Bu yazının, acının henüz bu kadar taze olduğu bir dönemde son derece rahatsız edici olduğunun farkındayım.

Üstelik mevcut siyasi konjonktürde bu değerlendirmeyi yapmanın getirdiği belli riskler de var. Uzun zamandır şahsıma yönelik üretilen mesnetsiz iddialar ve belli bir siyasi yapıya yakın durduğuma dair yaftalamalar göz önünde bulundurulduğunda, bugün Erhan Arıklı hakkında yazacağım her cümlenin farklı yerlere çekilebileceğini biliyorum. Ancak tüm bunları göze alarak, kamuoyunda istifa beklentilerine karşı duruşunu netleştiren Bakan Arıklı’ya bir köşe yazarı olarak görüşlerimi aktarmak ve tarihe not düşmek isterim; çünkü bazı şeyleri tam da böyle zamanlarda, tüm çıplaklığıyla konuşmak gerekir.

Sayın Arıklı;

"Yetki kimdeyse sorumluluk da ondadır."

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı sizin sorumluluğunuzdaysa, FİLOJET faciasının ardından o bakanlığın denetim mekanizmasında, Limanlar Dairesi’nde, liman yönetiminde veya bunlarla bağlantılı herhangi bir kamu mekanizmasında bir eksiklik ortaya çıkarsa, bunun siyasi sorumluluğundan kaçamazsınız. “Sistem zaten eskiden beri böyleydi” demek bu gerçeği değiştirmez. Öte yandan, sistemin kökleşmiş yapısal sorunlarını görmezden gelmek de büyük bir haksızlık olur.

Bugün tartıştığımız kamu kurum ve kuruluşlarını, mevcut devlet yapısını hiçbir siyasi lider tek başına kurmadı. Bu ülkede liyakatsizlik, siyasi atamalar, kayırmacılık, vurdumduymazlık ve kurumsal çürüme dün başlamadı. Hükümetler değişti, bakanlar değişti, koalisyonlar kurulup yıkıldı ama devletin kılcal damarlarına kadar işlemiş bu kronik yapı yerinde kaldı.

Bir bakanın o yapının başına geçmesiyle her şeyin bir gecede düzelmeyeceği açıktır, fakat tam da bu noktada ikinci ve daha büyük bir sorumluluk başlar:

O yapıya direnebildiniz mi?

Göreve geldiğinizde Limanlar Dairesi’nde ve bakanlığınıza bağlı kritik yapılarda neyi değiştirdiniz? Hassas makamlardaki isimleri liyakat esasına göre mi belirlediniz, yoksa mevcut düzeni devam mı ettirdiniz? Yeni atamalar yaptıysanız hangi objektif ölçütleri kullandınız? Önünüzde yıllardır devam eden bu köhne düzen karşısında ona teslim mi oldunuz, yoksa dönüştürmek için samimi bir irade mi ortaya koydunuz?

Bu soruların cevaplarını kamuoyu gibi ben de net olarak bilmiyorum. Bilmediğim unsurları şahsınıza birer suçlama olarak ithaf etmem doğru olmaz. Ancak ortadaki acı sonuç, deniz ulaşımındaki denetim ve idare düzeninin çok ciddi biçimde sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır.

Bir gemi battı ve insanlar hayatını kaybetti. Aileler günlerdir denize bakarak yakınlarından gelecek acı bir haber bekliyor. Bu insanların her biri hepimizin ciğerini yaktı. Bundan sonra “benim kusurum yok”, “şirketin hatası”, “kaptanın ihmali”, “memurun eksikliği” gibi tartışmaların arkasına saklanmanın kimseye faydası yoktur. Adli sorumluluğu bağımsız mahkemeler belirleyecektir. Siyasi sorumluluk ise tamamen farklı bir olgudur. Bana göre böylesine ağır bir facianın ardından, sorumlu bakan olarak istifa etmeniz gerekir.

İstifa etmek, suçu peşinen kabul etmek demek değildir. Tam aksine, “Ben bu kurumun başındaydım. Yürütülen soruşturmanın üzerinde hiçbir siyasi gölge, hiçbir soru işareti kalmasını istemiyorum. Gerekiyorsa kenara çekiliyor ve hesabın sonuna kadar sorulmasını bizzat talep ediyorum” diyebilecek siyasi olgunluğu göstermektir.

Sizin ısrarla “istifa etmeyeceğim” çizgisinde kalmanız yalnızca şahsınıza, partinize ve size inananlara zarar vermiyor; çok daha büyük bir taktiksel tehlikenin kapısını aralıyor.

Kulislerden sızan bilgilere göre, büyük ortak UBP'nin üst düzey kademelerinde şu sıralar sessiz ama derinden bir hareketlilik yaşanıyor. Görevden alınmanız ya da geniş çaplı bir kabine değişikliği kartının, tamamen bu krizden siyasi bir rant devşirmek amacıyla masaya sürüldüğü iddia ediliyor. UBP içindeki belli odakların, tabanın ve kamuoyunun nabzını ölçmek, toplumsal öfkeyi kendi lehlerine bir siyasi kazanca dönüştürmek adına yoklama yapmaya çalıştığı konuşuluyor.

Eğer bu hamleler karşılık bulur ve senaryo onların istediği gibi gerçekleşirse, ortaya son derece tezat bir siyasi tablo çıkacaktır. Yıllardır bu ülkenin yönetiminde aslan payına sahip olan, devlet mekanizmasının hemen her kademesinde derin bir geçmişi bulunan UBP; bir anda facianın ardından “gereğini yapan”, “siyasi sorumluluk alan”, “halkın sesini dinleyen” tek aktör görüntüsüyle sıyrılacaktır.

Sanki bu devlet düzeninin oluşumunda hiç payları yokmuş gibi... Sanki yıllardır yapılan liyakatsiz atamalar başka bir ülkede gerçekleşmiş gibi...

İstese de istemese de, yapay gündemlerle toplumu yoklayanların bu planlarına zemin hazırlayan yine sizin takındığınız tavırdır. İşte tam da bu yüzden bu oyuna itiraz ederim. Çünkü FİLOJET faciasının faturası yalnızca tek bir bakana kesilip dosya kapatılırsa, asıl sistem tartışmasını ve kalıcı reform fırsatını bir kez daha kaçırmış oluruz.

Bakanlığın sorumluluğu varsa sonuna kadar ortaya çıkarılsın. Şirketin, kaptanın, denetimi yapanın, belgeyi düzenleyenin veya kontrol görevini ihmal edenin sorumluluğu neyse hukuken tescillensin. Ama yıllardır bu sistemi besleyen ve yöneten siyasi yapıların hiçbiri bir gecede "ak kaşık" haline gelmesin.

Sayın Arıklı;

Tam da bu nedenle sizin şahsi siyasi geleceğinizden çok daha büyük bir kurumsal sorumluluğunuz var. Koltuğunuzu korumaya çalışırken bu facianın bütün siyasi yükünü üzerinize topluyorsunuz. Bu tavır, sadece sizi ve partinizi zayıflatmakla kalmayacak; yıllardır devam eden sistemsel çürümenin faturasının, tıpkı bundan önceki skandallarda olduğu gibi, tek bir kişinin üzerine yıkılarak sistemin bütünüyle aklanmasına zemin hazırlayacaktır.

Eğer bu trajedinin sonunda, mevcut düzenin en güçlü mimarlarından biri olan herhangi bir siyasi yapı, sahnelenen bu kamuoyu yoklamalarının neticesinde kendisini bir “kurtarıcı” veya “kahraman” olarak yeniden pazarlama fırsatı bulursa, bu yapay tabloyu toplum vicdanı kabul etmez, edemez.

Bu acının üzerinden hiç kimse siyasi bir başarı hikâyesi yazmamalıdır!
Ne YDP, ne UBP, ne de bir başka parti...

Şu an yapmanız gereken koltuğa tutunmak değil, siyasi sorumluluk üstlenmektir. Aynı zamanda bu facianın üzerinin “bir bakan gitti, mesele kapandı” denilerek örtülmesine de izin vermemektir.

İstifa edin.

Giderken de bütün sistemi beraberinizde sorgulatın. Belgeleri kamuoyuna açın, denetim raporlarını masaya koyun, geçmişten bugüne yapılan atamaları deşifre edin. Kim ne zaman, hangi kararı verdi; hangi gemiyi kim kontrol etti, hangi eksiklikler sümen altı edildi; hepsinin ardındaki gerçeklerin ortaya çıkmasını talep edin. Çünkü bu faciada kaybettiğimiz insanların bizlere yüklediği sorumluluk, bir bakanın veya bir partinin siyasi geleceğinden çok daha büyüktür.

Mesele sadece sizin koltuğunuz değildir.
Mesele, yitip giden canların ardından bu ülkenin gerçekten hesap sorabilme yeteneğine sahip olup olmadığını tüm dünyaya gösterme meselesidir.