Muhalefet olarak başta CTP, yıllar yılıdır elini taşın altına koymadan sadece laf üretiyor, havanda su dövüyor!
Son seçimin hemen ertesi gün UBP, CTP’nin kapısını çalmış ve gelin birlikte bir koalisyon kuralım demişti.
O zaman CTP Genel Başkanı olan Tufan Erhürman anında işin kolayına kaçmış, kapıyı UBP’ye kapatmış, hiçbir sorumluluk almadan Meclis’te oturmayı ve bol kepçeden maaş çekmeyi, muhalefeti de laf olsun torba dolsun modunda yapmayı seçmişti…
Kimse bize hikaye okumasın, eleştirmek kolaydır, iktidardayken yapılan hatalardan muhalefet olarak kendine siyasi hak payı çıkarmak daha da kolaydır…
Bu halk CTP’nin de iktidar dönemlerini unutmadı, unutması da mümkün değildir.
UBP sütten çıkmış ak kaşık olmayabilir, iktidarları boyunca bir ton yanlışa imza atmış olabilir, ama CTP’nin de sütten çıkmış ak kaşık olmadığı, muhalefetteyken eleştirdiğinin on beterini iktidara geldiğinde yaptığı defalarca denenerek öğrenilmiştir, ve hatta, bizzat CTP tarafından öğretilmiştir…
Geçen gün Sıla Usar’ı dinlerken güldüm; Sıla Usar da, ondan önce Tufan Erhürman da liyakatten filan bahsediyordu…
Hangi liyakat, kendi kafanıza göre olanlardan oluşturduğunuz çete usulü takımlardaki şahısların liyakati mi???
Tufan Erhürman Cumhurbaşkanı seçildiği anda liyakat sözü çöpe gitti… Bir örnek vereyim; Cumhurbaşkanlığında Uluslararası İlişkiler Danışmanı Prof. Dr. Hüseyin Işıksal vardı, Hüseyin Hoca öyle çakma akademisyenlerden, çakma profesörlerden, çakma akademisyen çete üyelerinden filan da değildi, aklının çapıyla ve bileğinin gücüyle aldığı çifte doktoralı adamdı, doçentliği ve Profluğu da doğrudan YÖK onaylıydı, ve hepsinden önemlisi, kendisini yetiştirmiş, kendi konusunda gerçekten donanımlı bir akademisyendi… İlk kapıya konanlardan biri oldu!!!
Hani, nerde liyakat? Kendi konusunda Hüseyin Işıksal’dan daha donanımlı biri mi vardı bu memlekette? Olsa bile en fazla Işıksal kadar olabilir, daha fazla değil, ve Hüseyin Işıksal’ın Tatar’ın en önemli danışmanı olması da ahbap çavuş ilişkilerinin sonucu değildi, gerçekten liyat sahibi olmasıydı, Tatar onu bu yüzden seçmişti, yanına çağırmıştı… Tatar’ın danışmanı olması da Erhürman tarafından kapıya konması için yeterli bir sebep değildir…
Ayıptır, günahtır, yazıktır!
Bir taraftan liyakat diyeceksiniz, diğer taraftan liyakatı katledeceksiniz, hem de her fırsatta katledeceksiniz ve utanıp sıkılmadan hala liyakatten bahsedeceksiniz!
CTP’nin geçmişte bu konuda hışmına uğramış olanlardan biri de bizzat benim, hem de öylesine yüzsüzce, ahlaksızca bir hışma uğradım ki, rüyamda görsem inanmazdım… Bugün bile o dosyalar yeniden açılsa, birilerinin çatır çatır hapse girme olasılığı kesindir… Bu yüzden kimse bana hikaye okumasın!
Ha, sonradan CTP’nin ileri gelenleri günah çıkarmaya filan çalıştı ama nafile çaba… Defalarca gördük ki CTP iktidara geldiğinde, hırs ve şımarıklığın, haddini bilmezliğin tavan yaptığı, egoların depreştiği dönemleri olur… Bu yüzden de ilk seçimde şak diye yine muhalefete döner, UBP yine iktidara getirilir.
Ama CTP, muhalefet olarak muhalifliği de pek beceremez, işte birkaç örnek;
CTP şu anda muhalefettedir, ana muhalefet partisi olarak bir kez bile ağzını açıp da şu ufacık memleketin, şu ufacık toplumun en büyük sorunlarından birinin yol geçen hanına döndürülmesidir, memleketin içine doldurulan ne idüğü belirsizler ve sebep oldukları sorunlardır diye bir laf ettiğini duyan var mı???
İthal suç ve suçluların yarattığı huzursuzluk bir tarafa, bunları hapse tıktığınızda, tıka basa dolan hapishanelerde sadece bakımları sebebiyle bu devletin maliyesine her yıl en az 50-60 milyon dolar yük biniyor…
Hadi, ana muhalefet olarak bunu eleştir ve çözüm önerisi getir de duyalım!
Bu ülkede bir avuç sermaye babasının estirdiği terör var, çeteleşmiş tüccarlar resmen ortalığı kasıp kavuruyor, vatandaşı soyup soğana çeviriyor, yarattıkları vurgun düzeniyle piyasaya yapay enflasyon pompalıyorlar…
Hadi, ana muhalefet olarak “serbest piyasa” lafazanlığının arkasına saklanmayın da deyin ki bu ülkede “serbest piyasa lafazanlığının arkasına saklanılarak serbest soygun düzeni yaratılmıştır”, ve çözüm önerinizi de duyalım…
Bu ülkede, sayısını bilmediğimiz kadar kumarhane vardır, sayı olarak bu küçücük ülkeye çok fazla geliyorlar, niye bu kadar sayıları artmıştır, ne işe yararlar, yıllık toplam kazançları nedir, devlete katkıları nedir, nasıl denetlenirler, bilen var mı?
Hadi, ağzınızı açın da bu konuda da bir çift laf edin, durumu anlayalım, önerilerinizi duyalım…
UBP döneminde bazı bürokratların yaptığı yolsuzlukları ve yargılanmalarını siyasi malzeme olarak görüyorsunuz, ama CTP olarak sizin iktidarlarınız döneminde yaşanan rezillikler yüzünden yargılanan bir tek kişi bile yoktu, bu nasıl oluyordu peki???... Siz sütten çıkmış ak kaşık mıydınız???... Sütten çıkmış ak kaşık olduğunuz için mi her iktidara geldiğinizde bu halk ilk seçimde sizi yine muhalefete yolluyor???
Umarım UBP kendi içindeki çürük elmaları ayıkladığı gibi, CTP dönemlerindeki çürük elmaların da peşine düşer ve memlekette sağlam bir temizlik başlar, herkes de akıl koyar, bundan böyle haddini bilmeyi öğrenir…
İşin ilginç tarafı, UBP iktidarları zamanında bir yolsuzluk, bir soysuzluk ortaya çıktığı zaman iktidar bunun yargıya iletilmesine bir engel çıkarmıyor, gidişatına bırakıyor…
Bunu da ilk defa Ünal Üstel döneminde gördük, boynu altında kalan kopsun dedi ve işi gidişatına bıraktı, umarım arkası da gelir, UBP’de sağlam bir temizlik olur.
CTP dönemlerinde ise, bırakın yargıya intikal ettirilmesini, bazı CTPlilerin yediği haltlar ortaya çıktığı anda hem suçlu, hem güçlü, hem kel, hem de fodul olmak ne demekmiş görüyorduk, kızılca kıyamet kopuyordu ve yaygaralar arasında yapılan yolsuzluklar, soysuzluklar şiddetle savunuluyor, sap ile saman birbirine karıştırılıyor, o kaos arasında yapılan yolsuzluklar, soysuzluklar kaynayıp gidiyordu…
En basitinden, hatırlarsınız, eski UBP başkanı Hüseyin Özgürgün’ün yediği haltlar ortaya çıktığında, Özgürgün’ün dokunulmazlığının kaldırılması ve yargıya havale edilmesi için kolları UBP sıvadı, CTP ise şaşkın ördek gibi olanları seyretti, mecburiyetten, kıvrana kıvrana UBP’ye destek verdi…
Ve yine hatırlarsınız, CTP tek başına iktidar olabilmek için sırtını AKP’ye dayadı, UBP’nin içinden birkaç kişiyi “kiraladı”, tek başına iktidar oldu, sonra da azgınlığından her şeyi kafasına giydiğiyle kaldı, iktidardan gidince de sorumluluğu AKP’ye attı, AKP hükümeti bozdu dedi, hem de iki defa…
Aynı CTP, gelmiş geçmiş en temiz ve en başarılı başbakan olan ve üç ayda sergilediği performans ile CTPye rüyasında göremeyeceği bir oy potansiyeli getiren Sibel Siber’i Cumhurbaşkanlığına aday gösterdi, daha birinci tura girilmeden, CTP’nin içindeki işgüzar tayfası “biz ikinci turda Sayın Akıncı’yı destekleyeceğiz” dediler, kendi adaylarına oy vereceklerine, gittiler Akıncı’ya oy verdiler… Balıksı hafızalar unutabilir ama arşiv unutmaz… Sibel Siber CTPye rüyasında görmeyeceği bir fayda sağladı ama CTP içindeki küçük olsun benim olsun çetesi rakip olarak gördükleri Siber için gereğini güzelce yaptı!!!
Şimdi UBP’den erken seçim istiyorlar!
İsteyebilirsiniz, ama önce bu ülkenin sorunlarına çözüm önerilerinizi duyalım… Yok öyle, gelince çözümü de görürsünüz hikayesi!...
Siyasetin lafazanlığa, fırıldaklığa nasıl dönüştüğünü, “dün öyle bugün böyle” hikayesini çok fazla gördük, bu vakitten sonra boş laflara karnımız tok…
Son 15 yılda UBP’nin her seçimde “işe yaramayanları” kendi içinden temizlediğini, hatta yarısına yakınını bile tasfiye ettiğini sürekli gördük, peki CTP kendi içinde işe yaramayanların kaçta kaçını tasfiye etti, temizledi???... Söyleyim, hiçbirini… Tam aksine, Sibel Siber gibi işe yarayanları temizledi, ve nasıl bir ikilemdir ki, Sibel Siber gibilerin sayesinde bugünlere kadar gelebildi, ama bu, böyle devam edecek değildir…
UBP içinde bir temizlik daha olacak, bunun sinyallerini alıyoruz, ilk seçimde sağlam bir temizlik daha olacak…
Ve aldığımız bir sinyal daha var, UBP içinde temizlik başlatılmasına başlatıldı ama şimdi sıra CTP dönemlerinde açılmayan, açılıp da kapanmayan dosyalarda… Şimdi onlar da açılmaya başlayacak, işte o zaman göreceğiz muhalefette oturmanın ve bol kepçeden laf üretmenin sonuçlarını…
Artık “tencere dibin kara, seninki benimkinden kara” diye diye karşılıklı sataşmalar, karşılıklı iftiralar dönemi geçti, kara olanlar temizlenecek, hem de her iki taraftan da temizlenecek, ak pak olanlar da yoluna devam edecek.
Ve gelelim, CTP’nin federasyon sevdasına… Arkadaş, bir dönem hem CTP iktidardaydı, hem de AKEL… Yine bir dönem, hem Cumhurbaşkanı CTP’den Talat idi, hem de AKEL’den Hristofyas… Ayıptır sorması, niye siz iki kafadarlar bu federasyon mederasyon maskaralığını o zaman gerçekleştirmediniz, tutan mı vardı!!!
Mehmetali Talat’ın öfkesini, serzenişlerini, hayal kırıklıklarını en iyi hatırlayanlardan biriyim, kendisiyle hem TV programlarında hem de baş başa bu konuyu defalarca konuştuk, vardığı nokta şuydu; Rumlar iyi niyetli değil, tamamen art niye var, ne yaparsak yapalım ordan oraya kaçıyorlar, istedikleri bir ortaklık çözümü değil, her şeyi istiyorlar, kilise de siyasetlerinde çok etkili oluyor…”
Haklıydı, ve pes de etmişti, bu memlekette öyle federasyon mederasyon çatısı altında bu memlekette bir çözüm olmayacağının farkındaydı, çünkü karşı tarafta öyle bir niyet yoktu…
Tufan Erhürman da seçim öncesi süreçte kafasında nasıl bir çözüm olduğunu hiç açıklamadı, seçim broşüründe de hiçbir net açıklama yoktu, Uğur Dündar ile yaptığı röportajda da net bir soruya tamamen kaçamak, dolambaçlı cevaplar verdi, bir ton laf etti ama bir tonu bir gram etmedi…
Şimdi de yok verimliydi, yok faydalıydı, yok verimsizdi, yok faydasızdı, yok şuydu yok buydu diyerek laf cambazlığıyla işi idare etmeye çalışıyor, ama geldiği nokta tam bir hayal kırıklığıdır… Seçildiği günden beri iki toplum arasındaki sorunlarda, bırakın büyük sorunları, en küçük sorunlarda bile bir santimlik yol alınmadı… Ben şahsen alınmasını da beklemiyordum çünkü “hak” denen şey lafla alınmaz, karşı taraftan da “bedavaya” verilmez…
Hak denen şeyi almak istersen, nasıl alacağını bileceksin, bulanık suda balık avlayarak, olumlu bir şey olursa kendi hanene yazarak, olumsuz bir şey olursa da karşı tarafı suçlayarak, olumsuzluğu karşı tarafa yükleyerek değil, doğrudan hedefe giderek alacaksın…
Adam sana hala saldırıyor, hem de haksızca, hukuksuzca saldırıyor… Tek ayak üstünde envai tür yalan söylüyor, ve en kötüsü, Rum toplumunun çocuklarını da bu kötülüğe alet ediyor, akıl almaz bir şekilde kötülük tohumları ekiyor, saçıyor, sense hala kelime oyunlarıyla oynuyorsun, iki tane kerameti kendinden menkul medya müsveddesinin gazına geliyorsun…
Bırakın bu boş işleri, gerçeklere bakın…
Rum tarafı zıvanadan çıkmış bir şekilde, üstelik de uluslar arası andlaşmalara ve halen devam eden ateşkes kurallarına tamamen aykırı bir şekilde delice silahlanıyor ve güneyi başka ülkelerin askeri üsleriyle, askerleriyle, silahlarıyla dolduruyor, savunmayı geçti, artık saldırı tatbikatları düzenliyor… Hristodulis iktidarı, apaçık şiddetten, kandan, savaştan ve yalandan beslenmeye çalışıyor…
Durum o hale geldi ki, kendi halinde yaşayan, düzenleri, huzurları belli bir noktaya erişmiş, Türk tarafından hiçbir tehdit gelmeyeceğini artık iyice anlayan Rumlar bile Hristodulis’in gidişatından hiç memnun değil, ve serzenişlerini de dile getiriyorlar… Rum tarafı anormal silahlanmadan, silahlanmaya harcanan paralardan ve liderlerinin tavrından şikayet ederken bizim tarafta, özellikle CTP’den ve Cumhurbaşkanı Erhürman’dan bu konuyla ilgili nerdeyse tek kelime duymuyoruz…
Bir tavsiyem olacak… CTP, Amerikan emperyalizminin tescilli uşağı olan PKK’nın siyasi kolu olan, çakma insan hakları havarisi geçinen DEM partinin de sıkı dostudur… Türkiye’deki Kürt kökenli seçmenin sadece üçte biri DEM partiye oy verir, bu kesim bir elleri yağda, bir elleri balda olmasına ve Türkiye’nin kaymağını yemelerine, herkesten çok hak sahibi, mal mülk sahibi olmalarına rağmen hep “haklarımız” diye bağırırlar, en az 50 bin insanın katlinden sorumlu darağacı kaçkını mahlukatı da MHP ile birlikte allayıp pullarlar, kurucu lider filan ilan ederler…
Madem Rum-Yunan-Ermeni lobisinin icadı pkk ve siyasi ortakları ile bu kadar sıkı fıkısınız, bu kadar iyi ilişkileriniz var, hadi buyurun onlarla ilişkilerinizi bir tık daha ileri götürün, taktiklerini çalışın, hatta taktiksel işbirliği yapın, bunu başarırsanız önümüzdeki ilk genel seçimde 26yı bulursunuz… Nasılsa, AKEL ile de işi bağladınız, ya da öyle sanıyorsunuz, ve oldu olacak, Hristodulis’i de bir darbeyle indirirsiniz, memlekete de şak diye federasyonu getirirsiniz…
Garantili iş… Daha önce CTP olarak bu taktiği AKP ile iki kez denemiştiniz, bir de diğerleriyle deneyin, hazır zemin de var, tutacağından eminim…