Batı Trakya’nın, 1364 yılında Atalarımız tarafından fethinin ardından elden çıkış tarihi olan 1913 yılına kadar Batı Trakya  toplam 549 yıl Türk hakimiyetinde kalmıştır.  1913’lere gelindiğinde Batı Trakya’nın nüfusunun %79’u Türk, %13’ü Rum’du.  Geriye kalan  %8’lik oranını  ise Bulgarlar, Çingeneler ve Yahudiler oluşturmaktaydı.
Osmanlı Devleti’nin, 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması ile Balkan Müttefiklere bıraktığı geniş toprakların paylaşılmasında müttefikler arasında çıkan anlaşmazlık neticede  29 Haziran 1913’te II. Balkan Harbine neden olmuştu. O günde, Osmanlı Devleti ordusunun  Edirne’ye doğru ilerletilmesinin ardından  21 Temmuz 1913’te Edirne kurtarıldı. Osmanlı Hükümeti, Batı Trakya’da zulme uğrayan  Türkleri korumak için subaylar komutasında gönüllüler gönderdi. Milis Kuvvetleri, 31 Ağustos 1913’te Gümülcine, 1 Eylül 1913’te İskeçe ve çevresi, 2 Ekim 1913’te  Dedeağaç’ı kurtardılar. 31 Ağustos 1913’te Gümülcine’ye  giren kuvvetler, Dersiam Efendi’nin başkanlığı altında “Batı Trakya Muhtar Türk Cumhuriyeti”ni kurdular.   Cumhuriyet olgusu yanında “Kuvva’yı Milliye” adı ve ruhu da ilk kez Batı Trakya bölgesinde oluşmuştur.
 Ancak, Batı Trakya Muhtar Cumhuriyeti’nin İttihat ve Terakki’ye karşı açıkça cephe almasından kuşkulanan yöneticiler, Bahriye Vekili Cemal Paşa’nın Gümülcine’ye giderek sürdürdüğü çalışmalar sonucu ilan edilen Batı Trakya Muhtar  Cumhuriyeti, 25 Ekim 1913’te  57-58 günlük siyasi yaşamdan  sonra tarih sahnesinden çekilmiştir.
Netice itibarıyla 29 Eylül 1913 tarihli İstanbul Antlaşmasıyla  Batı Trakya, Bulgaristan’a bırakılırken   bölgede yaşayan Türklerin hakları güvence altına alınıyordu. O günde %80’i Türk olan Batı Trakya’nın, %5’lik nüfusa sahip olan Bulgaristan’a bırakılması hem bölgede yaşayanların hem de Türk kamuoyunun  kolay kolay kabul ve hazmedebileceği bir durum değildi.
1920’de Müttefikler arası Trakya Hükümeti döneminde yapılan nüfus sayımına göre, Batı Trakya’da 129.118 Türk, 33.904 Rum, 26.266 Bulgar, 1480 Yahudi, 923 Ermeni yaşamaktaydı. Lozan Barış Konferansı sırasında da ayni rakamlar verilmiş olup görüldüğü gibi 1923 yılında Batı Trakya’da Türkler, nüfusun %67’sini, Rumlar %18’ini, Bulgarlar, Yahudiler ve Ermeniler geri kalan %15’ini oluşturmaktaydı.
Netice itibarı ile  Balkan Savaşlarıyla Osmanlı Devletinin  elinden çıkan  Batı Trakya, Batılıların baskı ve siyasi oyunlarıyla  24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşmasıyla Yunanistan’a bırakılmıştır. 1923 Lozan Antlaşması ile güvence altına alınan Batı Trakya Türk Halkının  azınlık hakları, Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan 1926 yılı Atina, 1930 yılı Ankara, 1933 yılı Ankara, 1951 yılı Türk-Yunan Kültür ve  1968 yılı Türk-Yunan Kültür Protokolü Antlaşmaları ile pekiştirilmiştir.
Batı Trakya Türklerinin hukuki statüsünü ve haklarını belirleyen antlaşma ve sözleşmeler, Batı Trakya Türk halkına kendi ana dillerinde eğitim yapmak, okullar açmak, dini ibadette bulunabilmek, hayır ve  dini, içtimai kurumlar kurmak, bunları yönetmek ve denetlemek hakkını vermektedir. Bu hakların yanı sıra Türk azınlığının Vakıf, Müftülük ve eğitimiyle ilgili ilk Yunan  Kanunu, 3 Temmuz 1920 tarihinde, 2345 sayılı kanun ile düzenlenmiştir. Bununla Türk azınlığına okul açma, bu okulları yönetme, öğretmenleri atama, Vakıf gelirlerini azınlık eğitimine tahsis etme , Vakıfları Cemaat idare heyetlerince yönetme, Müftüleri ve Cemaat Yöneticilerini seçme hakları verilmiştir.
Ancak Yunanistan’ın amaçlarından biri  de Batı Trakya Türk Halkının  gelişmesini önlemektir. Bu yüzden, antlaşma  ve kanunlarla garanti altına alınan Türk azınlığın Okul ve  Vakıf hakları, Yunan idaresi tarafından sürekli  baskı altında tutulmuştur. Yunanistan’da  21 Nisan 1967 sabahı gerçekleşen askeri darbe ile Yunan Cuntası iktidara gelince   Batı Trakya Türk halkına    karşı yürütülen siyaset değişerek  Kıbrıs sorununa paralel olarak daha da  sertleşmeye devam etmiştir. 15 Temmuz 1974’te Yunan Cuntası desteğinde Kıbrıs’ta Makarios’a karşı düzenlenen darbenin  Makarios’un yerine getirilen Nikos Sampson’un Kıbrıs Helen Devleti’ni ilan etmesi   ters tepki edecek ve Anavatanımız Türkiye’nin  Kıbrıs’ta gerçekleşen 20 Temmuz 1974 Barış Harekatı ile birlikte  Kıbrıs’a barış ve huzur gelirken, 23 Temmuz 1974’te Yunan Cuntası da iktidarı sivillere bırakacak ancak;  Yunanistan’ın  Batı Trakya politikası ayni kalacaktı.
Mütevelli heyetleri tarafından seçilen Vakıf Müdürleri 1967 yılından itibaren Yunan Hükümeti tarafından atanmaya başlanmıştır. 1968’de Türk Cemaat heyetleri de  hükümet tarafından dağıtılmıştır. Böylece, 2345/1920 Sayılı kanuna ve  24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması’na aykırı olarak eğitim ve dini Vakıflar Yunan Hükümeti’nce denetim altına alınmıştır. 1967 yılından itibaren Türk Vakıflarının gayrı menkul edinmeleri, hatta yıkılan Cami, işyeri, ve evlerin tamir edilmesi yasaklanmıştır. 1989 yılında ise  sayım bahanesiyle , Yunan Yönetimi Türk Vakıflarının bütün varlığına  el koymuştur.
1972 yılında çıkarılan 1109/1972 sayılı kanun ile “Türk Okulları” adı resmen kaldırılmıştır. Takip eden yıllarda da Türkiye’den gönderilen öğretmenlerin, ders kitaplarının, eğitim araç ve gereçlerinin Yunanistan’a girmeleri yasaklanmıştır.  1977’de çıkarılan 694 sayılı “Batı Trakya Müslüman Azınlık Okulları Yasası” ve 695 sayılı “Azınlık Okulları ile Selanik Özel Pedagoji Akademisi Öğretim ve Denetim Yasası” ile Batı Trakya’daki Türk Okulları bütünüyle Yunan devletinin denetimi altına alınmıştır. Bu iki yasa, Türk Okullarının açılması ve  yönetimdeki bütün yetkileri Vali’ye devretmektedir.  Yunan Hükümeti, 1977’de azınlık okullarının mal varlıklarının idaresini de Türk Cemaat Heyetlerinden alarak Eğitim Bakanlığı’na devretmiştir.
1970’li yıllarda, 115’i İskeçe, 147’si Gümülcine ve 17’si Dedeağaç Vilayetlerinde olmak üzere, Batı Trakya’da Türklere ait 279 ilkokul vardı. 1990’lı yıllarda ise Türklere ait 241 İlkokul ve sadece 2 orta dereceli okul kalmıştı!.. Türkiye’deki üniversitelerde okuyan Batı Trakya’lı öğrencilerin Yunanistan’daki üniversitelere nakli dahi kabul edilmemektedir.  Türkler devlet dairelerine kesinlikle  memur alınmamaktadır.  Soydaşlarımızın kendi işlerini açmalarında da büyük zorluklar çıkarılmaktadır. Batı Trakya Türk Halkı  çağdaş eğitim imkanlarından mahrum bırakılmaktadır. Günümüzde Batı Trakya’daki soydaşlarımızın milli kimliklerini uzun vadede eritecek bir eğitim politikası vardır.
Batı Trakya Türk halkı, 2345/1920 sayılı kanuna göre  kendi Müftülerini seçme hakkına sahiptir. Ayrıca  1923  Lozan Antlaşması ile de bu hakları teyit etmektedir. Ancak, Aralık 1990 tarihinde Yunan resmi gazetesinde yayınlanan kararname ile 2345/1920 sayılı kanunu yürürlükten kaldırarak  Müftü seçimini iptal etmiş ve tayine dayalı bir uygulama getirmiştir. Böylece 1913 Atina Antlaşmasının 3. Protokolüne ve  24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşmasına aykırı bir durum ortaya çıkmıştır.
Sonuç olarak;  Yunan Yönetimi, Türk düşmanlığını  milli bir politika, hatta milli bir ideoloji olarak  benimsemiştir. Yunanistan’da hükümetler değişir, ama  Türk düşmanlığı ayni kalırken   Yunan mahkemeleri  çeşitli vesilelerle Batı Trakya  Türk azınlığının  temel insan  haklarına aykırı kararlar almaya da devam etmektedirler.
Yunanistan tarafından Batı Trakya Türk halkına karşı uygulanan bu politikaların başlıca sebepleri arasında; Yunanistan’ın Megali-İdea hedeflerini gerçekleştirme hayali vardır,  Yunanistan’da Türk, Arnavut, Makedon, Bulgar ve diğer azınlıkları ortadan kaldırarak tek bir  Ortodoks Helen Milleti meydana getirme düşüncesi, Batı Trakya’daki Türk varlığını yok ederek asırlarca  Türk yurdu olan bölgeyi, Yunan toprağı haline getirmek vardır.
Dünden bugüne  yer alan tüm baskılara rağmen Batı Trakya Türk Halkı, günümüze kadar  kendi milli benliklerini muhafaza etmeyi ve ayakta kalmayı başarmışlardır. Batı Trakya Türk Halkı gelecekte de  Türk kültürünü, dilini, adet ve geleneklerini sürdürmeye ve Yunan baskılarına karşı varlıklarını korumaya  devam edeceklerdir.
Bu vesileyle 24 Temmuz 1995’te Gümülcine’nin Susurluköy mevkiinde şaibeli bir trafik   kazasında aracına traktör çarpması sonucu yaşamını kaybeden ,  Batı Trakya Türklüğünün önderi, insan hakları savunucusu, eşsiz kahraman Dr. Sadık Ahmet’i  ve dava arkadaşlarını, Türklük davası için mücadele eden Batı Trakya Türk halkını saygıyla selamlıyorum..
Kaynak:1- Doç. Dr. İlker Alp, Batı Trakya Türkleri; http://www.atam.gov.tr/sayi-33/bati-trakya-turkleri
Kaynak:2- Doç. Dr. Hikmet Öksüz, “Batı Trakya Türkleri”, s.3, Çorum, 2006