Şimdiye kadar gelmiş geçmiş milletvekillerinin beş yıllık görev süresinde kaç konuşma yaptıklarını şöyle bir araştırınız, her dönemde beş on kişiden başka konuşma yapan olmadığını göreceksiniz.
Milletvekilinin adı üstünde: “Milletin vekili.”
Halk bir kişiyi seçerken, her zaman siyaset ve memleket sorunlarını irdeleme açısından büyük bir beklenti içindedir. Şayet büyük umutlarla meclise soktuğu kişi veya kişiler sadece “yat Arap, kalk Arap” misali el kaldırmadan başka bir şey yapmamışsa, bu türdeki milletvekilleri aldıkları oyları ve milletvekilliği maaşını hak etmiyor demektir.
Gerçekten bunu düşününüz ve siyaset hayatını pasif bir şekilde geçiren ve yeniden aday olan kişi veya kişilere oy vermeyiniz, diyorum.
Geçmiş yaşantımızda ne milletvekilleri gördük... Meclis’in gündem dosyasını açmayan, hatta zaman zaman adeta gün geçsin para gelsin misali mecliste tartışılıp görüşülecek konulardan bihaber olan milletvekillerine milletvekili demeye maalesef utanıyorum.
Bu durum bütün partiler için geçerlidir. Ne yani iktidardır diye sessizliğini muhafaza ederek her şeyi başbakan veya aktif milletvekillerinden beklemek siyasi etiğe sığıyor mu? Sığmıyor.
Bazı kişilerin yapıları konuşmaya müsait değil. Ancak meclisteki görevin getirdiği bazı sorumluluklar olduğunu bilerek seçimlere girip seçilenlerin de o koltuğu hak etmediğini düşünüyorum.
Ama bir bakarsınız, kamuoyunun önünde yapılan görüşmelerde en önde yer alıyor böyle milletvekilleri. Yani boy göstermekten başka bir şey yapmıyorlar.
Muhalefet partilerinde de durum bundan farklı değildir. Dedim ya…
Tüm milletvekillerinin mecliste hiç konuşma yapıp yapmadığını araştırınız diye. Muhalefette de parti başkanları ve birkaç milletvekili konuşma yapar.
Memleketin sorunları her zaman vardır. Halkın menfaatine dair görüş beyan etmek ve eleştirmek özellikle muhalefet milletvekillerinin görevi olmalıdır. Parti başkanları devamlı beyanat verirler ve iktidara çatarlar. Zaten siyaset etiğinin bir gereğidir bu. Zaman olur meclis milletvekilleri çatışırlar. Hatta fiziki çatışmalar bile olur. Bütün dünyada bunları gözlemliyoruz. Bizde pek olmaz ama zaman zaman da gergin tartışmalar olur.
Mecliste yapılan konuşmalar tutarlı olmalıdır. İnandırıcı ve gerçekçi olmalıdır. Sırf karalamak için yapılan konuşmalar da kabul görmez.
Geçmiş meclislerde devamlı konuşan ve halkın kalbine dokunan çok iyi hatipler vardı. Bu türdeki milletvekilleri seçim meydanlarında etkili konuşmalar yaparlardı. İyi konuşma yapanları partileri her zaman kullanırlar.
Parti içi çalışmalarda pasif milletvekillerinin “bana dokunmayan bin yaşasın” felsefesi ile hareket etmeleri sürpriz değildir.
Halkın nabzını tutmak, demokrasinin gereğidir esasında. Ama gel gelelim demokrasinin “d” si bile kaale alınmıyor.
Hiçbir seçmen, mecliste konuşma yapmayan milletvekilini göz ardı etmez. Günü gelince “adam sen de, mecliste bir kez dahi halkın hislerine tercüman olmayan adamı yine mi seçeyim?” gibi düşünen ve hareket eden, veya edecek binlerce insan vardır.
Mecliste varlık gösterenler, genellikle meslek sahibi ve birikimleri olan insanlardır. Öyle olduğu halde bunlardan bazıları “sessiz milletvekili” yakıştırmasına maruz kalırlar.
Bir tiyatro eserinde “inandırıcılık” diye bir şey vardır. O eserde anlatılmak istenen veya halkın olumsuzluklarını gerçekçi bir dille sahneye taşımak vardır. Meclis de bir sahne değil mi?
Ama birisi vefat ettiğinde o sessiz milletvekilleri cenazelere katılmaktan geri kalmazlar. Veya bir düğün törenine.
Daha ne diyelim ki…
İşte millet seni seçti ve sen o makamın hakkını veremiyorsun veya vermiyorsun.
Dedim ya. “Yat Arap’la, kalk Arap’la” vekillik olunmaz diye.
Ben de diyorum ki, toplumun dertlerine bir kez bile parmak basmayan, tek bir defa kürsüden halkın sesine ses olmayan milletvekillerini seçmeyiniz.