Bugün 30 Ağustos 2026, “Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Savaşı”nın 104’ncü yıl dönümü. Türkiye ve KKTC’de çok büyük etkinliklerle kutlanmakta olan bu Zafer Bayramı’nı Mustafa Kemal ve arkadaşları nasıl kazandı, ona bir bakalım…

Sarayda padişah ipleri İngilizlerin ve diğer işgalci devletlerin eline verince İstanbul’dan bir vapur hareket etmişti, Samsun’a. Mustafa Kemal’i taşıyan Bandırma vapuru, büyük mücadelenin hareket noktasıydı. Mustafa Kemal karaya ayak basar basmaz doğu kentlerinde kongreler düzenleyerek halktan bir ordu yaratmıştı.

Anadolu’nun kurtuluşu bu harekete bağlıydı. Batı devletleri ittifak oluşturarak Anadolu’yu kendilerince parsellemişlerdi.

Analar bile cepheye koşuyorlardı. Yaşlı, genç, çocuk demeden herkes cepheye koşuyordu. Bu arada İstanbul’da saltanat süren padişah da Mustafa Kemal’in kellesi için ferman yayınlamıştı.

Büyük Konstantinopoli rüyaları gören Yunanlılar İzmir’i çoktan işgal etmişlerdi bile.

Lisedeki edebiyat hocamız Mehmet Irmak, İzmir’in işgalindeki durumu bize şöyle anlatmıştı:

“İzmir Yunanlılar tarafından işgal edildiğinde Yunan askerleri bizim evi de basmışlardı. Annem 7 aylık hamileydi. Bense küçük bir çocuktum. Delik bir küpün içine saklanmış ve olayları izliyordum. O gün avluda bulunan dedemi öldürmüşerdi. Babamsa Mustafa Kemal’in Anadolu’daki ordusuna katılmıştı. Dışarıda olanları izlerken, hiç gözlerimin önünden gitmeyen ve her hatırladığımda gözlerimden sicim gibi yaşlar boşanırken, Yunan askerleri zavallı annemin süngüyle karnını deşmişler ve hem onu, hem de karnındaki bebeğini öldürmüşlerdi. İçimdeki Yunan kini hiç bitmedi.”

Mehmet Irmak bu acıları ve mücadele günlerini yaşadığı için, Kıbrıs’ta bulunduğu süre zarfında davamıza büyük katkılar koymuş ve yazmış olduğu “İsimsiz Kahramanlar” adlı piyesi sahneye koymuştu.

Bu olay, yaşanan binlerce olaydan sadece bir tanesidir. Karların ve şiddetli yağmurdan top mermisini örten Türk anasının kucağındaki yavrusu ölmüş ama o mermiyi cepheye ulaştırmıştı.

Mustafa Kemal kararı vermişti. Bütün Anadolu toprakları düşmandan arındırılacaktı. Nitekim 26 Ağustos 1922 tarihinde büyük taarruz için emri vermişti.

Emri alanlardan birisi batı cephesinden İsmet İnönü, Birinci Ordu Komutanı Nurettin Paşa ve İkinci Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa idi. Mustafa Kemal taarruz emrini vermezden önce komutanlarla harita üzerinde çalışarak emri vermişti. Atatürk harita üzerindeki çalışma için “Savaş oyunu oynuyorduk adeta” demişti.

Savaş Afyon ve Kocatepe’de başlamıştı. Hani Atatürk’ün Kocatepe’de savaş esnasında dudağındaki sigarası ile çekilmiş resminin yeri. Savaş bütün şiddeti ile 26 Ağustos 1922 günü başlamış ve 30 Ağustos günü Türk ordusunun zaferi ile bitmişti. Bütün bölgelerde düşman kaybetmiş ve dize gelerek Anadolu’yu terke başlamıştı.

Bu savaşın kazanılması güçlü bir iradeye ve güçlü bir inanca bağlıydı. Nitekim o inanç ve o güçlü irade zaferi getirdi.

Atatürk’ün bu savaşlarda Türk askerine verdiği komut, “Size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum”du. Kullandığı en önemli emrin sözleri tarihe geçmiştir. Nitekim Türk askerleri hem savaştı, hem öldü.

Büyük zafer esnasında çekilen görüntüler her şeyi açığa vuruyor. O savaş alanı binlerce Mehmetçiğin damarlarından boşalan kanın bir göle dönmesi ve Türk bayrağının Kocatepe’ye çekilmesi gerçek bir belge haline geldi.

Kendi ülkelerinden binlerce kilometre uzaktan kopup bir başka ülkenin topraklarını işgal etmek kadar acı ve utanç verici bir şey olamaz. Anadolu’yu işgal eden ülkeler bunu yaptı.

Lozan Anlaşması’nda özgür Türkiye’nin sınırları çizilmiş ve artık demokratik Türkiye bir varlık olarak dünyadaki yerini almıştı.

Türk askerleri atlar üzerinde ve ellerinde Türk bayrakları ile İzmir’e girerken, Yunan askerleri de denize dökülmüşlerdi.

O nedenden değil mi ki, Yunanlılar bu hezimeti ve yenilgiyi hala daha hazmedemiyorlar. Bu yenilgi, onlar için en büyük ve tarihe geçen güçlü bir tokattı. Ama Yunanlıların yüzünde eşek derisi var. Hala daha Büyük Konstantinopoli rüyası görerek hareket ediyorlar ve atıp tutuyorlar.

Kıbrıs’taki Rumlar, o milletin piçleridir. Gerek Yunanistan, gerekse Kıbrıs Rumları öyle bir milletin zavallı nesilleridirler.

Girit’teki soykırım da Yunanlıların eseridir. İlle de onların idealleri “Ölü Türk’ün en iyi Türk olduğu” felsefesi ve anlayışıdır.

Büyük Ata’nın bir vasiyet olarak yaptığı açıklamalar, Türkiye’nin muassır devletler seviyesine yücelmesidir. Şimdi gözlerimizin önünde devleşen ve muasır devletlerin seviyesini aşan bir Türkiye vardır.

30 Ağusto 2026 Zafer Bayramı, Türk ulusuna mutlu ve kutlu olsun.