Beşli Çete’nin elebaşıları; ABD-İsrail ikilisi…

Beşli Çete’nin kullanışlı düşmanları; Rusya ve Çin…

Beşli Çete’nin işini çaktırmadan gördüreni, sahnenin arkasında durup da sezdirmeden çıkarlarını kollayanı; İngiltere…

Beşli Çete’nin yedek lastiği; Fransa…

Beşli Çete’nin en önemli “ticari ve siyasi metası”; siyasal İslam, ya da ciasal İslam diyelim…

İran’da ciasal İslam ABD-İngiltere-Fransa organizasyonuyla iktidara geldi…

Rusya yardımıyla zırcahil mollalar şimdiki modern şartlarda oldukça ilkel sayılacak bir füze saldırı sistemine sahip oldu.

Zırcahil mollalar Çin’e yabeleşe petrol satarak, Çin’e ucuz enerji sağladı, Çin’in ekonomik kalkınmasına büyük katkı sağladı.

Molla çetesi kendilerini bir halt sandılar, ciasal, pardon, siyasal İslam’ın kendi icatları olduğunu sandılar ve kendi kafalarına göre yarattıkları vahşi rejimi bütün bölgeye yaymaya kalkıştılar…

Elbette bundan Türkiye de nasibini aldı ama Türkiye’de ne kadar derin bir yapılanma içine girdiklerini elbette tam olarak bilmiyoruz, ama oldukça derine girdiklerini tahmin ediyoruz.

Bölgede çekirge gibi kanatlanan, “dikenli” kollarını ayak bastığı, gücünün yettiği her yere batıran molla rejimi, tam da istenen kıvama geldiğinde, ABD-İsrail ikilisi tarafından çekirgenin kolları, kanatları kırıldı, paramparça edildi.

Sözde savaş nedeniyle, sadece birkaç dolara mal edilen petrol fiyatları yüz doların üzerine fırladı, işin başında duran Beşli Çete’nin ekonomik ve siyasi sistemlerine doğrudan veya dolaylı olarak bağlı olan enerji tüccarları son birkaç ay içinde yapay fiyat artışları dolayısıyla trilyonlarca dolar vurgun yaparak, tarihin en büyük karlarını elde ettiler, dünya artan enerji fiyatlarıyla fakirleşirken kendileri zenginliklerine zenginlik kattılar, hala da katıyorlar…

Başta ABD dehşetli vurgunlar yaparken, Rusya da ondan aşağı kalmadı, İran’daki molla rejimine yandan destek vererek, can çekişmesini uzattı, İran’ın doğuda yarattığı petrol açığını kendisi kapattı, belirsizlikle geçen her gün de cebine en az 10-15 milyar dolar indirmeye devam ediyor…

Çin’in günlük petrol ihtiyacı en az 17-18 milyar dolar cıvarında… Bu açığı şu anda ABD ve Rus şirketleri kapatıyor, hem de iliğine kadar sömürerek…

E, son yirmi yılda ucuz işgücüyle ürettiği ürünleri dünyaya salıp da dünyadaki piyasalarda dolaşan doların neredeyse üçte ikisini kendi cebine çeken Çin’le ortaklığı biraz daha artıralım değil mi yani!...

Şimdiye kadar gelmiş geçmiş en şımarık ama en akıllı ABD başkanı olan Trump İran ile sıcak savaşı durdurdu, soğuk savaş dönemine soktu, belirsizlikte enerji fiyatlarındaki dehşetli vurgunu devam ettiriyor…

Kalktı, gitti Çin’e 200 tane Boeing uçağı sattı, dahası, Çin ile sözde 30 milyar dolarlık bir ticaret anlaşması yaptı… Mevcut soğuk savaş şartlarında 30 milyar dolarcık ABD şirketlerinin sadece birkaç günlük vurgununa denk gelir… Yani, anlayacağınız bu göstermelik ticaret anlaşması sadece bir şaşırtmacadan ibarettir…

Ama hepsi bu mu? Elbette değil… Kısa vadece 30 milyar dolarlık bir anlaşmayla elini kaptıran Çin, uzun vadede kolunu da kaptırır, sonra da bilmem artık neresini kaptırır…

Çünkü, Çin’in ürettiği her şeyin pazarı batıdadır, para da batıdadır, batıdaki tüketim pazarları olmazsa Çin’deki üretim pazarı olmaz…

Burada, gerek enerji piyasasında gerekse diğer mal ve hizmetlerdeki tüketim piyasasında oyun kurucu Çin değildir, doğrudan ABD ve Rusya’dır…

Gündüz kavga eder gibi görünüp, gece hırsızlığa beraber çıkan ABD ve Rusya ikilisi dünyanın hem silah, hem enerji, hem de ekonomik dengelerini ellerinde tutuyorlar…

Avrupa Birliği bu ikisinin “etki gücü” yanında solda sıfır kalır… İngiltere bu yüzden Avrupa Birliği’nden tüydü ve ABD ile gücünü birleştirdi, AB’den çıkar çıkmaz ABD ile çok sağlam ekonomik anlaşmalar yaptı, kendini garantiye aldı, AB ise İngiltere’nin arkasından ateş püskürdü…

Beşli Çete’nin elebaşı ABD’nin icadı ve en kullanışlı aparatı siyasal İslam sayesinde bütün Ortadoğu bölgesi en az 50 senedir kan gölüne döndü, ama Ortadoğu’da, ve tabi ki Türkiye’de de, yaşanan kaosun getirisi, başta ABD-İsrail ortaklığı olmak üzere, çete üyelerinin cebine bol kepçeden para olarak döndü…

Ha, bu arada, tekrar hatırlatayım, siyasal İslam öyle sanıldığı gibi İsrail icadı değildir, tam tersine, ABD’deki Rum-Yunan-Ermeni lobisinin icadıdır… Bölgedeki çıkar ilişkilerine baktığınızda, siyasal İslam aparatlarının esas hedefinin Türkiye Cumhuriyeti’nin milli bütünlüğünü ve devlet yapısını bozmak, yıkmak olduğunu görürsünüz… Siyasal İslam ve aparatları ise İsrail için sadece “kullanışlı düşmandır”, hepsi o kadar…

İsrail, siyasal İslam ve aparatları sayesinde bölgedeki gücünü artırıyor, genişletiyor…

Buraya kadarı, resmin “makro” düzeyi…

Şimdi gelelim işin “mikro” düzeyine…

Beşli Çete bütün bu düzeni durduk yerde mi kurdu?

Elbette hayır… Önce hedefe aldıkları coğrafyada nasıl bir toplumsal dizayn, nasıl bir siyasal dizayn, nasıl bir ekonomik dizayn yapacaklarını, daha sonra da toplum, ekonomi ve siyaset istedikleri düzeyde olgunlaştıktan sonra ne yapacaklarını, nasıl yapacaklarını, yapacaklarının getirisinin, götürüsünün ne olacağını en ince ayrıntısına kadar hesaplıyorlar.

Dizayn süreçlerine başlamadan önce, daha da derine iniyorlar, hedef toplumun tüm örf ve adetlerini, genel ve bölgesel yaşam tarzını, ailesel ve bireysel yaşam tarzını, toplumun genelinin ve bireylerin tek tek en ince ayrıntısına kadar alışkanlıklarını, kültürel/sosyal/ekonomik/siyasi hassasiyetlerini ve eğilimlerini, beslenme yöntemlerini ve alışkanlıklarını, neyi nasıl yediğini içtiğini, eğitim sistemlerinin en alttan en üste kadar nasıl bir sistemle yürütüldüğünü ve verimini/verimsizliğini, en ince ayrıntısına kadar, kılcal damarlarına kadar inerek öğreniyorlar…

Sonra da hedefe aldıkları coğrafyayı ve toplumu istedikleri düzeye getirmek için ağlarını ilmek ilmek örmeye başlıyorlar…

Bu ağlar yeri geldiğinde şiddet, zorlama, yeri geldiğinde ise yumuşak geçişli “afyonlama” türü yöntemler içeriyor.

Bunun için eskiden toplum içine salınan ve başta eğitim, ekonomi ve siyaset içinde köşe başlarını tutan, akademisyen, ekonomist, hukukçu, siyasetçi, tarikatçı vesaire kılıklarına girmiş, çeşitli alanlarda uzmanlaşmış, yaptıkları işi tereyağından çeker gibi başaran casuslar kullanılırdı…

Şu anda ise, bunların yanında, gündelik hayatta kullanılan teknolojik ürünler başı çekiyor… Başlıca olarak, en kolay yol ve imkanları uçsuz bucaksız, hatta sonsuz olan ve teknolojik ürünlerle birlikte kullanılan medyayı ve türevlerini kullanıyorlar.

Örneğin elinizdeki akıllı cep telefonu tüm yaşam ortamınız için bulunmaz ve anlık veri sağlayan bir istihbarat kaynağıdır… Elinizdeki akıllı saat yoluyla, eğer aldanıp da cep telefonuna bağladıysanız, tüm sağlık sisteminiz anında gerek akıllı saati üreten firma, gerekse akıllı saatin programlarını yapan firma tarafından anında takip edilmektedir, verileriniz anlık olarak işlenmektedir, istihbarati bilgi olarak saklanmaktadır.

Televizyonlardaki abuk subuk diziler, filmler, çizgi filmler, ve hatta şu anda yapay zeka ile üretilen filmler genelde toplumun özelde ise bireylerin bilinç altına sağlamından işliyor, algı ve dizayn operasyonu yapıyor…

Peki, çevremizdeki süper güçler ve teknoloji devleri, kısacası üst akıl dediğimiz akıl, aklımızla, hayatlarımızla, toplumumuzla, ülkemizle istediği gibi oynarken, bizi kendi kurguladıkları sistemlerinin kölesi ve sömürülen metalar haline getirirken biz ne yapıyoruz, ne önlem alıyoruz?

Hiç, kocaman bir hiç, sadece akıl tutulması yaşayıp, çözümün gökten zembille inmesini bekliyoruz…

Kıbrıslı Türklerin eskilerde sıkça kullandıkları, şimdilerde ise yeni neslin tamamen unuttuğu bir özdeyiş vardı, özellikle sindirim ve bağırsak sorunu yaşandığında, bitmek bilmez bir ishal başladığında, durumun vahimiyetini özetlerdi; “İşimiz borudur, boru…”

Maalesef ki, şu anda gerek bireysel olarak, gerekse toplumsal olarak tüm milli, maddi ve manevi değerlerimizin genel durumu ve yaşam ortamımız tam da o durumdadır, yani “borudur, boru…”

Çıkarlarını büyük bir ustalıkla örtüştüren Beşli Çete, yanı kullanışlı düşmanlar çetesi, sözde birbirleriyle gündüz kavga ederken, gece hırsızlığa beraber çıkıp, bizi düpedüz soyup soğana çeviriyorlar, ezip eliyorlar, kanımızdan, canımızdan besleniyorlar, ve hala “kime, hangi akıla” hizmet ettikleri pek bilinmez bazı akıl hocası geçinen “köfte beyinliler” televizyon kanallarında, sosyal medya köşelerinde, siyaset sahnelerinde Trump “köşeye sıkıştı” diyebiliyorlar…

Vallahi ben de Trump olsam, ben de böyle köşeye büyük bir keyifle sıkışırdım, köşeden de kıs kıs gülerek, hem dünyanın aklıyla alay ederdim, hem de temsil ettiğim çıkar dünyasının cebini tepe tepe doldururdum…