Kıbrıs’ta hafızayı ve gerçekleri çarpıtmayı siyaset haline getiren Kıbrıs Rum yönetimi, dün (10 Eylül 2026) soykırımcı İsrail’in Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’u ağırladı.

“Ekonomiden sağlığa, ticaretten enerjiye, altyapıdan eğitime, savunmadan siber güvenliğe ve deniz güvenliğine” kadar, Güney Kıbrıs ile İsrail arasındaki stratejik ortaklık ilişkisinin tüm düzeylerde nasıl güçlendirilebileceğine yönelik görüşmeler yapıldı.

Avrupa Birliği (AB)-İsrail ilişkileri de ele alınan başlıklar arasındaydı. Ziyarete protestolar da oldu.

İki soykırımcı, ilişkilerini geliştiriyor.

Öte yandan, Milli Savunma Bakanlığı (MSB), dün yaptığı açıklamada, Avrupa Parlamentosu Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonunca, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) Türk Silahlı Kuvvetlerini hedef alan sözde bir anıt projesine kaynak ayrılmasının tavsiye edilmesinin, tarihi gerçekleri çarpıtmaya yönelik taraflı yaklaşımın yeni bir örneği olduğunu bildirdi.

Soykırımcılar kol kola yeni ittifaklarla dayanışmasını güçlendiriyor, Avrupa Birliği ve kurumları da Kıbrıs konusunda yıllardır kesintisiz şekilde sürdürdüğü yanlı, hatalı ve tek taraflı tutumunu sürdürüyor

MSB’nin açıklamasında da vurgulandığı gibi, “anıt” girişimi, Kıbrıs Türk halkının yaşadığı acıları ve EOKA terör örgütünün kanlı saldırılarını yok sayarak, Rum tarafının tek yanlı iddialarını Avrupa kurumlarının resmi söylemine dönüştürme çabasından başka bir şey değildir.

Soruyorum; Rumların, Kıbrıs Türklerine yönelik, 1963’te başlayan ve 1974’e kadar süren sistematik saldırıları, kadın-çocuk demeden yapılan katliamları görmezden gelmek, hangi “kadın hakları” anlayışına sığar? EOKA’nın köyleri basıp insanları toplu mezarlara gömmesini unutmak, hangi “eşitlik-adalet-hakikat” kavramıyla bağdaşır?

EOKA’nın 1974 öncesi yok ettiği ve hala aranan Kıbrıs Türkleri var.

Kayıp Şahıslar Komitesi’nin, 24 Temmuz 2023 ile 23 Nisan 2024 tarihleri arasında yürüttüğü kazılarda ulaşılan kalıntılar üzerinde yapılan çalışmalar sonucunda 15 şehidin kimliği yeni belirlendi.

Girne’deki gemi faciası nedeniyle definleri ertelenen 15 şehidin arasında 40 günlük bir bebek, 16 aylık bir çocuk ile 2, 3, 4, 6, 10 ve 12 yaşlarında çocuklar da bulunuyor. 40 günlük bebek…toplu mezarlarda.

Hakikat böyleyken, Avrupa Parlamentosu, Rum-Yunan lobisinin kaleminden çıkan bu sahte tarih yazımına kaynak ayırarak, gerçeğe gözlerini kapatıyor.

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı, bir işgal değil; bir kurtuluştur. KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın ifadesiyle 20 Temmuz, Kıbrıs Türklerinin doğum günüdür.

Rauf Denktaş, 19 Temmuz 2004’te, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarına katılmak üzere KKTC'ye gelen yabancı parlamenter, akademisyen, medya mensuplarına verdiği yemekte şöyle demişti:

“20 Temmuz bizim hürriyet bayramımızdır. Bizim doğum günümüzdür. Çünkü Türk askeri gelmemiş olsaydı, bugün biz burada olmayacaktık. Rum tarafında 10 binlerce Rum komünist olmayacaktı. Bunu kendileri itiraf ediyor.”

Kıbrıs’taki hakikat; Türk Silahlı Kuvvetleri, Kıbrıs Türk halkını yok olmaktan kurtardı, Ada’ya barışı getirdi. Bugün hâlâ yarım asırdır bu barışın teminatı olarak görev yapıyor. Rum tarafının “anıt” adı altında yürüttüğü kara propagandadır.

AB kurumları, Rum-Yunan ikilisinin taraflı siyasetine araç olmaktan vazgeçmeli, Ada’daki tarihi ve fiili gerçekleri kabul ederek KKTC’nin egemen eşitliği ile eşit uluslararası statüsünü dikkate alan adil bir tutum sergilemelidir.