30 Ağustos 2026 tarihinde, 1974 olayları ve İsias faciasından sonra ülkemiz tarihinin en büyük faciası yaşandı…

Hem de göz göre göre!

Girne limanından çıkan Filo Jet isimli katamaran yolcu gemisi müsveddesi, daha birkaç kilometre gitmeden ön tarafından su almaya başladı ve geriye dönmeye çalıştığı anda da battı…

Facianın hemen ardından şu ana kadar çorap söküğü gibi ortaya çıkan “gerçekler ve netice”, bu facianın ortak sorumlusunun doğrudan kaptan, mürettebat, firma ve Ulaştırma Bakanlığı’nın olduğuna işaret ediyor.

Hiç kimse bu sorumluluktan kaçamaz!!!

Gemiyle ilgili olumsuz iddialar en yetkili ağızlar tarafından yapıldı…

Türkiye Deniz Ulaştırması ve Tersaneler Genel Müdür Yardımcısı Bülent Ok yaptığı açıklamada geminin tarihçesini özetledi ve netice olarak, özetle, en son Hatay Belediyesi’nin yaptığı incelemeden sonra bu gemini açık denizde kullanılamayacağını, Kıbrıs ile İskenderun limanı arasında yolculuk yapamayacağını da ifade etti.

Bu gemi müsveddesi Antalya’da limanda kaza geçirip sol kızağından sakatlandıktan sonra, tam 7 yıl boyunca kızakta beklemiş, ondan sonra da Silifke’de icradan satılmış, Yunanistan’a götürülmüş, iki sene de burada müşteri beklemiş, güya orada tamir de edilmiş, ama iki sene boyunca kimse bu hurdayı almaya yanaşmamış, sonra gerisin geriye Türkiye’ye getirilmiş, oradan da KKTC’ye getirilmiş, yolcu gemisi olarak kullanılmaya başlanmış…

Yunanistan’da güya tamir edilen ve sonra da satılmaya çalışılan, ancak kimse tarafından alınmayan, atıl kalınca Türkiye’ye getirilen, ancak Türkiye’de de kullanılmayan, kullanılması sakıncalı görülen bu gemi müsveddesi birileri tarafından kılıfına uydurularak, KKTC’ye getirildi, ticari amaçla kullanılmaya başlandı.

Ve, kaçınılmaz son bir felaket olarak geldi.

Uzmanların bu konudaki görüşlerini derleyerek, burada en az on sayfalık bir rapor yazabilirim, ama eminim o işi bu konuda oldukça ehil olan uzmanlarımız benden çok daha iyi bir şekilde yapacaktır, yargının önüne koyacaktır…

Yine de, sonuç nettir; eskiden hasarlı olduğu bölgeden su alarak, kaptan denen şahısın da akıl almaz hataları neticesinde jet hızıyla batmıştır ve tam bir katliam yaşanmıştır…

Başta Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı ve diğer yetkililer “durun bakalım, önce bu kaza nasıl olmuş, onu bir anlayalım, sonra sorumlular hakkında gereğini yaparız, gerekirse ben de istifa ederim” mealinde söylemlerde bulundular…

Geçin bunları kardeşim, geçin bunları!!!

Bize hikaye okumayın!!!

Durumunu bile hiç kimse tarafından bu gemi kullanıma sokulmamış, yıllarca atıl vaziyette kalmış, eğreti bir tamirattan geçmiş, sanki bulunmaz Hint kumaşıymış gibi, en sonunda bizim başımıza bela edilmiş, sonra da Kıbrıs tarihinin en büyük felaketlerinden birine sebep olmuş, olan budur!!!

Olan budur, ve başta bu gemiyi buraya getiren firma ve bunun burada kullanımına izin veren Ulaştırma Bakanlığı bu felaketten doğrudan sorumludur!!!

Neymiş efendim, Türkiye Loydu bu gemiye olumlu sertifika vermiş!!!

E, şimdi buna arka çıkanlar çıksın da açıklasın bakalım, bu gemi eskiden hasar aldığı noktasından jet hızıyla su alarak niye böyle bir felakete sebep olmuş!!!

Kaptanın ve mürettebatın ehliyeti ve kaza sırasında yaptıkları da ayrı bir durum, facia başlarken göz göre göre yaptıkları korkunç hatalar ve sorumsuz davranışlarıyla yangına benzin döker gibi davrandılar ve felaketi çabuklaştırdılar…

Yolcuların çektiği ve paylaştığı videolarda kilitli kapıların önünde yığılan insanlar var; ortada krizi yönetecek hiçbir yetkili yok; insanlar panik içinde kendi canlarını kurtarma derdine düşmüşler; faciayı gören sivil denizciler hemen Sahil Güvenliği arıyor ve doğrudan ilk müdahaleyi yapıyor, kendi sınırlı imkanlarıyla insanları kurtarmaya çalışıyorlar; ikinci kaptan yardım çağrısı yapmış ama nasıl yapmış, orası belirsiz…

Normal şartlarda, bizim Sahil Güvenlik çok hızlı ve güçlü gemilere sahiptir, bir gemiden kendilerine ulaşan bir yardım çağrısına da anında tepki verecek şekilde donanmıştır, belli ki Sahil Güvenlik yeterince erken uyarılmamış; kaptan müsveddesi önden su alan gemiyi ileri doğru sürerek, geriye döndürmeye çalışmış, denizcilik tarihinde bir ilk olarak, gemi kaptan eliyle adeta batırılmaya uğraşılmış; Kaptan müsveddesi yolcuları kaderine bırakmış, anında gemiden kaçmış; Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı’nın kaptanla ilgili paylaştığı üç belgenin kaptanlıkla ilgili olanının karekodu tarattırıldığında, Honduras’ın ilgili kurumunda önünüze boş bir sayfa çıkıyor, hiçbir bilgi yok!!!... Arıklı sosyal medya hesabımdan bana aynı belgeyi bir kez daha attı, yine tarattırdım, yine boş çıktı, kendisine yine boş çıktığı cevabını verdim, cevap vermedi… Diğer iki belgede ise kaptanın güvenlikçi ve operatör (muhtemelen telsiz operatörü) olduğu yazıyor.

Bu arada, bu yazı yazılırken Erhan Arıklı’nın Başbakan Ünal Üstel tarafından bakanlık görevinden alındığı haberi geldi.

Uzun lafın kısası, bu olayda sorumluları neresinden tutarsanız tutun, her şey elinizde kalıyor, felaket adeta adım adım üzerimize getirilmiş, kafamıza giydirilmiş…

Faciayla ilgili yürütülen soruşturma ve yargı sürecinde bilirkişi olarak Kaptan Ulus Göker’in de uzmanlığına başvurulmuş, Kaptan Ulus Göker polisle birlikte belgeler ve görüntüler üzerinde yaptığı ilk incelemeleri ön rapor haline getirdi ve raporun özeti basına düştü…

Raporda hemen her şey bildik şeyler ama çok dikkatimi çeken bir detay var ki hayati önemdeydi… Bu detay doğrudan Ulaştırma Bakanlığı’nın tam anlamıyla çuvalladığını ve bakanlığın ta kendisinin göz göre göre bu felakete davetiye çıkardığını gösteriyor; Rapora göre, KKTC bayraklı ve limanlara gelen gemileri denetlemekle görevli kurul uzun süredir atıl bırakılmış; Bir kaptan ve başmühendisten oluşan kurula emeklilikler sonrası yeni atama yapılmamış, son birkaç yıldır çalıştırılmamış, gemilerde yapılması gereken denetimler de yapılmamış, denetimsizlik nedeniyle uygun olmayan gemilerin sefer yapması da kolaylaşmış…

İlgili firma da bu boşluğu kendi kafasına göre değerlendirdi, geçmişine bakıldığında çoktan hurdaya gitmesi gereken bu gemi müsveddesini kılıfına uydurup, ölümüne ticari amaçla kullandı…

Neresinden baksan rezaletin dikalası bir süreç ve en sonunda da kaçınılmaz son olarak yüz yüze geldiğimiz bu tarifsiz derecede korkunç ve üzücü felaket…

Eğer bu gemi müsveddesi batacak hale gelmeden önce birkaç dakika daha ilerlemiş olsaydı, muhtemelen görüş açısından da çıkacaktı veya çok zor görüleceği bir noktaya gelecekti, o zaman da çok daha büyük bir felaketle karşılaşacaktık, çok daha fazla insanımızı kaybedecektik…

Muhalefete gelince, Sıla Hanım Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı’yı görevden aldı diye Başbakan Ünal Üstel’i eleştiriyor, görevden almanın göstermelik bir uygulama olduğunu, Başbakan olarak Ünal Üstel’in sorumluluktan kaçmaya çalıştığını iddia ediyor, geçmişte yaşanan faciaları da gündeme getiriyor, hepsini Ünal Üstel’in üzerine yıkmaya çalışıyor…

Ünal Üstel bugüne kadar gerek siyasi hayatında, gerekse başbakanlığı döneminde yığınla hata yapmış olabilir, yığınla iyi iş de yapmış olabilir, ama sırf muhalefet yapacaksın diye işi gevezeliğe dökmek, inanın bu memlekete ve topluma zerre kadar fayda getirmez…

Başbakan olarak ne yapacaktı, faciada bakanlığının doğrudan sorumluluğu olmasına rağmen istifa etmemek için bin türlü bahane uyduran bir şahsı o koltukta mı tutacaktı?

Diğer taraftan, tek bir soruya verilecek cevapla CTP olarak çuvallayıp kalırsınız!

Soru şu; Niye muhalefettesiniz?

CTP olarak bugüne kadar gerek muhalefette, gerekse iktidar dönemlerinizde doğru, düzgün işler yapmış olsaydınız, bugün tek bir seçim bile kaybetmeden iktidarda olmaya devam ederdiniz!!!...

Amma ve lakin, muhalefette oturup da bol kepçeden gevezelik yapmak, bu ülkenin esas sorunlarıyla ilgili tek kelime etmemek, ettiğinizde de işin özüne ve çözümüne yönelmemek, devletin kasasından bol kepçeden maaş almak işinize daha çok geldi, değil mi?

Örneğin, son seçimde iki büyük parti olarak bir koalisyon kursaydınız, birbirinizi dengeleseydiniz, memleketi dernek kılığındaki partilere mahkum etmeseydiniz, serbest piyasa denen serbest vurgun düzenine son verseydiniz, 11 yıldır polisin beklediği ve inatla gündeme getirtmediğiniz güvenlik yasalarını uygulamaya koysaydınız, 52 yılda memleketi 52 uyduruk koalisyon hükümetine mahkum eden ucube seçim yasasını elbirliğiyle düzenleseydiniz, kötü mü olurdu!!!

Hiç kusura bakmayın, iktidarda olan bir şeyler yapmaya çalışırken hata da yapabilir, bu normaldir, ancak muhalefette olup da ısrarla sorumlulukları paylaşmamak ve yapılması gereken ivedi işleri yapmamak için ayak direyen, sadece gevezelik yaptığı için maaş çekenler, kim olurlarsa olsunlar, yaşanan bütün kötülüklerin esas sorumlusudur!!!

Yaşanan felakette sorumlu mu arıyorsunuz? Aynaya bakın, bugüne kadar gerek iktidarıyla, gerekse muhalefetiyle bu toplumu yönetmeye, yönlendirmeye çalışan herkes suçludur, bu felaketten de dibine kadar sorumludur…

Ancak en başta sorumluluk, denetleme mekanizmasının devre dışı kalmasına göz yuman Ulaştırma Bakanlığı’na aittir, muhalefet de bu detayı gözden kaçırdığı ve bu eksikliğe göz yumduğu için sorumludur!!!

Muhalefetin işi iktidarın hatalarını ortaya dökmektir, ama her nedense, bu faciaya sebep olan süreçle ilgili bugüne kadar muhalefetin ağzından tek bir kelime çıkmamıştır!

Ha, pardon, Başbakan ilgili bakanı görevden aldı diye çıkmıştır… Hadi haksızlık etmeyelim, değil mi?

Suçlu mu arıyorsunuz, suçlu kim mi?

Kim değil ki!!!

……………………………………..

29 Ağustos sabahı erkenden denize açıldık, biraz keyif yapalım dedik, sözde açık raporlara göre 12 gibi hava bozacaktı, ama biz o saate kadar çoktan geri dönmüş oluruz diye hesapladık.

O vakitten çok önce döndük de, daha doğrusu dönmek zorunda kaldık, çünkü fırtına beklenenden çok daha önce başladı.

Fırtınanın öncü şiddeti bizi Yeşilırmak açığında yakaladı, fırtına arkamızda, biz önde, bizim kaptan hemen bizi son sürat sahile çıkardı, on dakika sonra da fırtınamız resmen “patladı”…

Önce oldukça şiddetli bir rüzgar geldi, arkasından da şiddetli bir yağmur, eni topu yarım saat kadar sürdü…

Lefke bölgesinde çok çok daha şiddetlilerini de gördük, öyle ki, bizim avludaki devasa okaliptüs ağaçları bile ortadan ikiye yarılıyordu, bahçede duran arabalar bile rüzgarın şiddetinden oldukları yerden milim milim oynuyordu…

29 Ağustos günü gördüğümüz fırtına ise aslında öyle çok da endişe edilecek bir fırtına değildi.

Ancak, gelin görün ki, bir yüksek gerilim direğini sanki hamurdan yapılmış gibi kökünden eğdi, o direk de başka direklerin de aşağıya çekilmesine neden oldu, bazı yerlerde de kökleri iyice zayıflamış veya insan eliyle zayıflatılmış ağaçlar da devrilerek zarar ziyana neden oldu…

Lefke bölgesi tam dört gün boyunca elektriksiz kaldı, beşinci gün kesik kesik gelmeye başladı, Lefke bölgesindeki en az beş bin hane doğrudan bu beklenmedik kesintiden etkilendi, telefonlar işlemedi, internet yoktu, buzdolaplarında ve derin dondurucularda tutulan onlarca, belki de yüzlerce milyon liralık yiyecek çöpe gitti, ani gelip giden kısa akımlardan sayısız buzdolabı, televizyon, bilgisayar gibi cihazlar arıza yaptı, bölgedeki hastane ve sağlık ocağı tam kapasite çalışamadı…

Kıytırık bir yağmur ve sert bir rüzgar yüzünden yaşanan mağduriyetler say say bitmez.

Peki neden?

Sadece ve sadece, insanoğlu denen yaratık üzerine düşen sorumlulukları layıkıyla yerine getirmediği, her zaman yaşanan bu tür sorunlar için gerekli tedbirleri zamanında almadığı için!

Rüzgarın hızı saatte 500 kilometreyi bulsa bile, ki bu fiziken pek mümkün değildir, tarihte böylesi süratte esen bir rüzgar görülmemiştir, en şiddetli rüzgarlar ve hava olayları bile dikkate alınarak tasarlanan enerji hatları ve bu hatların bağlı olduğu direkler, yine ayakta kalır, öyle kolay kolay eğilip bükülmez.

Enerji mühendisliği öyle sıradan, basit bir mühendislik değildir… Elektriğin geçtiği hatlar, değişken doğa şartları dahil, birçok faktör dikkate alınarak tasarlanır… Keza, bu hatları taşıyan direkler de öyle!

29 Ağustos’ta yarım saatliğine yaşadığımız kıytırık fırtına oldukça yüksek rüzgar şiddetine haiz olsa da, çelikten yapılmış bir yüksek gerilim hattı direğini etkileyecek, eğecek, bükecek cinsten bir şey değildi...

Aydınköy’deki yüksek gerilim direklerinin devrilmesinde kısa süren fırtınanın etkisi tetikleyici olsa da, kesinlikle insan hatası, en hafifinden, ihmali vardır.

Bir de, bir iddia var ki, dikkate değer… Yüksek gerilim hattı direğinin yanında yapılmış kaçak bir mandıranın saçlardan yapılmış eğreti tavanı rüzgarla uçmuş, gidip direğe çarpmış, rüzgarın da basıncıyla direği devirmiş, devrilen direk de zincirleme olarak diğer bir direği aşağıya çekmiş ve böylece enerji hatlarındaki sıkıntı zincirleme olarak başlamış…

Her ne olursa olsun, aşırı şiddetli olmayan bir fırtınada bu aksiliklerin yaşanmasının tek sebebi, doğal sebepler değil, doğrudan insan hatası ve ihmalidir….

Kıb-Tek çalışanları gece gündüz uğraşarak, yaşanan mağduriyeti gidermeye uğraşmış olsa da, Kıb-Tek yönetimi Lefke bölgesinin yaşadığı bu 4 günlük mağduriyetten ve yaşanan zarar ziyandan doğrudan sorumludur.

En basitinden, bu direkler dikilirken, hatlar çekilirken, bu işlemler her türlü doğal şart da dikkate alınarak yapılır… Eğer son birkaç gündür yaşadığımız sorun gibi bir sorun ortaya çıkarsa, bu doğrudan insan hatası ve ihmalinden kaynaklı bir sorundur…

132 binlik yeni hat çekilmeden önce, Güzelyurt taraflarından gelip, Lefke bölgesine enerji veren 66 binlik hat vardı… Yedekte tutulacağına devre dışı bırakılmış! Şimdi soru şu; hangi sivri zekalı yönetim bu hattı devre dışı bıraktı ve niye bıraktı? O hatta kullanılan direkleri, kabloları, malzemeleri hurda niyetine satmak için mi? Biri çıksın da o hattın niye devre dışı bırakıldığını açıklasın!!!

Kıb-Tek kendimi bildim bilelidir yönetim ve uygulama açısından çok sıkıntılı bir kurumdur ve maalesef ki, kurumsal sıkıntıları devam etmektedir… Böyle giderse, devam da edecektir…

Direklerden bahsetmişken, bir gözlemimi paylaşayım, belki çok sayın KIB-TEK yönetimi zahmet eder de gidip ilgilenir; Sahil boyunca denize yakın dikilen direklerin en az yarısı denizden gelen rüzgarların basıncıyla güneye doğru kısmen yan yatmış vaziyettedir ve bakımsızlıktan yıkılmak üzere olanlar da vardır…

Bunu adanın denize yakın bütün noktalarında gözlemliyorum, en basitinden, Lefke bölgesinde, Cengiz Köy bölgesindeki anayolda, denize yakın olan direklere bir göz atılsa, durumun vahimiyeti ortaya çıkacaktır…

Söylemedi demeyin, kılınızı kıpırdatın da gidip bir göz atın…