Rahmetli Rauf Denktaş’a, sağlığında “seni bir parkın ortasına gömeceğiz, sonra da yalnızlığa terk edeceğiz” deseler, eminim ki bunu asla kabul etmezdi…
Vasiyetini herkes biliyor…
Bir trafik kazasında kaybettiğimiz oğlu Raif’in yanına “Lefkoşa Kabristanlığı”na gömülmek istiyordu…
Yüce “devlet” bunu kabul etmedi…
Devletin kurucusunu “ailesinden” ayırdı ve “Cumhuriyet Parkı”nın ortasına gömdü…
Bu park; Lefkoşa’nın sayılı yeşil alanlarından biri olmaya adaydı… TC’nin de yardımlarıyla harika bir proje çizdirilmiş, içine havuz, yürüyüş yolları, amfitiyatr, çocuk bahçesi ve daha birçok fonksiyon yerleştirilmişti…
Ancak her işimizde olduğu gibi, bu da yıllarca bitirilememiş, yürüyüş yolları, dinleme kulübeleri dışındaki bölümler “inşaat halinde” yarım bırakılmıştı…
Rauf Bey rahmetli olduğunda, bu parka gömülmesi günlerce tartışılmıştı. Ben; bunun doğru bir seçim olmadığını savunuyordum. Lefkoşa’nın çok sınırlı yeşil alanlarını beton anıtlarla doldurmak, bana doğru gelmiyordu.
Üstelik; Hamitköy tepelerinde bir “yalnız” lider daha vardı. Dr. Fazıl Küçük’ü bir tepenin üzerine defnetmiş, adeta terk etmiştik.
Zaman zaman basında orasının sefil durumunu ele alan haber ve fotoğraflar yayımlanıyordu. İkide bir de bazı açıkgöz fırsatçı işadamları “Devlet yapamıyorsa biz yapalım” diyerek, orada fotoğraf çektiriyor, yalnızlığa terk edilen “lider” üzerinden propaganda yapmalarına fırsat tanınıyordu.
Her iki lideri barındıracak bir “vefa bahçesi” yaratmak, Lefkoşa’ya çok daha fazla yakışacaktı…
Ama ülkeyi yönetenler bunu da başaramadı…
Sonunda; Rauf Bey, resmi kararla Cumhuriyet Parkı’na defnedildi. Uzun süre açık alanda mütevazı bir kabir içinde yatıyordu…
Çok ziyaretçisi vardı…
Özellikle Türkiye’den gelen “turizm turları”nın ziyaret ettiği bir mekan haline dönüşmüştü…
Arkasından bir yarışma düzenlendi ve “anıt mezar”ın yapımına başlandı…
Korkunç bir beton ve demir yığınından oluşan dev bir anıt ortaya çıktı…
Daha önce aynı mekana inşa edilen TMT anıtı ile bütünleştirilerek “kombine” bir tören alanı oluşturuldu…
Ancak; ne yazıktır ki, hem anıt, hem de yanıbaşında yer altında inşa edilen müze, parasızlık yüzünden “yarım inşaat” halinde terk edildi…
Yıllardır bu “yarım yamalak” görüntü, kocaman bir “ayıp” olarak Lefkoşa’nın bağrında duruyor…
Yapmacık küçük çaplı dokunmalar dışında, devletin üst kademesinden hiçbir ciddi katkı olmadı…
Bu anıt; istenseydi hemen bitirilebilirdi. Demek ki birileri istemiyor, engelliyor…
O istemeyenlerin buradaki maşaları da, aile ile birlikte toplumla dalga geçiyor…
Rauf Denktaş’ı “itibarsızlaştırmanın” bu boyutlara geleceğini, üstelik bunu kendilerine milliyetçi denilen kesimin “intikam” duygusu ile yaptığını düşündükçe, kızı Ender Denktaş’ın tüm yakınmalarına hak veriyorum…
Rauf Denktaş’ın oğlu, Serdar Denktaş’ın geçen gün, “Ailemizden Yönetime Son Nokta” başlıklı açıklaması adeta bir öfke çığlığının patlaması gibiydi…
“Babamızın mezarını oradan alıp aile mezarlığına gömmek için mahkemeye baş vuracağız” şeklindeki açıklama, bu ülkeyi yönettiğini zannedenlerin yüzünü kızartmalıydı…
Oysa; Ersin Tatar ile Ersan Saner’in bulduğu çözüme bakınız…
Bütün konularda olduğu gibi “anıt mezarı” da TC’ye havale ettiler…
Saner’in açıklamasına göre, hem Dr. Küçük’ün, hem de Denktaş’ın anıt mezarları askere devredilecek.
Kıbrıslı Türkler’in, toplumsal varoluşlarında etkin rol oynayan iki liderine sahip çıkmaktan “aciz” bir “ümmet toplumu” görüntüsü ise bu iki siyasetçiyi hiç rahatsız etmiyor…
Anıt mezarın TC onayı ve parası ile bitirilmesi, bana hiç de doğru gelmiyor.
KKTC bütçesi bu anıtın mevcut park ile birlikte bitirilmesini sağlayacak maddi kapasiteye sahiptir.
Ayrıca; Lefkoşa Belediye Başkanı Harmancı, bu parkı devralmak istediklerini, aylardır Bakanlar Kurulu’ndan karar beklediklerini açıkladı…
Belli ki; “kayyum” nitelikli idare, belediyeyi değil, askeri tercih edecek…
Şimdilerde; Rauf Denktaş’ın anıt mezarının çevre düzenlemesi yapılmadığı için bu “alan” bütünüyle bambaşka fonksiyonlara kendiliğinden sahne olmaya başladı…
Onlarca köpeğin yaşama alanı olduğu gibi, genç aşıkların buluşma yerine dönüştü…
Mahallenin yaşlı insanları, akşam üzerleri anıtın çevresindeki banklarda buluşuyorlar…
Siyah tenli üniversite öğrencileri topluca geniş beton zeminde futbol oynuyor…
Kay-kay kayan, bisiklet süren çocuklar parkın ve anıtın neşesini oluşturuyor…
Yürüyüşçüler için de park bütünüyle harika bir mekân…
Kısacası kötü yöneticiler, kötü niyetleri yüzünden Cumhuriyet Parkı’nı “atıl” bıraktılar ama, halkın çeşitli kesimleri oraya, hayvanlarla beraber büyük bir canlılık getirdi…
Şimdilerde orası, bu “yarıbuçuk” haliyle bile insanlarla hayvanların kaynaştığı cıvıl cıvıl bir yer oldu.
Park; tereddütsüz biçimde bütünüyle Lefkoşa Belediyesi’ne devredilmelidir. Böylece anıt alanı dışındaki diğer bölümler de değerlendirilmiş, anıtla birlikte park, ciddi bir yaşam alanı haline gelmiş olacak…
Hem yeşili korumak, hem tarihimize vefalı davranmak, hem de Lefkoşa’ya cıvıl cıvıl bir park hediye etmek için en uygun çözüm budur. Lefkoşa’da yeni “askeri bölge”ler yaratmak, bu kente yapılacak en büyük kötülüktür.