Kıbrıs Türkü’nün en önemli bireylerinden birisiydi Dr. Şemsi Kâzım. Herkesin Allah’a olan borcu gibi, o da günü gelince borcunu ödemiş oldu. Maalesef sevgili Dr. Şemsi Kâzım’ı kaybettik. Onu son yolculuğuna uğurlarken de birçok anı geçti aklımdan.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşunda Türk ve Rum Cemaat Meclisleri oluşmuştu. Kurucu Başkan Denktaş’ın en büyük özelliği, toplumda temayüz etmiş, sevilen ve sivrilen insanları belirlemesi ve onları siyasetin içine çekmesiydi. Dr. Şemsi Kâzım de o belirlediği kişilerden birisiydi. İlk TCM seçimlerinde Denktaş, Dr. Şemsi’nin seçilmesini sağlamış ve o oluşumda onu TCM Asbaşkanlığına getirmişti. Artık onun elinin altında çok sağlam ve kendisine bağlı bir TCM milletvekili vardı.
21 Aralık 1963 olayları sonrasında Dr. Şemsi Kâzım da, diğer değerler gibi Genel Komite’de yer almıştı. Genel Komite, Kıbrıs Türkü’nün yapılaşmasının ilk çekirdek idari, siyasi, ekonomik, sosyal ve hukuksal temellerini oluşturan en önemli organdı. Tarih beni, o zor günlerde hem Dr. Küçük’ün Özel Kalem’i yaptı, hem de Genel Komite Sekretaryasının bir elemanı yaptı.
O toplantılardan birinde Kıbrıs Türkü’nün o acılı günleri atlatması için çareler aranıyordu. Genel Komite’nin bir toplantısında Dr. Şemsi Kâzım, Türkiye’nin bir garantör devlet olarak adaya askeri müdahale yapmasını temin için ortaya bir fikir atmıştı. O fikir aynen şöyleydi.
“İçinde bulunduğumuz durumdan kurtulmak ve halkımızı huzura kavuşturmak için, Türkiye’yi askeri operasyon yapması ve Girne’ye çıkarma yaparak Girne ile Lefkoşa arasında bir koridor oluşturmak için bir hareket yaratmalıyız.”
Bu öneri üzerine Genel Komite üyeleri değişik değişik yorumlar yapmışlar ve gündem o yönde değişmişti. Tabii Türkiye o günlerde herhangi bir askeri operasyona hazır değildi. Sadece Türk jetleri Rumlara korku salmak ve Rum saldırılarını sonlandırmak için birkaç ihtar uçuşu yapmışlardı.
Genel Komite tutanaklarının müsvettesini bütün üyelere tek tek dolaşarak onlara yeniden okutma ve düzeltme veya çıkartma görevleri de bana verilmişti. Bu toplantının tutanaklarını Dr. Şemsi Kâzım’a götürdüğümde o söylediklerinden rahatsız olmuş olacak ki, söylemiş olduklarını tamamen silmiş ve tutanak müsveddesini bana geri vermişti. Kendisine onun üzerine şöyle demiştim.
“Şemsi Bey, bütün toplantıda konuşulanlar, sizin ortaya attığınız fikir üzerinde döndü ve zapta geçildi. Bence bu fikirlerinizi ihtiva eden öneriyi tutanaklarından çıkaramazsınız” dediğimde “olsun sen bunu aynen sekretaryaya teslim et” demişti.
Şemsi Bey’den ayrılıp Genel Komite’ye döndüğümde Dr. Küçük bana sormuştu.
“Şemsi herhangi bir düzeltme yaptı mı söylediklerine dair?”
Ben de durumu aynen Dr. Küçük’e nakletmiştim. Dr. Küçük’ün yüzü değişmişti.
“Hayır efendim, öyle şey olamaz. Söyledikleri aynen kalacak.”
Nitekim tutanaklar öyle basılmıştı.
Genel Komite tutanaklarını her zaman, Türkiye Başbakanı’na, Genel Kurmay Başkanı’na, TC Lefkoşa Büyükelçisi’ne ve Kıbrıs Türk Alayı Komutanı’yla Bayraktar’a gönderirdik. Bir de o tutanakları Ankara’da sürgün yaşayan Rauf Denktaş’a gönderirdik.
Geçen zaman içinde “Dr. Küçük’le Geçen Günlerim” adlı biyografik, siyasal ve toplumsal eserimi, her gün tutmakta olduğum günlük sayesinde bitirdim ve bastım.
O çalışmamda TCM Asbaşkanı olarak Denktaş’la Dr. Şemsi Kâzım’ın Denktaş’a yazmış olduğu haber dolu mektuplarından da yararlandım. Denktaş hatıralarında herşeyi anlatmıştır. Bir de Denktaş-Dr. Küçük yazışmaları elimin altındaydı. O zor günler, Dr. Küçük’ün en zor günleriydi. Bir dönem oldu Dr. Küçük’le Şemsi Kâzım’ın arası epeyce açılmıştı. Bütün yaşadıklarım o kitapta vardır.
Aradan zaman geçince Dr. Şemsi Kâzım’la telefonlaşarak buluşmuş ve kendisine o kitabımı takdim etmiştim. Çok mutlu olmuştu. O an benden hayatını anlatan hatıralarını yazmamı istemişti. “Böyle bir kitabı ancak sen yazabilirsin. Çünkü herşeyi bizimle birebir yaşayan kişi sensin” demişti. Ancak o kitabı yazma şansım olmadı.
Şemsi Bey’in son milletvekilliği sürecinde kendisine güçlü bir destek vermiştim. Lakin parti içindeki klik, onu siyaset sahnesinden silmek için canla başla çalıştılar ve onda da başarılı oldular.
1963 olayları başladığında Bayraktar ilk talimatı ona vermişti.
“Bütün TMT’cilere haber sal, bütün silahlar gömüldükleri yerden çıksın ve mücahitler cepleherde mevzi oluştursun.”
Nitekim öyle olmuştu. 1963 mücadelesinde mücahitler ve silahlar, Kıbrıs Türkü’nün direnmesinde ve mücadelesinde çök önemli rol oynadı.
Dr. Şemsi Kâzım cerrahlığını da sürdürdüğü bir dönemde bacanağım merhum Orhan Rezvan (Özbalıkçı)’ya körbağırsak ameliyatı yapmıştı. Orhan, TMT’nin önemli Bereketçilerden Hikmet Rezvan’ın kardeşiydi. Hikmet silah getirmek için Türkiye’ye gitmiş ve silah yüklü gemisi ile kaybolmuş ve bir kere daha bulunamamıştı. Hikmet Rezvan tarihe şehit olarak geçti. Orhan ve Hikmet’in babası Rezvan dayı ameliyat parasını ödemek için kliniğe gittiğinde Şemsi bey şöyle demişti kendisine.
“Ne parası Rezvan dayı, sizin borcunuz yok. Siz koskoca bir evlat kaybettiniz bu dava yolunda, diğer evlatlarınız devamlı TMT’ye silah taşıdı. Daha bizim size borcumuz var.”
Şemsi bey, öylesine bir önemli bir dava adamıydı. Onu kitaplara sığdırmak çok zor. Allah’tan ona gani gani rahmet, yaslı ailesine sabırlar ve başsağlığı diliyorum. Güle güle güzel ve kahraman insan. Ruhun şad olsun…