Türk Mukavemet Teşkilatı TMT’nin efsane komutanı Kenan Coşkun, nam-ı diğer, yani gerçek ismi ile Kanan Coygun Paşa bu dünyadan göçeli tam 21 yıl oldu. Her ölüm yılında onu anmak, Mücahitler Derneği’nce adeta bir milli görev haline geldi. Çok da iyi yapıyorlar Kıbrıs Türkü’nün nasıl ve ne zorluklardan geçerek var olduğunu yeni nesillere anlatmak açısından.

Emekli Albay merhum İsmail Tansu “Aslında Hiç Kimse Uyumuyordu” adlı kitabında, uzun uzun ve detaylı bir şekilde TMT’nin nasıl kurulduğunu, nasıl şekillendiğini ve TMT’ye balıkçı tekneleri ile nasıl silah taşıttığını anlatmıştır. O kitabı okuduğunuzda Kenan Coygun’un Kıbrıs Türkü’nün mücadelesinde en büyük halka olduğunu anlarsınız.

TMT’nin kuruluş tarihi olarak 1 Ağustos, 1958 tarihi belirlenmiştir. Esasında TMT, çok önceden var olmuş ve faaliyete geçmişti. Lakin mücadelede önemli rol oynayan arkadaşlar, TMT’nin kuruluş tarihini öyle belgelemişlerdir.

TMT’nin çekirdeğinin, ta 9 Eylül’lerden, Kara Çete’lerden ve ta VOLKAN’lardan geldiğini yeni nesiller bilmez. Kenan Paşa’yı anarken bu mücadele ve var oluş teşkilatımızın da nasıl hayat bulduğuna değinmek istedim bu günkü yazımda.

21 Aralık 1963 olayları başladığında Kenan Paşa, o zaman yer altından yer yüzüne çıkmış ve bütün TMT’ci arkadaşlara talimatını vermişti.

“Arkadaşlar, artık yer altından yer yüzüne çıkma zamanı ve cepheleri oluşturma zamanı gelmiştir. Derhal silahları çanaklarından çıkarınız ve harekete geçiniz. Bölükler kendi mücahitlerini toplasın” demişti.

Çanak dediği şey, silahların gömülü olduğu çukurlardır. Hatta o gizlilik taşıyan dönemde herşeyin bir kod adı vardı. TMT’ye girişte and içmiş kişiler, gizli kahramanlar yıllarda Türkiye’den gelen silahları adanın dört bir tarafındaki mücahitlere dağıtmışlar ve tümden örgütlenmişlerdi. Daha çık ifade ile yüzlerce gizli kahraman, o çanakları açarak sakladıkları silahları gün yüzüne çıkarmışlardı.

Bu işin başını çekenlerin de başı vardı. Mesela Dr. Küçük’ün kod ismi AĞRI, Denktaş’ın da TOROS’tu. Mücahitler de birer arı idi. Yani petek ve arı şekli örnek alınmış ve teşkilat şekillenmişti.

Kenan Paşa’yla tanışmam Genel Komite döneminde olmuştu. Olaylar başlayınca her şeyini kaybetmiş bir toplumun var olması ve ileriye doğru yönelmesi için Genel Komite kurulmuş ve o komite, Kıbrıs Türkü’nün ilk idari, hukuki, sosyal ve fiziki yapılanmasını sağlamıştı. Yani bizim nüvemizdi. O toplantılara Dr. Küçük’le Kenen Paşa başkanlık ederlerdi. Bir toplantıda bakanlardan birisi “Efendim mücahitler benim evi mevzi yaptılar, ne yapacağız?” deyince onu fırçalamış ve “Beyefendi burada devlet işleri ve vatan kurtarma meseleleri konuşulur, münferit meseleleri konuşulmaz” demişti.

O dönemle birlikte benim Dr. Küçük’ün Özel Kalem görevlerim başlamıştı. Gündüz dairede, gece de bölükte nöbet tutardım. Yani öylesine zor ve hasret dolu yıllardı.

Olaylar bir veya iki üç tane değildi. Her gün yüzlerce vaka yaşanıyordu. Günlük olaylar ve stratejik emirler Kenan Paşa tarından Dr. Küçük’e, şoförü merhum Özer Baytaroğlu tarafından minicik zarflarda gelirdi. Aynı yolla da Dr. Küçük mesajları Kenan Paşa’ya iletilirdi.

Olayların sayısını hatırlayamam. Ama yaşadığımız ve tanık olduğumuz olaylardan söz etmek gerekirse, şunları sıralayabilirim.

Küçük Kaymaklı kardeşlerimizin göç, adanın dört tarafında başlayan göçler, sokaklardan toplanıp öldürülenler, toplu katliamlar, köyden kente gelen insanlarımızın Lefkoşa’ya girişlerinden yetiştirdikleri ve satmak istedikleri ürünlere Rumların el koyuşları, kadınların ziynet eşya ve paralarını almaları, Kumsal baskını ve banyo küvetinde öldürülen anne ve çocukar ve daha sayamadıklarım…

Genel Komite toplantılarına girdiğimizde zaman zaman Kenan Paşa yanıma gelir ve “Osmancığım bana üç paket Marlboro sigara aldırır mısın?” der ve parayı elime tutuştururdu.

Kıbrıs Türk Tiyatroları’nın kurumlaşmasını da o gerçekleşmişti. Sancaktarlıklardaki paraların ve hesapların kontrolörlüğünü de eski maliyeci ve bakanlardan Nazif Borman’a vermişti. Tek bir kuruşa tenezzül etmeyen öylesine erdemli ve dürüst bir insandı.

Her askere ve gaziye yardımcı olduğumuz gibi ona da Kızılbaş’ta bir ev tahsis etmiş ve çok mutlu olmuştu. O evi almazdan önce de kendisine birçok yerde güzel evler göstermiş ama o hiçbirini istememişti. O gün bana şöyle demişti.

“Osmancığım benim Behice Balabayıs gibi dağ başında kalamaz ki. Onun bütün tanıdıkları ve arkadaşları Köşklüçiftlik’tedir.” O nedenle Lefkoşa’da ilk çıkan ona uygun evi kendisine tahsis etmiştik.

Göz doktoru oğlum Mustafa’nın Kıbrıs’a gelişinin ikinci yılıydı. Her gün kliniğe günlük gazeteleri kliniğe bırakmak için içeriye girdiğimde arkamdan birisinin elini omuzuma koyduğunu hissetmiştim. Dönüp baktığımda şoke olmuştum. Omuzumdaki el Kenan Paşa’nın eliydi.

O an kucaklaşmış ve ayaküstü muhabbet yapmıştık. O an şöyle demişti.

“Gözlerimi kontrol için senin Mustafa’ya geldim. Böyle bir evlat yetiştirdiğin için seni kutlarım. Eee… Şimdi ne yapıyorsun?” dediğinde kendisine şöyle demiştim:

“Hatıralarımı yazıyorum komutanım” deyince, eğilip kulağıma “her şeyi yazacak mısın?” dediğinde “Her şey yazılmaz komutanım” deyince omuzuma bir fiske atmıştı.

Yani Kenan Coygun Paşa öylesine sevgi dolu erdemli muamma bir yiğit askerdi. Allah ona gani gani rahmet versin. Yattığı yer cennet mekanı olsun.

Sen gittin ama biz seni hiç unutmadık Kenan Paşa’m.