Bu yazımı yazmaya başladığım zaman henüz BM Genel Kurul toplantısı yapılmamıştı. Sayın Recep Erdoğan’ın Genel Kurul’a yapacağı konuşmanın temasını az çok tahmin ederek yazmaya başlamıştım. Nitekim öyle oldu. Genel Kurul’daki konuşması sonrasında yazımı tamamlamış oldum. Bir de Kıbrıs için liderlerin New York toplantısına değinmiş oluyorum.

Liderler, BM Genel Kurulu’nun 81’nci Genel Kurulunu izlemek ve BM Genel Sekreteri Guterres’le son kez görüşmek üzere New York’a gidiyorlar. Şu New York toplantısından da bir netice çıkmayacak. Genel Sekreter yine telkinlerde bulunacak ve iyi dileklerini beyan edecek. KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’la Rum toplumu lideri Hristodulidis, her zaman olduğu gibi “olumlu bir toplantı yaptık” diyecekler. O kadar.

Hani bizde kırsal yörede söylenen bir söz vardır.

“Erik gittik, koruk geldik” dercesine bir söz. Yani, sıfır sıfır elde var hiç. Yine de alışıla gelmiş New York görüşmelerini yapıp Kıbrıs’a dönecekler. Sadece Hristodulidis sözde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı sıfatı ile bir konuşma yapacak.

Bunlar bir tarafa…Esas olan TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Genel Kurul’da yapacağı konuşmadır.

Erdoğan’ın temas edeceği konuları az çok tahmin ediyoruz. Geçmiş konuşmalarında BM Genel Kurul üyesi delegasyonları, KKTC’yi tanımaları davetinde bulunmuş ve bizim söyleyemediklerimizi uygun bir dille ifade etmişti. Cesur, kararlı ve güçlü, bir ifade ile.

Eminiz… Erdoğan, güçlü tezini dünyaya haykıracak.

“Kıbrıs sorunu, ancak yan yana eşit iki egemen devlet formülü ile çözülebilir.”

Guterres bir ara BM Güvenlik Konseyi’ni eleştirmiş ve bu kuruluşun güvenilirliğinin kalmadığı mealinde bir konuşma yapmıştı. Ben de o konuşmasına mealen, bir yorum yapmıştım. Şimdi yine yapıyorum.

BM Güvenlik Konseyinin 4 Mart 1964 kararının mutlaka iptali gerekmektedir. 1963’ten beri yarım Kıbrıs’ı ile dünyayı aldatan Rum liderler, esasında kendilerini aldatmaktadırlar. Dünya da onların yalanlarına inanıyorlar maalesef.

Şu husus bilinmelidir ki, Kıbrıs’ın kuzey ve güneyinde bütün kurumları ile iki devlet vardır. BM Güvenlik Konseyi ise o 4 Mart kararına atıfla Kıbrıs Cumhuriyeti’nden söz ediyor ve Rumlar da bu yalanla savrulmaya devam ediyor.

Erdoğan’ın ısrarla üzerinde duracağı en önemli konunun, İsrail kasabının Filistin ve Gazze halkına yönelik saldırı ve katliamlar olacaktır her halde. Esasında Türkiye, artık eski Türkiye değildir. Özellikle savaş sanayiinde yaptıkları atılımlar, silah üretimleri, sihalar ve uçaklar, tümden Türkiye’nin yükselen değerleri ile dünyanın sayılı devletleri arasında yer alması, bütün gerçek görüntüsünü veriyor. İsrail halkı bunların farkındadır ve devamlı kendi basınlarında yazılar yazarak, Netanyahu’nun Türk gücünün farkında hareket etmesi gereğinden bahsediyor.

ABD’nin destek verdiği ve bir çok devletin tepki gösterdiği İsrail acımasızlığı, Netanyahu’nun şahsında var olan gerçeklerdir. Gazze’yi bombalayan ve civar Arap ülkelerine kafa tutan şu katilin durmak bilmeyen bombardımanını kim durduracak, bunu haykıracak Erdoğan kürsüden.

Evet geldik BM Genel Kurulu Konuşmalarına…

TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tahmin ettiğim gibi o ünlü konuşmasını ve dahalarını yaptı. Bakınız onun söylediklerine.

“Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tescil edilmelidir. Maruz bırakıldıkları gayriinsani izolasyonlar artık son bulmalıdır.”

BM salonundaki delegelerin kulakları sağır mı? Değil ama sağırdır bir yerde.

Bu iş nereye kadar sürecek? Tahammülün de bir sınırı vardır. O sınır noktasına gelince, her şey bitecektir.

TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yürekten teşekkür ediyoruz, davamızı güçlü bir şekilde bütün dünyaya haykırdığı için.