Yıllardan beri süregelen Rum itiraflarıın halkasına birkaç yeni halka daha eklendi. Bunlardan birisi Rumların Dışişleri Eski Bakanı Erato Marukki, diğeri de AKEL milletvekili Yorgos Kukumas’ın itiraflarıdır.
Bu Markulli’nin ilk itirafı değildir. Bu konuda kaç tane yazı yazdığımı hatırlamıyorum. Ama epeyce yazı yazmışım.
Markulli Türklere çağrı yaparak “Gelin karşılıklı özür dileyelim. Hayatları böylesine vahşice ve haksızca ellerinden alınan herkesin yasını birlikte tutalım.”
Markulli “karşılıklı özür dileyelim” derken, yine Türklere haksızlık ediyor. Çünkü tek bir Türk, tek bir Rumu yollardan alıp katletmedi. Meçhul mezarlara gömmedi.
Rumlar hala daha kayıplarımız üzerinden politika yapıyorlar. Harekat öncesinde Denktaş, Kleridis’le yapmakta olduğu iki görüşmeler esnasında ona bir soru sormuştu.
“Türk kayıpları ne olacak?”
Kleridis bu gerçeği sert bir şekilde yanıtlamıştı.
“Öyle bir şey yok, uyduruyorsunuz.”
1968’den bu yana tam 58 yıl geçti ve bu zaman zarfında yüzlerce Türk sokaklardan toplanarak, meçhul yerlerde öldürüldüler ve yine meçhul yerlere gömüldüler.
1974’ten bu yana tek bir Türk kaybolmamış ve Rumlar tarafından öldürülememiştir.
Şimdi Markulli olayları sulandırarak, “Karşılıklı özür dileyelim” diyor.
İnsan hayatı bir özür kadar ucuz mu? Dudak arasındaki iki kelime ile acılar unutulur mu?
Yıllar sonra, 17 Ağustos 2026 tarihinde Markulli şu açıklamaları yapmıştır.
“Türk çocuklarını EOKA öldürdü. Türklerin öldürülmesi karşısında hiçbir Rum cezalandırılmadı.”
Markulli Rum liderliğine seslenerek, “Gerçekleri kabul edelim. Karşılıklı özür dileyelim.”
Markulli bilmelidir ki, Türklerin Rumlardan dileyecek özürü yoktur. Rumlar kendi adına özür dilerse diler. Ama onun da anlamı kalmadı. Sadece Markulli’nin itirafları, Türklerin haklılığını pekiştirir.
Markulli sözlerine devam ediyor…
“Empatiyle diğer anlatıyı da dinleyelim ve diğerinin acısı bize dokunsun.”
Bu empatiyi neden yıllarca yapmadılar, sormak lazım. Şayet ilk kayıplarımızı kabul etselerdi ve empati yapsalardı, fanatik Rumları belki frenleyebilirlerdi. Bu konuda Türk Liderliği yüzlerce mektubu uluslararası güçlere gönderdi ama hiçbir şey elde edemedi. Çünkü bütün büyük güçler, Rumların haksızlığına çanak tuttular.
Markulli’den diğer açıklamalar ve itiraflar şöylledir.
“Atlılar, Muratağa, Sandallar ve Taşkent’te gerçekleştirilen katliamlarımız, cazalandırılmayan suçlarımız, söylenmeyen gerçekler, iyileşmeyen yaralar ve dinmeyen acılardır. Gerçekleri kabul etmediğimiz sürece suçları, sessizliğin kuyularında sakladığımız sürece, uçurum genişleyecek, barış inşa edilemeyecek, ortak vatan vizyonu bizi sonsuza dek terk edecek.”
1963-1974 arasında BM Barış Gücü Komutanlarının nezaretinde yapılan toplantılarda kayıplar konusu bir netice vermedi ve gündeme de getirilmedi. O toplantılara eski milletvekili, Liyezon Komitesi üyesi Ümit Süleyman Onan toplantılara katılıyor ve söylediklerine kulak asılmıyordu. Nitekim 20 Temmuz 1974 harekatında savaşta ölen ve yazın socaklarından şişip kurtlanan Rum cesetleri, mecburen hastalık yayılmaması için toplu halde gömülmüştü. İşte o zaman başlamıştı Rum kayıplardan söz edilmesi. Savaşta, kesinlikle masum Rumlar öldürülmemiştir. Sadece savaşırken hayatlarını kaybeden Rumların konusu vardır. Nitekim kayıplar konusu (Türk ve Rum olsun) işte o zaman ciddi olarak ele alınmış ve binlerce kayıp insanın kemikleri toprak altından çıkartılarak laboratuvara gönderilmiş ve DNA sayesinde kimlikler belirlenmişti.
İkinci Barış Harekatı’nın başlaması ile Rumlar; Muratağa, Sandallar ve Atlılar’da toplu katliam yapmışlardır. Güneyde kalan Dohni (Taşkent) köyümüzün 87 Türk erkeği silah zoru ile otobüslere bindirilmişler ve meçhul bir yerde kurşuna dizilmiştir. O katliamdan yara almadan kurtulan Suat Hüseyin gece karanlığında üslere sığınarak yaşadığı travmayı ve Rum katliamlarını basına açıklama yapınca gerçek ortaya çıkmıştı. İşte Markulli’nin bahsettiği Taşkent (Dohni) katliamında ölen ve toprağın altından çıkarılarak sıra tabutlar halinde kuzeyde Türk şehitliğine gömülen kardeşlerimizdir.
Markulli mevcut durumdan ötürü rahatsızlığını şu sözlerle dile getirmiştir:
“Gerçekleri kabul etmediğimiz sürece, suçları sessizliğin kuyularında sakladığımız sürece, birbirimizin acılarını hissetmediğimiz sürece, uçurum genişleyecek, barış inşa edilemeyecek, ortak vatan vizyonu bizi sonsuza kadar terk edecek.”
Gelinen nokta hayal ettikleri ortak vatan vizyonu çoktan sonsuza kadar uçup gitmiştir. Şayet Rumların akılları varsa ve adaya huzur gelmesini istiyorlarsa, yana yana iki egemen devlet formülünü katul ederler. Bu da Markulli’nin kulağına küpe olsun.