Rum toplumu lideri Hristodulidis ile KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın haftalık görüşmeleri sıklaşarak görüşmeler daha sık bir araya gelme kararı aldılar. Bu görüşmelerden pek bir şey çıktığı yok. Yapılan görüşmeler esasa dair görüşmeler değil esasında. Yine de taraflar görüşmeye devam ediyorlar. Liderlerin “iyi niyet misyonu” çerçevesinde her gün görüşseler ne olacak, onu düşünüyorum. Bu görüşmeler BM Genel Sekreteri Guterres’in liderlerden isteği sık sık görüşmeleriydi. Şayet bu görüşmeler Guterres’i mutlu etmek adına yapılıyorsa bu görüşmelerin başladığımız noktadan bugüne kadar olduğu gibi yerinde sayacak. Guterres’e saygımız büyük ama, olmayacak duaya da amin demek olmaz.

27 Ağustos 2026 tarihli Halkın Sesi gazetemizde manşetten verilen iki haber vardı. Bu haberlerden birisi liderlerin görüşmeleri sıklaştırmaya dairdi. Ayrıca liderlerin karşılıklı çekilmiş resimleri yer alıyordu.

Diğer haberse “ELAM’ın yeni hedefi KKTC’deki üniversiteler”e dairdi.

Bundan başka son günlerde gündem olan dünyaca ünlü müzik gruplarının ve sanatçıların KKTC’de konser vermelerini engellemedir. Bunların bazılarında başarılı oldular, bazılarında olamadılar. Önemli olan önümüzde iki fotoğrafın olmasıdır. O fotoğraflardan birisi hiçbir şey yokmuş gibi Hristodulidis’in summak dayı gibi koltuğuna kurulması ve sıkılmadan Erhürman’la görüşerek barış havarisi kesilmesidir. Bu nasıl bir iyi niyet, bu nasıl mutlu bir gelecek umudu?

KKTC’deki üniversiteler dünyaya açılmışlar, binlerce üçüncü uyruklu talebe okutmuşlar, hatta bazı üniversitelerimiz dünya sıralamasında üst sıralarda yerlerini almışlar. Mesela o listeye giren üniversitelerimizden birisi Yakın Doğu Üniversitesi’dir. İşte Rumlar bunu hazmedemiyorlar.

Rumların bitmeyen egoları devam ettikçe KKTC daha da kimliğini dünyada pekiştiriyor. Kıbrıs sorununu ve Rumları bilmeyenler de öğrenmiş oluyor.

İkinci Harekattan sonra Denktaş-Kleridis görüşmelerinde askerlerimiz harekete geçerek özgürlük hattımızı çizmişler ve artık Türkler kuzeye, Rumlar da güneye yerleşmişlerdir.

Bilindiği gibi Cenevre’de çeşitli öneriler sunmuştu Türk tarafı ve Rumlar bunların hepsini ellerinin tersi ile itmişlerdi. Yani Birinci Harekat’ta ele geçen topraklar sınırlıydı. Rumların Cenevre önerilerini reddetmesi, tamamen kuzeydeki Rum topraklarının Türklerin eline geçmesine vesile olmuştu. Tabii ki Türklerin güneydeki toprakları da Rumların eline geçmişti, Nüfus Mübadele Anlaşmasından sonra.

Kleridis’in Denktaş’a söylediği bir söz vardı.

“Keşke bize sunmuş olduğunuz haritalardan birisini kabul etseydik. Kabul etseydik, binlerce Rum, kuzeyden güneye geçmez ve mallarına da hükmederlerdi.”

Bu hatırlatmadan sonra Rumlar sanırım son kez “keşke” kelimesini kullanarak pişmanlıklarını dile getirecekler, Kleridis gibi. Bunun nedeni belli.

Dünya üzerinde büyük güç haline gelen ve hala iyi niyetini koruyan Türkiye, Rumların uzlaşmazlığını ve çözüm olanaklarının kalmadığını görerek, yana yana iki egemen devlet formülünü masaya koymuştur. Bu gün elimizde iki alternatifimiz var Kıbrıs sorununun bitmesi için.

Ya yana yana iki devlet formülü hayata geçecek, ya da KKTC tanınmaya gidecek. Bu iki alternatiften birisi kabul görür Türkiye kararını uygulamaya geçerse, bu işin artık dönüşü olmaz ve yoktur da. Yani Rumların federasyon temelinde çözüm hayalleri de bitecek. Bir gün bu yazımı Rumlara hatırlatacağım. Ve Hristodulidis de “keşke” diyerek hatıralarını yazmaya başlayacak.

Geçen hata Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman uluslararası kuruluşlara üç tane mektup postaladı. Bu mektuplar, Türklere yapılan izolasyonlar ve haksızlıklara dairdi. Tufan Hoca da hem Rum liderle görüşüyor, hem onları dünyaya şikayet ediyor ve hiçbir sonuç elde edemiyor.

Tufan Erhürman’ın mektupları bana Dr. Küçük ve Denktaş’la çalıştığım dönemleri hatırlattı. Bu iki önemli lider ve devlet adamı zamanında, Erhürman’ın yazdığı üç mektup gibi yüzlercesini göndermiştik. O günlerde yazışmaları ve gönderileri unutmak mümkün değil. Tufan Erhürman yanlış mı yaptı? Hayır! Yanlış yapmadı, doğru yaptı. Lakin zamanla Erhürman da masadan kalkacak ve Hristodulidis’e “Sizden ne köy olur, ne de kasaba” diyecektir.

Tufan Erhürman’la Ersin Tatar arasında bir nüans farkı vardır. Ersin Tatar bütün Cumhurbaşkanlığı döneminde “Egemenliğimiz tanınmadan masaya oturmak yok” derken, geçekten Rumlarda herhangi bir değişiklik ve iyi niyet görmeyince masaya oturmamıştır.

Tufan Erhürman ise masaya oturmuş ve Nasrettin Hoca’nın yoğurdu göle çalması gibi ya tutarsa kabilinden” bir tavır içinde liderler görüşmesinden medet ummaktadır. Tufan Hoca’nın umutları nedir?

Federasyon temelinde bir çözüm mü? Bu ifadeyi ağızına almıyor ama görüşmelere katılmakla da Rumları oynadıkları uzatma politikasında yüreklendiriyor.

Yani her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Ama Bu böyle gitmez.

Rumlar bütün cephelerimizi yıkmaya devam ediyorlar. Üstelik Hristodulidis yarım Kıbrıs’larıyla “Kıbrıs Cumhuriyeti bizim edinimimizdir” diyor.

Kısacası her gün görüşmeler her gün yapılsa ne olacak? Hele bir Erhürman resti çeksin bakalım Rumlarda değişiklik olur mu olmaz mı bir görelim.

Rumlarla anlaşma fikirlerine kuşlar bile güler. O bakımdan Rumların gerçek yüzündeki maskeyi düşürmek lazım.

Artık iş bu noktaya geldikten sonra, top Tufan Erhürman’da.