Kıbrıs sorunu ile ilgili siyasi çözüme giden yolda uzlaşmaz tutumunu sergileyen ve de halkını müzakereler ve gelişmelerle ilgili bilgilendirmek için yapmış olduğu açıklamada GKRY Başkanı Nikos Anastasiadis, sunduğu öneride ısrarlı olduğunu ve bu öneriyi geri çekmeyeceğini dile getirirken şöyle dedi:
“Garantiler ve Güvenlik başlığındaki görüşmelerin sonuçlanması ve tamamlanmasına yönelik bir konferans toplanmalı, sonuç alındığı takdirde ‘Toprak’ konusu çözümlenmeli ve daha sonra diğer konulara geçilmeli”. Çözüm olabilmesi için sunduğu şartların Türk tarafınca kabul edilmesi gerektiğini de belirten Anastasiadis, enerji planlamalarını da askıya almayacaklarını açıkladı ve “Türk tarafı enerji planlarımızın askıya alınmasını talep etti, bunu reddettim… Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları müzakere konusu olamaz. Doğal zenginliklerde Kıbrıs Türklerine düşen payı çözüm bulunduğunda verebiliriz… Bir kez daha Türkiye’yi ve Kıbrıslı Türk liderini, iddia ettikleri gibi gerçekten Kıbrıs sorununun çözümünü isterlerse , sunduğum öneriyi ciddiyetle yeniden incelemeye davet ediyorum..” dedi.
Anastasiadis’in ; Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskopos’u II. Hrisostomos’un ve de Rum Ulusal Konseyi’nin bilgileri dışında adım atmayacağı ve atamayacağı kabul edilmelidir…
Rum Ortodoks Kilisesi ve Rum siyasileri liderliği her vesile ile Kıbrıs’ın bir Helen adası olduğunu ve Kıbrıs Türklerini de bu Helen Adasında yaşayan “azınlık” olarak gördüklerini dile getirmekten çekinmiyorlar..Bu düşünceyi benimseyen ve her fırsatta “Bu düşünceyi” ortaya koyan ve de Kıbrıs Türk halkını Helen Adası Kıbrıs’ta yaşayan yüzde 17-18’lik azınlık olarak gören ve Enosis hayallerini dile getiren Avrupa Muhafazakarlar ve reformcular İttifakı Rum Milletvekili Eleni Theoharus Ocak 2017’de yapmış olduğu açıklamada Kıbrıs’ın doğalgaz ve su borularının yanı sıra elektrik kablolarıyla Türkiye tarafından doğalgaz ve ekonomik bağımsızlığı altına aldığını” iddia ediyordu...
Ocak 2017’de gerçekleşen Cenevre Konferansı’nın TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı’nın katı tutumları nedeniyle başarısızlığa uğradığını söyleyen Eleni Theoharus, Kıbrıs’taki Yunanlıların da sonunun Gökceada’daki ve Bozcaada’daki Yunanlılar gibi olabileceğini, yani yok olabileceğini” de söyledi. Adama bak, Pes doğrusu!...
Gün yirmi dört saat Enosis hayali ile yaşayan ve bunu dile getirmekten çekinmeyen bir Rum liderliği varken olası bir siyasi çözümde anavatanımız Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin devamını istemekten daha normal bir istek olabilir mi? Şu bir gerçek ki olası bir siyasi çözümde anavatanımız Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi olmaması durumunda Kıbrıs’ın tümü ile Yunanistan’la bütünleşmesinin önlenmesi mümkün değildir.
Sonuç olarak; Rum-Yunan ikilisinin son günlerde ortaya koymaya devam ettikleri olumsuz tutum, tavır ve söylemleriyle olası bir çözümde Kıbrıs Türk halkına yaşama hakkı tanımak istemedikleri gerçeği bir kez daha gün gibi ortaya çıkmıştır.
Kıbrıs’ta olası bir siyasi çözüm adına KKTC Cumhurbaşkanı sayın Akıncı AİHM’nin Dimopulos kararı varken ; Mülkiyet konusunda ilk söz hakkının 1974’deki mülk sahibinde olmasını, AB normlarının ve de 4 temel özgürlüğün sınırsız uygulanmasını kabul etmesi ve de toprak konusunda ‘harita’ vermesine rağmen Rum liderliği Kıbrıs Türk halkının siyasal eşitliğini, dönüşümlü başkanlık ve de alınacak kararlara etkin katılımını henüz kabul etmezken siyasi bir çözüme giden yolda Anastasiadis’in hala daha “Önce Garantiler Kalkmalı” demesi düşündürücüdür ve de Rum-Yunan ikilisinin iyi niyetli bir yaklaşım içinde olmadığının bir göstergesidir.
Rum liderliğinin vazgeçilmez hedefi olan Enosis’e ulaşma adına öncelikli hedefi anavatanımız Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin iptalini sağlamak; bunu başaramaması halinde en azından anlaşmaları sulandırarak Türkiye’nin tek yanlı müdahale hakkını ortadan kaldırılmasını sağlamak ve Enosis hayallerini gerçekleştirmek için zemin hazırlamaktır..
Rum liderliğinin tutumu ile Kıbrıs’ta adil ve kalıcı ve de yaşayabilir bir siyasi çözüme ulaşılması mümkün değildir. Kıbrıs Türk halkı en azından 1963-1974 yılları arasında uğradığı silahlı saldırıları ve de maruz kaldığı katliamları unutmuş değildir. Geçmişte yaşanan gerçekler varken Rumlarla birarada yaşamamız ve Rumlara güvenmemiz söz konusu olamaz…
Dünya kamu oyu bilmelidir ki Kıbrıs Türk halkı çaresiz değildir. Kıbrıs Türk halkını görüşme masasına hapsetmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Tek çare Bağımsız ve egemen devletimiz KKTC’ni yaşatmak içingeleceğe taşımak için gerekli adımlar atılmalı, KKTC güçlendirilmeli ve tanınma içinyol haritası çizilmelidir.