Kıbrıs Türk halkı bugünlere hiç de kolay gelmedi. Geriye dönüp bakacak olursak, 19 Şubat 1959 Zürih ve Londra Antlaşmalarını Enosis’e sıçrama tahtası olarak gören Makarios: “1960 Anayasası ile Kıbrıs Türklerine  çok haklar verildi” diyerek Anayasada değişiklikler yapılmasını isteyecekti. Makarios’un, Kıbrıs Türk halkını ‘azınlık’ durumuna düşürmek için 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasında yapmak istediği değişiklikleri Cumhurbaşkanı Yardımcısı Liderimiz Dr. Fazıl Küçük’ün reddetmesi üzerine Makarios 1962’de Ankara’ya kadar gidecek ancak eli boş dönecekti.
Bu gelişmelerin ardından Makarios hayallerini gerçekleştirmek için düğmeye basacak ve de 21 Aralık 1963 Kanlı Noel saldırıları ile Kıbrıs Türk halkını etkisiz hale getirerek Enosis’e giden yolu açmak isteyecekti.. Nitekim, Kıbrıs Türk halkını öncelikle 8 saat içerisinde Lefkoşa’da teslim almayı  ve 24 saat içerisinde de  Ada genelinde  etkisiz hale getirmeyi hedefleyecek ancak bunu başaramayacaktı.
Ne yazık ki o günde NikosSampsonkomutasında binlerce silahlı Rum-Yunan askerleri  Lefkoşa’nın hemen yanı başında yer alan Küçük Kaymaklı’ya büyük çapta gerçekleştirilen silahlı saldırıların sonunda verilen şehitlerin ve yararlıların  yanında binlerce Kadın-Erkek ve çocuk esir alınmışlardı.
Kıbrıs Türk halkını birkaç gün içerisinde dize getireceğine inanan Rum liderliği yanılacaktı. Nitekim Lefkoşa’da hedefine ulaşamayan Rum-Yunan ikilisinin silahlı saldırıları ve katliamları ada geneline yayılacak ve de 11 yıl boyunca devam edecekti.
20 Temmuz 1974 Barış Harekatından  sonra da yıllarca sürecek  toplumlararası görüşme sürecinde  olumlu bir sonuca varılamayacaktı. Başlangıcından günümüze kadar gelen toplumlararası görüşme sürecinde:  Rauf R. Denktaş’ın karşısına sırasıyla Makarios, Kiprianu, Vasiliu  ve son olarak Klerides oturdu.KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş’ın ardından halefi KKTC’nin 2. Cumhurbaşkanı  Mehmet A. Talat, önce Papadopulos ve  sonra Hristofyas’la, KKTC’nin 3. Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu,Hristofyas ve Anastasiadisile  görüşme süreci sonrası KKTC’nin 4. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı da Anastasiadis ile  yıllarca devam eden görüşme sürecinde Rum-Yunan ikilisinin Enosis’e giden yolu açmak istemeleri ve de Garanti Antlaşmalarının iptalini istemeleri nedeniyle başarısızlıkla sonuçlandığı hatırlardadır.
24 Aralık 1963’te Lefkoşa’da Kumsal Bölgesine, 14 Ağustos 1974’te Türkeli’de, Muratağa, Sandallar , Atlılar ve Taşkent’te ve diğer kent ve köylerde yapılan katliamları ve toplu mezarlara konulan  soydaşlarımızı  unutmak  mümkün mü? O günde Muratağa, Sandallar ve Atlılar köylerinde savunmasız 126 Türk kadın, erkek, çocuk demeden ve de Taşkent köyünde 83 vatandaşımız vahşice kurşuna dizilerek  buldozerlerle açtıkları çukurlara gömülmüşlerdi.
Gerçek şu ki, Kıbrıs’ta çözüm 20 Temmuz 1974 Barış Harekatı ile çözümlenmiştir,Kıbrıs ‘ta iki bölgelilik oluşmuştur,  Kıbrıs Türk Halkı anavatanımız Türkiye ile bütünleşmiştir,  15 Kasım  1983’te bağımsız ve egemen devletimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edilmiştir. Şimdilerde olması gereken bu gerçekler ışığında  bir barış antlaşması yapılmasıdır.
İktidarda olduğu yıllarda Hristofyas“ ..EOKA’dan ilham alıyorum, EOKA bize yön veriyor; Makarios’un izindeyim..  Kıbrıs meselesi  işgal meselesidir. Garantilere yoktur. Hedefim, Kıbrıs’ı birleştirmektir, hedefim Türkiye’yi adadan çıkartmak ve de Kıbrıslı Türklerle Türkiye’nin irtibatını kesmektir.” diyordu.
Hristofyas’ın hedefi,  Kıbrıs’ı Helen adasıyapmaktı ve de koşulsuz olarak  direkt Türkiye ile  muhatap olmaktı, Kıbrıs Cumhuriyeti ünvanını   Anavatanımız Türkiye’ye  kabul ettirmekti, ama hedefine ulaşamayacaktı, bu fırsat kendisine verilmeyecekti. Hristofyas: “Türk askerinden kurtulmanın yolu, iki toplumlu federasyonu görüşmek ve oluşturmaktır, ancak merak etmeyiniz, iki kesimli federasyonun uygulanması mümkün değildir” diyerek  Türk askerinden ve garantilerden kurtulduktan sonra iki kesimli federasyonu uygulamak niyetinde değildi.
Rauf R. Denktaş’a göre “Rumlar için tek sorun “Türk askerinden kurtulmak ve Garanti Anlaşmasının lağvı!.. Üniter devlet, tek halk, tek egemenlik diyerek , Rum idaresini meşru hükümet tanıyan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yasa dışı olduğunu vurgulayan BM Güvenlik Konseyi kararları ile  AB normlarına yapışıp kalmalarının nedeni de budur” Kaynak: https://haberkibris.com/c39c1d-2011_01_13.html
Geriye dönüp baktığımızda,1 Nisan 2009’da EOKA tedhiş örgütünün faaliyete geçişinin 54. Yıl dönümü coşku ile kutlanırken Başpiskopos Hrisostomos:“EOKA’nın Yunanistan’a bağlanmamızı öngören Enosis mücadelesini  yeniden gündeme getirelim” demişti..Hrisostomos, “Halkımızın 1955’den beri arzu ettiği ancak maalesef 1959 Zürih ve  Londra Anlaşmalarıyla başaramadığını başarmak için tek yumruk olalım. Birlik ve beraberlik içinde bunu başarabiliriz” diyordu.
Gerçek şu ki; ABD, İngiltere ve diğer büyük güçler,1963-1974 yılları arasında Kıbrıs sorununa gerçekçi bir teşhis konulmuş olsaydı, Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir siyasi çözüm mutlaka bulunabilirdi.
Bu gün dahi  Rum-Yunan ikilisi hala daha   Megali-İdea hayalleri ile yaşamaya devam ediyorlar. Kıbrıs’ta günümüzde var olan gerçekleri Rum-Yunan ikilisi kabul etmek durumundadırlar. Rumlarla siyasi bir çözüm adına kendimizi aldatmayalım.Bağımsız ve egemen devletimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne sahip çıkmazsak, Anavatanımız Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünden vazgeçecek olursak Kıbrıs Türk halkı  Girit misali yok olmaya mahkum olacaktır. Dahası,  Anavatanımız Türkiye  denizlere    açık bir ülke olmaktan çıkacaktır. 
Gerçek şu ki; 4 Mart 1964 tarih ve 186 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı yanında,  ilerleyen yıllarda alınan 541 ve 550 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararları, Yunanistan’ın 1981’de    AB’ne üye bir devlet olması ve  Rumların da 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti olarak  1 Mayıs 2004 itibarı ile AB’ne üye olmaları   Rum-Yunan ikilisinin  Kıbrıs’ta  geri adım atmalarına engeldir. Dünden bugüne Rum-Yunan ikilisi AB’ne üye olmanın avantajlarını kullanıyorlar.
Sonuç olarak; dün olduğu gibi günümüzde de Rum liderliği“Kıbrıs meselesi 1974’te  Türk istilası ile başladı” yalanı ile  dünyayı kandırmaya çalışmaktadır.   Esasında Rum liderliğinin  bu yalanı “Hedefimiz Kıbrıs’ı Birleştirmektir” sözünde saklıdır. 
Rum-Yunan ikilisinin  hedefi, Kıbrıs Türk halkını topraksız ve devletsiz bırakmaktır.  Rum’un hedefi Kıbrıs Türk Halkını bağımsız ve egemen devletimiz KKTC’den ve de siyasi eşitlik ve egemenlik haklarından mahrum bırakmaktır, ‘azınlık’ hakları ile ‘sözde’ Kıbrıs Cumhuriyetine  yamalamaktır.
Kıbrıs Türk halkı olarak,  bağımsız ve egemen devletimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne sahip çıkalım.Bir anlaşma adına Anavatanımız Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinden vazgeçtiğimiz gün,  Girit misali yok olmaktan kurtulamayız.
Kıbrıs Türk Halkı olarak , bağımsız ve egemen devletimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni yaşatmakta ısrarlı ve kararlı olmayacak olursak, tanınma istemeyecek olursak, bu yolda adımlar atmayacak olursak Kıbrıs Türk halkı olarak Girit misali yok olmaya mahkum olacağız.
Kıbrıs Türk Halkı olarak hedefimiz bağımsız ve egemen devletimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini yaşatmak ve tanınmasını sağlamak olmalıdır..
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sen Çok Yaşa..