Girne sahilinde yaşanan o meş’um facianın üzerinden tam 21 gün geçti ve o acı dolu bekleyiş hala sürüyor. Hala daha 14 yolcudan haber yok. Bütün yakınların gözleri mavi dalgaların kırıldığı yerde. Ne kadar zor ve ne kadar acı dolu bir bekleyiş.

Bu acılı insanların dertlerini ve acı dolu bekleyişini hepimiz merakla paylaşıyoruz. Onların ateşi bir başka yanar yüreklerinde. Hani derler ya, ateş düştüğü yeri yakar diye. Gerçek öyledir esasında. Yüreğimiz onlarla beraber olmakla beraber, onların yürekleri bir başka ateşle yanar. Hepimiz ne kadar üzülsek de, yine de normal hayatımıza devam ediyoruz. Ya onlar…

İnsanın sinirleri çelikten de olsa, o çelik mutlaka erir ve akar gider. Lakin çaresizlik ve Allah’ın takdirine inanmak lazım. Geçen bu 21 günde araştırma ve kurtarma ekiplerini sorgulamaya hakkımız yoktur. Çünkü onlar bütün olanak ve güçleri ile, gece gündüz demeden kayıplarımızın cesetlerine ulaşmaya çalışıyorlar. Teknolojinin gelişmişliğinde, umutlarımızı yitirmiyoruz. Gece deniz altında projektörlerle, kalın yosun tortuları arasında, kayalıkların diplerinde ve karanlık sularda kayıplarımızı arıyorlar. Bence bu işi yapan fedakâr çalışanların hakları kolay kolay ödenmez. Bir cesede ulaştıklarında onların gözlerindeki ve yüreklerindeki sevinci görebiliyorum. O sevinç, başarmanın sevincidir esasında.

Bugüne kadar meydana gelen deniz facialarında kayıpları bulmak veya kayıplara ulaşmak hayli zor olmuştur. Biraz da şans meselesi haline gelir bu gibi durumlar. Denizin akıntıları hayatlarını kaybeden insanlarımızın cansız bedenlerini kim bilir nerelere ve ne kadar uzaklara sürüklemiştir. Belki bir süre sonra Türkiye’nin güney sahillerine bazı cesetleri vuracak dalgalar. Belki sadece iskeletlerine ulaşılacak. Ulaşılsın artık. Nasıl olsa kayıpların yakınları umutlarını yitirdikçe, acılarını yüreklerine basarak yaşamaya devam edecekler.

Bir annenin feryadı hala kulaklarımdadır. Anne, 14 yaşında kaybolan kızı için şu sözleri sarfederken, gözlerim doldu. “Öylece kızım ellerimin arasından kaydı” diyor kadın. Bir de kızının sözlerini mütemadiyen tekrarlayan kadın şöyle diyor kayıp kızı için.

“Anne elimi bırakma!”

Annesinin elinde olsaydı, boynunu boynuna kenetlerdi. Suyla oyun olmaz. Ne de denizin dalgaları ile.

O anne baba, 14 ve 9 yaşlarındaki evlatlarını beklemenin acısı içinde, “Çocuklarımızı almadan buradan gitmeyeceğiz.”

Bu bekleyiş ne kadar sürecek? Belki haftalarca, aylarca. Belki de elleri boş dönecekler bütün perişanlıklarına rağmen. Bütün dileğim bütün kayıp yakınlarının kayıplarına tez günde ve tez saatte kavuşmaları. Tek dileğim, mevsim kışa girmeden bu kayıplarımızın bulunmasıdır.

Bütün kayıplar bulunduktan ve defnedildikten sonraki acılar da bir başka olacak yüreklerdeki sızı. Esasında yaşananlar tam bir trejedidir. Bir filme konu olacak kadar büyük bir trajedi.

Bütün kayıp yakınları evlerine döndüklerinde kendilerini onların hatıralarına alıştırmalıdırlar. Şifonyerin ve duvarların üzerindeki resimlerine, yatak üzerine bırakılan pijamalarına, birlikte çekilen resimlerine, çocukların okul çantaları ve önlüklerine, hatta karnelerine, doğum günü partilerinin resimlerine ve daha yüzlerce hatıralarına bakarak yaşamaya alışmalıdırlar.

Bu acıları Şampiyon Meleklerde de yaşamıştık. Onların duyguları, arkada bıraktıkları eşya ve resimleri, birlikte geçen günleri hep onların hatıralarında kaldı. Bu faciada yaşananlar şeklen farklı ama esasta, yüreklerindeki sızı aynıdır.

Allah’ın insana verdiği sabır denen bir güç vardır. O acılar sonsuza kadar sürmez ama iz bırakır. O acılar ilk günkü gibi devam edecek olsa, insanlar dayanamaz.

Her şeye rağmen metanetli olmak gerekir. Metanet işte o zaman aşımında insana verdiği dayanma gücüdür.

Her gün haberleri televizyondan izlerken dört gözle bekliyoruz aramadan çıkacak haberleri. Belki diyoruz. O belki de gizli olan umuttur esasında.

Allah o acılı insanlara güç ve sabır versin, demekten başka çaremiz yoktur.