Kıbrıs meselesi uzun yıllardır Birleşmiş Milletler gözetiminde yürütülen ve sonuç üretmeyen görüşmelerle anılıyordu. Taraflar ara bölgede bir araya geliyor, açıklamalar yapılıyor ancak sahadaki gerçeklik değişmiyordu. Bu süreç, Kuzey Kıbrıs’ı sadece güney komşusuyla sınırlı bir diplomatik çerçeveye hapsetme amacına hizmet etti.
Son günlerde basına yansıyan değerlendirmeler, bu yaklaşımın bizzat kendi iç dinamiklerinde sorgulandığını gösteriyor. Eski Rum Bakan Kostas Themistokleous’un “Politis” gazetesindeki yazısı bu durumun somut bir örneğidir. Themistokleous, Rum yönetiminin ucu açık süreçleri tercih ettiğini ve somut adımlardan kaçındığını açıkça ifade etti. Benzer şekilde “Cyprus Mail” gazetesi de başyazısında, karşılık bulmamış Maraş önerilerinin tekrar gündeme getirilmesini eleştirerek, gerçekçi olmayan yaklaşımlarla zaman kaybedilmesini sorguladı. Oysa Maraş ve mülkiyet meselesi, siyasi söylemlerden uzak Taşınmaz Mal Komisyonu gibi uluslararası alanda kabul görmüş hukuki zeminler üzerinden ilerlemektedir.
Bu tartışmaların merkezinde, Kıbrıs Türk tarafını Doğu Akdeniz’deki enerji ve güvenlik dengelerinden izole etme hesabı yer alıyordu. Yıllardır sürdürülen doğrudan ticaret ve doğrudan ulaşım kısıtlamaları, Lefkoşa’yı masada tek bir seçeneğe mecbur bırakma amacı taşıyordu.
Ancak bugün Ankara’da gerçekleştirilen Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi, adanın dış ilişkilerinde farklı bir dönemin kapısını aralıyor. KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Tufan Erhürman ve Dışişleri Bakanı Sayın Tahsin Ertuğruloğlu’nun bu zirvede doğrudan yer alması, Kıbrıs Türk diplomasisinin çalışma alanını genişletmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın zirve öncesindeki değerlendirmesi, bu yeni dönemin çerçevesini net bir şekilde çiziyor. Bu yaklaşım, Türkiye’nin KKTC’ye olan tam ve kararlı desteğini bir kez daha gösterirken, gözlemci üyelik imkanlarının genişletilmesine, Türk Yatırım Fonu ve Orta Koridor üzerinden ekonomik bütünleşmeye ve haksız izolasyonlara karşı egemen eşitlik zeminindeki kararlı duruşa vurgu yapıyor.
Ortaya çıkan tablo açıktır: Lefkoşa yönetimi, uluslararası temaslarını ve ekonomik hedeflerini yalnızca adadaki müzakere masasıyla sınırlı tutmuyor. Türk dünyasıyla limanlardan enerjiye, ticaretten ortak projelere kadar kurulan her yeni bağ, aslında yıllardır süren izolasyonları fiilen anlamsızlaştırıyor; Kuzey Kıbrıs’ı da tek bir kapıya bakmaktan kurtarıp elini güçlendiriyor. Artık sonuçsuz görüşmelerin getirdiği belirsizliği beklemek yerine, kendi alternatiflerini kurumsal olarak hayata geçiren bir yaklaşım öne çıkıyor.