Cenazeler ne kadar önemlidir sizin için ya da düğünler?

Evlat sahibi olmuş bir ana babaya “Allah analı babalı büyütsün” demekten erinir misiniz?

O gün kederli gördüğünüz mesai arkadaşınıza “İyi misin?” diye sormaz mısınız?

İhtiyar komşunuzun poşetine el vermez misiniz?

Şayet kilonuz el verseydi ve düzenli ilaç kullanıyor olmasaydınız, kanınıza uyan bir tanıdığınıza yaşaması için kan vermez miydiniz?

Hepsi bir yana, selam yahu...

Asansörde, mağazada, kaldırımda hasbelkader burun buruna geldiğiniz birine tebessümle bakıp, sürecin uzunluğuna göre bir “merhaba” demez misiniz?

Kıbrıs’ı güzel yapan nedir bilir misiniz?

En sık karşılaştığımız yerden örnek vereyim size:

Yaya geçidinde şoförlerin durup yayaya yol vermesi...

Ambulans gördüğünde araçların fermuar düzeni alması...

Zorunlu olmadıkça korna çalınmaması...

Yardımseverliği...

(Ki buna birçok kez, defalarca şahitlik ettim)

Kıbrıs'ın insanları kendi halinde, sofrası açık, içten ve samimi insanlarıdır.

Ben Kıbrıs’ı böyle tanıdım.

Hiç tanımadığım insanlar kucak açtı bana bu topraklarda.

Hiç unutmam...

Hamileliğimin son dönemlerinde, ağustos sıcağında üzerime giyecek bir şey bulamayınca kocamın atletleriyle dolanıyordum evde.

Tek maaş tabii...

Onca masrafın içinde, geçici bir süre için talepkâr da olmadım eşimden.

Balkondan balkona selamlaştığımız Nurten abla hiç unutmam bana tam üç takım anne entarisi almıştı.

Penyeden, tiril tiril...

Çekine çekine getirmişti.

“Bak, biz de giyiniyoruz bundan. Çok rahat. Sana da aldık, bir giyelim.”

Yüzünde anaç bir gülümsemeyle uzatmıştı bana paketi.

Laf aramızda, ağlamıştım mutluluktan.

Bu incelik, bu nezaket beni hüngür hüngür ağlatmıştı ki şimdi bile yazarken çenem titriyor.

Size, sizinle ilgili öyle şeyler anlatabilirim ki kendinizle gurur duyarsınız.

Ben sizi öyle sevdim ki biricik evladımın adını bile Venüs koydum, Afrodit’ten sebep...

Yaşamı boyunca bu izi taşısın diye.

Siz beni pek bilmezsiniz.

Sizi, sizi tanımayanlara anlatabilmek; bu topraklardaki haklarınızı koruyabilmek, varlığınızı görünür kılabilmek için ne mücadeleler veriyorum bir bilseniz...

Sadece ben mi?

Bana göre alnının teriyle işini hakkıyla yapan herkes bugün bu memlekete değer katıyor.

Toprağımızı süreninden hayvanımızı otlatana, asfaltımızı dökenden inşaatlarda tuğlamızın harcını karana kadar...

Emek bir yana, hepimiz vergi veriyoruz.

İkinci ülke uyruklular vatandaşlarla aynı, üçüncü ülke uyruklular ise birçok alanda daha yüksek kesintilere tabi tutuluyor...

Yani hepimizin bir eli devlet kayasının altında.

Aynı hastane kuyruğunda bekliyor, aynı teneffüste koşturuyoruz.

Memleketin ağaları bizi yukarıdan yargılarken, biz aşağıda hâlâ dostuz.

İş arkadaşıyız.

Komşuyuz.

Çocuklarımızın komşu ablası, ağabeyiyiz.

Aynı cenazeye omuz veriyor, aynı düğünde alkış tutuyor, aynı hastane koridorunda birbirimize geçmiş olsun diyoruz.

Çünkü gerçek hayat, kürsülerden ve sosyal medyadan kurulan o soğuk cümlelerden çok daha başka, çok daha sıcak bir yerde akıyor.

Gördüğünüz, okuduğunuz, duyduğunuz, bildiğiniz o nefret dilini kullanan ne sensin, ne yanındaki, ne de öteki...

Bu dili üretenler bambaşka.

Ama bu oyunda sırasıyla birimiz kurbansa öteki müşteki.

Bu oyunu görmeyip öfkesine yenilenlerin kurduğu bencil cümleler yüzünden birbirimizi kaybetmeyelim.

Çünkü bu memleketi güzel yapan, renklerimizle birbirimize dokunuşumuz.

Bir gün aynı sokakta karşılaşacağız yine.

Belki sen bana yol vereceksiniz, belki de ben sana.

Büyük ihtimalle birbirimize yine selam vereceğiz.

Mutluluğumuzu paylaşacak, acılarımıza üzüleceğiz...