Nereden başlayalım?

Yıllardır en hayati kamusal ulaşım hizmetlerini özel sektörün kar hırsına devredip, arkasına bile bakmadan “biz sadece denetleyen makamız” rahatlığıyla konforlu koltuklarına yaslanan devlet vurdumduymazlığından mı başlayalım?

Yoksa deniz yolunu lüks değil, eldeki en ucuz seçenek olduğu için seçen vatandaşın; yıllardır seferlerde sarsıntıdan perişan halde, kusarak, baygınlık geçirerek, çaresizce yaptığı o eziyet dolu yolculuklardan mı başlayalım?

26 yaşındaki bu katamaranın, dalganın yönü ve periyodu karşısındaki davranışının, iki gövdenin farklı yükler altında nasıl zorlanacağının ve stabilitesinin yeterince değerlendirilip değerlendirilmediğinden mi başlayalım?

Geminin gövde yapısının açık deniz şartlarına uygunluğu konusunda ortaya atılan teknik iddialardan mı, FİLOJET’in limandan hangi yapısal ve teknik durumda ayrıldığını sormaktan mı başlayalım?

Hafta sonu bölgeyi vuran şiddetli fırtınanın ardından devam eden deniz koşullarını göre göre, yolcuların daha kalkışta “hava kötü” uyarısında bulunduğu yönündeki anlatımların neden dikkate alınmadığından mı başlayalım?

Gemi su almaya başladığı o kritik dakikalarda köprüüstünde alınan kararlardan mı başlayalım?

Kaptanın tecrübesine ilişkin iddialardan mı başlayalım?

Yoksa uzmanların özellikle incelenmesini istediği geri dönüş manevrasının, swell altında teknenin stabilitesini nasıl etkilediğinden mi başlayalım?

Yolcuların “su alıyoruz” feryatlarına rağmen personelin “bir şey olmaz” diyerek durumu geçiştirdiği yönündeki kazazede anlatımlarından mı başlayalım?

Acil durum prosedürlerinin neden zamanında ve düzenli biçimde uygulanamadığı iddialarından mı başlayalım?

Can yeleklerinin tokalarının bulunmadığı, bazılarının kullanılamaz durumda olduğu yönündeki ifadelerden mi başlayalım?

Tahliye sırasında bazı kapıların açılmadığı ve insanların içeride kaldığı yönündeki korkunç iddialardan mı başlayalım?

İlk dakikalarda kazazedelere özel teknelerin ulaştığı, resmi müdahalenin zamanlamasına ilişkin ortaya çıkan sorulardan mı başlayalım?

Filo Denizcilik’in bu geminin teknik durumu, bakımı, emniyet ekipmanı ve personeli üzerindeki sorumluluğundan mı başlayalım?

Girne Liman Başkanlığı’nın 267 insan taşıyan bu gemiyi hangi kontrollerden geçirerek limandan çıkardığından mı başlayalım?

Kim kontrol etti, kim çıkış işlemini yaptı, kim hangi belgeye dayanarak seyre engel bulunmadığı sonucuna vardı diye sormaktan mı başlayalım?

Yasa size gemilerin navigasyon emniyetini, güvenlik ve teknik kontrollerini ve yolcu taşımacılığının mevzuata uygunluğunu gözetme görevi veriyorsa, Limanlar Dairesi’nin FİLOJET için bu denetim zincirini nasıl işlettiğinden mı başlayalım?

Meteoroloji Dairesi’nin o gün denizin, rüzgarın ve dalganın durumuna ilişkin hangi raporları hazırladığından mı başlayalım?

Hangi uyarıları yaptığı, bu bilgileri limana ne zaman ve nasıl ulaştırdığı sorusundan mı başlayalım?

Limanı, Limanlar Dairesi’ni ve Meteoroloji Dairesi’ni bünyesinde barındıran Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı’nın siyasi ve idari sorumluluğundan mı başlayalım?

Evladını, eşini, annesini arayan insanların hastane hastane dolaştırıldığı, tek merkezden sağlıklı bilgi alamadığı yönündeki şikayetlerden mi başlayalım?

Acısını haykıran insanların karşısına geçip ses yükselten, teselli vermek yerine vatandaşa “terbiye” vermeye çalışan kamu görevlilerine ilişkin anlatımlardan mı başlayalım?

Siz söyleyin, biz oradan başlayalım...

Vatandaş biletini aldı; devletine, limanına, denetimine güvendi ama bazıları evine dönemedi!

Şimdi hangi sorudan isterseniz o sorudan başlayın.
Çünkü cevaplar gelmeye başladıkça o koltuklarınızdan bir bir inerek hem yargı hem de halk önünde hesap vereceksiniz!