Kıbrıs Rum basınında (Cyprus Mail) geçtiğimiz günlerde yayımlanan bir köşe yazısı, Rum tarafının yıllardır sürdürdüğü dışlayıcı tavrın sınır tanımadığını bir kez daha açıkça ortaya koydu. İngiliz futbolunun önde gelen kulüplerinden Liverpool’un Türk Hava Yolları (THY) ile yürüttüğü forma sponsorluğu süreci, bir Rum taraftarın kaleminden derhal boykot çağrısına dönüştürüldü. Yazıda, Türk bayraklı bir kurumun kulüp formasında yer almaması gerektiği savunuluyor, Kıbrıs meselesi öne sürülerek taraftarlar bu formayı satın almamaya davet ediliyor.

Bu çıkışı yalnızca bir taraftarın kişisel hissiyatı olarak değerlendirmek sahadaki gerçeği görmezden gelmek olur. Ortada çok açık bir niyet vardır: Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve onu destekleyen çevreler, yıllardır Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne uyguladıkları haksız tecrit yetmezmiş gibi, şimdi de doğrudan Türkiye’nin küresel ölçekteki meşru varlığını ve kurumlarını hedef alan bir baskı zemini oluşturmaya çalışmaktadır.

Kıbrıs Türk halkı bu refleksi çok iyi bilmektedir. Hafızalar henüz çok tazedir; daha geçtiğimiz ay, bu yıl dünya devi FC Barcelona’nın resmi akademisinin KKTC’de çocuklar için bir futbol kampı açacağı duyurulmuştu. Ancak duyurularda Kuzey Kıbrıs lokasyon bilgisinin açıkça yer almasından son derece rahatsız olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve fanatik siyasi çevreleri derhal harekete geçti. İspanya nezdinde yürüttükleri yoğun diplomatik baskılar ve engellemeler neticesinde, sırf Kuzey Kıbrıs’ın adı ve varlığı görünür oldu diye masum çocukların katılacağı o kamp apar topar iptal ettirildi. Çocukların spor hakkına ve Kuzey Kıbrıs’ın haritadaki varlığına dahi tahammül edemeyen bir ambargo anlayışıyla karşı karşıyayız.

İşte o gün KKTC’deki çocukların sahaya adım atmasını engelleyen zihniyet, bugün yönünü doğrudan Türkiye’nin uluslararası başarılarına çevirmiştir. Dünyanın en fazla noktasına uçan, Türkiye’nin saygın küresel markası Türk Hava Yolları’nın Liverpool gibi bir dünya kulübüyle masaya oturmasını sindirememektedirler. Kuzey Kıbrıs’ı dünyadan koparmak için uyguladıkları soyutlama politikasını, bu kez Türkiye üzerinden uluslararası spor camiasına dayatmaya kalkışmaktadırlar.

Oysa uluslararası spor dünyasının ve modern ticaretin dinamikleri, bu dar kalıplarla sınırlandırılamaz. Geçmişe bakıldığında durum çok daha net anlaşılacaktır: Aynı FC Barcelona, 2014 yılından itibaren tam sekiz sezon boyunca formasında Türkiye’nin bir diğer köklü markası Beko’nun logosunu taşımıştır. O dönem bu iş birliği hem Katalan kulübüne hem de dünya futboluna değer katmış; küresel vizyonun ve profesyonelliğin spordaki en doğal parçası olmuştur.

Dün Lefkoşa’daki bir çocuğun spor sahasına çıkmasını engelleyen bu yasakçı akıl, bugün THY’yi boykot çağrılarıyla geri adım attırabileceğini düşünmektedir. Oysa spor, toplumları ayrıştıran değil birleştiren bir mecra olmalıdır. Ne Kıbrıs Türk halkının haklı varlığı bu tür engellemelerle silinebilir ne de Türkiye’nin küresel kurumları böylesi temelsiz girişimlerle yolundan çevrilebilir. Rum tarafı sporu siyasi hesaplarına alet etmeyi sürdüredursun, hem Türkiye’nin hem de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ayrılmaz bir parçası olan tüm Türk markaları ve değerleri uluslararası arenada hak ettiği yeri almaya, bayrağımızı dünya sahnelerinde taşımaya devam edecektir.