Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun tam 103’ncü yıldönümüdür. Yani üzerinden bir asırdan fazla bir zaman geçmiş. Türk milleti faziletli bir millettir. Vefalıdır, acıları yaşamış, büyük savaşlar vermiş ve sonunda Atatürk tarafından kurulan bu Cumhuriyete sahip çıkılmıştır. Atatürk’ün veciz sözlerinde Cumhuriyet’inize sahip çıkınız der mesela.

Büyük Atatürk Cumhuriyet için şu sözleri söylemiştir:

“Cumhuriyet, ahlaki fazilete dayanan bir idaredir. Sultanlık ise, korku ve tehdide dayanan bir idaredir. Cumhuriyet idaresi namuslu insanlar yetiştirir. Sultanlık ise korkuya ve tehdide dayandığı için korkak, alçak, sefil ve rezil insanlar yetiştirir. Ahlaki fark bunlardan ibarettir.”

29 Ekim 1923’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ilan edildiğinde Atatürk’ün Meclis’te yaptığı teşekkür konuşması çok kısa sürmüştü. Böylesine önemli bir karara kısacık teşekkür yapılması herkesi hayrete düşürmüştü. O kısa konuşmanın tepkisini yıllar sonra Atatürk şöyle açıklayacaktı:

“Diş protezimi yeni takmıştım. Tecrübe devresindeydim. Henüz alışamamıştım. Konuşmaya başladığımda ıslık gibi bir ses çıkarıyordu veya ağzımdan düşüyordu. Dilime dolanıyordu. Rahat konuşamıyordum. Ne yapayım, konuşmamı kısa kesmek zorunda kalmıştım.”

Gündüz bu haldeydi. Peki ya akşam?

29 Ekim 1923 akşamı Atatürk hemen banyoya koşmuş. Lavabo kan içinde kalmış. Sonra ecza dolabını açmış, önceden hazırladığı pamuk tamponunu burnuna tıkamış ve uzanmış. Burnu kanamıştı. Bir süre öylece kalmış. Hizmetliler tembihliymiş. Kanlı avlu, kanlı yastık ne varsa kimse görmeden ortadan kaldırmışlar ve yıkayıp hemen ütülemişler. Ata bu durumu yaverlerden ve arkadaşlarından gizliyormuş.

Doktor demek, kısıtlama demektir. Keşke böyle düşünmeseydi ama böyle düşünüyordu kurtarıcı Ata. Çok işi vardı… İstirahat gibi sözleri duymak istemiyordu. Hayatı o kadar yoğun görevlerle doluydu ki, rahatsız olmaya bile hakkı ve zamanı yoktu.

30 Ekim 1923 sabahı İsmet İnönü’ye bir mektup yazmıştı. Başbakan İnönü’ye yazdığı mektupta şöyle diyordu:

“Bize; geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı. Lakin biz, yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız. Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği bir görev bu. Özgür bir toplum oluşturmak zorundayız. Çağdaşlaşmak, bu ideali gerçekleştirmek zorundayız. Bu görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim. Allah yardımcımız olsun.”

Nitekim bundan sonraki dönemde pek çok yabancı bilim adamı ve üniversitede öğretim görevi yapan yabancı menşeyli insanlar, Türkiye’ye ve Atatürk’e olan hayranlıklarını dile getirmişlerdir.

Ordinaryüs Prof. Hukukçu Ernst Hirsch, Cumhuriyetin 10’ncu yıl kutlamalarına dair hatıralarını şöyle anlatmıştı:

“29 Ekim akşamı sanki kıyamet kopuyordu. Devlet, Dolmabahçe Sarayı’ndaki salondaydı. 600 metre uzunluğundaki rıhtım ışıl ışıl bezenmişti. Ve işte ben, kendi Alman vatanında Yahudi olduğu için hor görülen, başka bir ırka mensup olduğum için işgal ettiği mevkiden kovulan, evini yurdunu terk edip, yabancı ülkelere kaçmak zorunda bırakılan ben, bu muhteşem sarayda, ülkenin seçkinleri arasında sayılan, saygıdeğer bir Alman Profesör olarak hazır bulunmaktayım. Talihin yüzüme güldüğü bu olağanüstü an, daha Türkiye’deki ilk yılımda nasip olmuştu.”

1929 yılında Mustafa Kemal’le görüşen Alman tarihçi Emil Ludwig, Türkiye’deki şaşırtıcı dönüşümü iki kelime ile tarif ediyordu.

“Bu topraklara ilk defa umumi harp sırasında gelmiştim. Şimdi ikinci defa geliyorum. İki kelime öğrendim, çabuk ve yavaş. Eski devirde geldiğimde hayat pek hareketsizdi. Arabacılara ‘çabuk’ demek zorunda kalıyordum. Bu defaki ziyaretimde ‘yavaş’ demek mecburiyetindeydim. İşte Atatürk Türkiye’si böylesine baş döndürücü bir hızla kabuk değiştiriyordu.”

Ve Türkiye hala kabuk değiştirerek dev adımlara çağdaş ülkeler seviyesinde büyümeye devam ediyor. Savaş ve silah sanayiinde devleşen yapısı, çıkarma gemileri, çok cesur ve korkusuz ordusu ve NATO’nun güçlü devleti…

Bütün dünyanın en büyük ve en güçlü devletler listesinde yer alan Atatürk Türkiyesi.

Ünlü Çinli artistin bir açıklaması vardır.

“Çin’de ve Japonya’da Türk Devleti’nin kurtarıcı Atatürk’ü anlatan bir ders var. Bu dersi herkesi okuması da ayrıca mecburidir.”

Bu da neyi gösteriyor? Atatürk’ün enternasyonal devlet adamlığının büyük önem taşıdığını.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız, tüm Türk milletine kutlu ve mutlu olsun.

Cumhuriyet fazilettir, unutmayalım…