl var olabilirdik?

Gettolara kapatılmış Türk halkı artık güneyde kalan devlet hastanesinden yararlanamıyordu. Kıbrıs Türkü, o zor günlerde Dr. Naim Adiloğlu, Dr. Nevzat Uras, Dr. Kaya Bekiroğlu’nun ve Dr. Necdet Ünel’in kliniklerini kullanmak zorunda kalmışlardı.

Olayların üzerinden bir süre geçtikten sonra idare, Lefkoşa’da, Abdi Çavuş Sokağındaki İngilizin eski Tütün fabrikasını hastaneye dönüştürmek için harekete geçmişti.

Teşkilat, hastane için Mısırlı’nın deposundan yüzlerce seloteks ve inşaat malzemesi almıştı. O çalışma döneminde Dr. Niyazi Manyera ile o binaya gittiğimizde, selotekslerden bölme odaların yapılmışmış olduğunu, balya vinçleri, ameliyathaneye hasta sevki için kullanılmak maksadı ile hazırlanmıştı. Yanımızda ilk Baş Doktorumuz merhum Dr. Fikret Rasım vardı.

Dr. Burhan Nalbantoğlu benim bademcik ameliyatımı sözde hastanemizde yaptığında bir hafta o hastanede yatmıştım. Bütün hastane odalarından yükselen hasta ve ameliyatlı hasta iniltileri, bir ızdırap senfonisi gibiydi.

Bölgeler mi? Parça parça olmuş Türk halkı Rumların ablukalarında mahzur kalmış bir şekilde çaresizlik içinde, köylerde kısılan doktor, hemşire ve hasta bakıcılar, bölge halkına her alanda hizmet vermeye çalışıyorlardı. Dr. Niyazi Manyera’nın o bölgelerle irtibat mücadelesini hatırlıyorum.

Bu geniş anlatıdan birşeyler elde etmişseniz, nereden nereye geldiğimizi de öğrenmiş ve kıyaslamış oluyorsunuz demektir.

Yani önünüze iki fotoğraf koymuş oldum bu yazımla. Birincisi, yıllar öncesinin fotoğrafı, diğeri de 63 yıl sonrasının özgür KKTC ve her şeyi ile kalkınan ülkemizin fotoğrafı.

Dr. Hakan Dinçyürek yapılan hizmetlerden övgü ile bahsetmekte haksız mı? Bunca acılar çekmiş halkımızın 63 yıllık acıları geride kalırken, yapılanlar için hizmeti kendine görev bilenlere teşekkür etmek de bizim hakkımızdır.